Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
173
 

Fransız Parlamentosu'nun soykırım kararı; düşünce özgürlüğüne karşı insan hakları

Fransız Parlamentosu, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915 yılında ülkesinde yaşayan Ermeni toplumuna soykırım yaptığını reddetmeyi suç sayan bir karar aldı.

500'e yakın üyesi olan bir parlamentonun 50 üyeli bir toplantıyla karar alması ne kadar Fransız Parlamentosu'nun iradesini yansıtır tartışılır.

Tarihi olaylara ilişkin yargıların bir parlamentoda karara bağlanmasının ne kadar anlamlı olduğu tartışılır.

Tarihi bir olaya ilişkin düşünce ve görüşlerin meslekten uzmanlara bırakılıp bırakılmayacağı tartışılır.

Hakkında karara varılan bir olayın aslında ne olduğu tartışılır.

Bu yazıda bunların hiçbirini tartışmayacağım.

Burada, Fransız Parlamontosu'nda alınan bu kararı, kendi bakış açısıyla baz alarak, onun başka bir ilke ile çatıştığını ileri sürerek, bu çatışmanın gerekçe ve sorunlarına değineceğim.

Alınan karar şöyle bir kabüle dayanıyor olmalı: (Bir devlet, bir topluma karşı, o toplumun tümünü yok etmeye yönelik hareket etmiş, bu amaçla çok sayıda insanı öldürmüş, öldürülmesine aracılık etmiş, ya da vesile olmuştur. Bunun adı katliamdan ötedir. Bunun adı soykırımdır, insanlık suçudur.

Bir insanlık suçunu, bir soykırımı ifade etmek, ona karşı mücadele etmek gerekir ki yeni insanlık suçları işlenmesin ve varsa suçluları cezalandırılsın.

Tarihsel olgulara dayalı bir olayın elbette tarihçiler tarafından yorumlanması çok önemlidir. Ancak politik güçler de bu konuda aktif ve etkin olmalıdır. )

Olgunun gerçekliğine kani olsak bile, böyle bir düşünce, bu konu hakkındaki düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırır.

Yani insanlık suçlarına karşı gelmek üzere hareket eden iyi bir düşünce, başka iyi bir düşünce ile çatışır.

Herhalde, kuşkusuz, 'bunun bir soykırım olduğu kesindir, kimse bunun tersini söylecek durumda değildir' gibi bir yaklaşım, tam da düşünce özgürlüğü ilkesinin karşı geldiği bir yaklaşımdır.

Burada ilkeler çatışması ortaya çıkar. İlkeler çatışmasında yapılacak  şey, iç tutarlılığı denetlemektir. Yani iki ilkenin bağlı olduğu bir üst ilkeye bakmak gerekir.

&

Bu noktada hasbelkader bu yazıyı okuyan bazı kişiler, alınan kararın 'düşmane, taraflı, tarihi olayları çarpıtan, sınırını aşan, politik' vs. diye itiraz ederek, o dönemde bazı olayların olduğunu ama bunların savaş esnasında kaçınılmaz olduğunu, ya da ihanete karşı yapılabileceğinin bu olduğunu söyleyebilir.

Bütün bu itirazlar konu dışıdır.

&

Ben ilkeler çatışması olduğuna kaniyim. Alınan karar ister politik ve düşmane olsun isterse olmasın beni ilgilendirmiyor, ben o kararın zayıf yanına değil güçlü yanına bakıyorum. Güçlü yanı da, insanlık suçlarına karşı gelmek gerektiği savıdır.

&

Bu karar gerçekten de düşünce özgürlüğünü ihlal ediyor mu?

Düşünce özgürlüğü adı üzerinde, düşünce niteliğini içeren her türlü düşüncenin özgürlüğünü içeriyor.

'Düşünce özgürlüğü' diyoruz, 'insanlık lehine düşünce özgürlüğü' demiyoruz.

Çünkü aslında hangi düşüncenin insanlık lehine olup olmadığını bilemeyiz.

(Gerçi bu noktada, ilkeleri belirlerken neyi baz almamız gerektiği sorusu da ortaya çıkar. Ba da başka bir problemdir. Tanrıyı mı baz alalım, dünyayı mı baz alalım, evreni mi baz alalım, insanı mı baz alalım, aklı mı baz alalım, kutsal kitapları mı baz alalım?)

O nedenle, her türlü düşüncenin özgür olması gerekir. Bir düşüncenin diğer düşüncelere göre daha doğru ve iyi olup olmadığını bilmenin kriteri yoktur.

F.P'nin kararı hiç kuşkusuz bu ilkeyi ihlal eder. Olabilir ki, olgu ne kadar sarih olursa olsun, bir kimse, bu olayın bir soykırım olmadığını, elinde bulgu/bilgi olduğunu söyleyebilir. Ama kanun gereği bunu yapamaz. O zaman gerçekler ortaya çıkamaz.

Peki gerçeklerin ortaya çıkmasına ket vuracak bir gerçekçilik anlayışı (bir soykırımın varlığını, kanuni düzeyde bile kabul etmek ve yaptırıma bağlamak anlayışı) ile nasıl bağdaşır?

Gerçekçilikten hareket ediyorsun, ama gerçekçiliğe karşı geliyorsun!

F.P'nin kararı bu nedenle, iyicil olsa bile, -bu onun savanın güçlü yanı olarak kabul ediliyor- çelişkilidir.

Politika hiç kuşkusuz, tarihsel olaylarda dahi, olayı tarihçilere bırakmak zorunda değildir.

Herkes, varoluşa, kendi varlığı ile bakar ve bakmalıdır. Tarihsel bir olaya, tarihçi tarih bilimi metodolojisi ile bakar, filozof yaratıcı ve eleştirel düşünce ile bakar, sosyolog kültürel açıdan bakar, psikolog kitle psikolojjisi açısından bakar. Politikacı da toplumu yönetmek üzere, topluma karşı işlenen suçlara yaptırımlar getirmek, onlara karşı kanunlar koymak üzere bakar.

F. P'nin aldığı kararın gerekçesi, alınan kararla kendi kendini yok eder. Düşünce ve vicdan özgür olursa gerçekler ortaya çıkar çünkü.

1915'te bir soykırım olduğunu düşünüyorsan, bunun bilgisini, tezini ortaya koymana canı gönülden evet, ama bunu yaparak, başka türden insanlığa karşı suç işleyeceksen ona da yürekten hayır!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 467
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1001
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster