Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '17

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
120
 

Fulbrıght Programı ve Türkiye

Fulbrıght Programı ve Türkiye
 

ABD'nin Fulbright programının mucidi (!) Senator J. William Fulbright İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkeler arası ortak bir anlayış geliştirmek amacıyla kanun teklifi sunmuş, barışsever (!) Amerika senatosu teklifi oy birliği ile kabul ederek dünyadaki "silahlı çatışma potansiyeline karşı bir adım atmış"(!) İsmet İnönü, 27 Aralık 1949'da Amerikalılarla eğitim anlaşması imzalayarak Amerika'nın bu insani (!) programına katkı sağlamış... Keşke programın ilk Türk talebesi İsmet İnönü olaydı, malum; “okumanın yaşı yok!” denir, böylece Amerikalı dostlarıyla daha sık görüşürdü...

Gelelim işin gerçek boyutuna! Meseleyi Türkiye açısından değerlendirmek gerekirse, gerçek şudur;

Türk Milli Eğitim Sistemini Gayrimilli yapan 27 Aralık 1949 Fulbright Eğitim Anlaşması

27 Aralık 1949 tarihli;

“Türkiye ve ABD hükümetleri arasında Eğitim Komisyonu kurulması hakkında Anlaşma”nın en önemli özelliği, Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçiminin saptanması ve iş için gerekli giderleri karşılama yöntemlerinin belirlenmesidir. Belirlemeler aynı zamanda, Amerika’nın Türkiye’ye göndereceği, uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adı altındaki personel için de yapılmaktadır. ABD’ye, Türkiye’de “yardım” edip “işbirliği” yapacak, geleceğin “Türk” yöneticilerini yetiştirmek üzere, Amerika’ya götürülecek olan Türk öğrenci, öğretim ve kamu görevlilerinin konumları da bu anlaşmayla belirlenmektedir.

Sözü edilen birinci madde şöyledir;

“ ‘Türkiye’de Birleşik Devlet Komisyonu’ adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yöntemini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır.”

Kurulacak komisyonun yetki, işleyiş ve oluşumu ilgili olarak 1.1 ve 2.1 alt maddelerinde şunlar vardır:

“Türkiye’deki okul ve yükseköğretim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmek… Komisyon harcamalarını yapacak veznedar ve bu işi yapacak şahsın atanması ABD Dışişleri tarafından uygun görülecek ve ayrılan paralar, ABD Dışişleri tarafından tespit edilecek bir depoziter veya depoziterler nezdinde bankaya yatırılacaktır.”

Türkiye’de Birleşik Eğitim Komisyonu kuruluşunu belirten anlaşmanın 5. maddesi çok önemlidir;

 -“Komisyon, dördü T.C. vatandaşı, dördü ABD vatandaşı (ikisi mutlaka CIA ajanı olmuştur) olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.”

Yıllarca ülkenin sorunlarının baş sorumlusu Demokrat Parti iktidarı görülmüş ve pek çok davadan yargılanan ve suçlu bulunan Adnan Menderes Amerikancı diye idam edilmiştir. Ama ikili anlaşmalar gösteriyor ki, Amerika’ya ilk olarak kapıyı açan İsmet İnönü’dür. Adnan Menderes’in de yanlışları vardı ama siyasi davalarda idam kararı sorunları çözmez bilhakis daha da içinden çıkılmaz hale dönüştürür. Ancak mühim olan o kapının açılmamasıydı. Bu ülkede Türk tarihinin doğru anlatılmamasına, Amerikan kültürünün bizim kültürümüz gibi gösterilmesi meselesine gelince, sebebi yukarıda belirtilen anlaşma maddelerinden anlaşılacağı üzere 27 Aralık 1949’da Amerika ile imzalanan eğitim anlaşmasıdır. Öğretmenler bu gerçeğin farkına varsalardı, tarihi doğru kaynaklardan öğrenip, en doğru şekilde anlatabilirler ve en önemlisi de eğitim sistemimizi milli olmaktan çıkaran bu anlaşmadan gelecek kuşakları kurtarmak için çaba harcayabilirlerdi. Ama bu defa, “komünist” olmakla suçlanabilir ve “komünist propagandası” yapmaktan sürülebilir, sonunda da işlerinden kovulabilirlerdi. Tarihte bunun örnekleri mevcut yani bu “düzen”e başkaldıranlar, karşı çıkanlar, eleştirenler “komünist”likle suçlanmışlar ve işlerinden atılmışlar. İçlerinde komünist olanlar da vardı; -Sabahattin Ali gibi- ama onlar Atatürk’ün istiklal anlayışını savunmuşlar, tam bağımsızlık ilkesinden yana olmuşlardı. Şunu belirtmek gerekir ki, “komünizm tehlikesi” Amerika’nın, Avrupa’nın uydurmasıdır. Türkiye’de hiçbir zaman böyle bir tehlike olmamıştır. Tarihte bu sömürü düzenine karşı çıkanların başlarına gelenler, onlardan sonrakilerin korkup susmalarını gerektirmiyordu, gerektirmiyor. İşini kaybetme korkusuyla susup, “düzen”in istediği gibi olmak nereye kadar!

OKTAY SİNANOĞLU:

-“Dünyadaki en berbat; bunu herkesin bilmesi lazım dışarıda herkes biliyor. Dünyada en berbat orta, lise falan eğitimi halk okulları ki büyük çoğunluğu o, %99’u. En berbat olan ülke yani sıfırın altında -200 mü dersin, -500 mü tam bir rezillik Amerika’dır. Şimdi böyle bir ülkenin danışmanları Türkiye’nin milli eğitimini dünyanın en iyisinden biriyken orta, lise falan biz öğrenciyken dünyanın en rezili haline getiriyor. Peki, o zaman şunu sorarlar, niye buradan kimse çıkıp da bu adamlara; “ya sizin ülkenizdeki eğitimin ne halde olduğunu herkes biliyor. Siz önce lütfen kendi eğitiminizi düzeltin de yani bize niye akıl vermeye çalışıyorsunuz?’ Hatta bunlara şey demek lazım, ‘teşekkür ederiz bize çok yardım ettiniz, hadi güle güle Jo’ falan deyip sırtına bir tane vurup bunları sepetlemek lazım! Sonra hatta bunlara, ‘dur şimdi biz kendimizi toparlıyoruz o zaman size de yardımcı oluruz eğitiminizi düzeltmeye’ demek lazım! Korkmayın bir şey olmaz! Kendinize güvenin, haysiyetiniz, şahsiyetiniz, kimlik duygunuz, vatanseverliğiniz, milletseverliğiniz varsa bunları rahatça söylersiniz.”

Öyle ki Amerikalılar Türkiye’de komisyon kuruyor, komisyonun masraflarını da Türkiye’ye yüklüyor! Paranla üstelik kendi ülkende rezil olmak böyle bir şey! Fulbright anlaşması Türkiye’nin yüreğine saplanmış bir hançerdir. Onu söküp atmak gerek. Bu da, ancak kültürümüze uygun milli eğitim sisteminin kurulmasıyla mümkündür.

Atasözlerimizin dediği gibi, taşıma suyla değirmen olmaz. Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez!

“Bu eğitimi, bu kafaları, gönülleri bu sömürge ruhluluktan, sömürge sisteminden kurtarırsak Türkiye’nin bütün sorunları çözülür. Onun, bunun itip kaktığı, dünyada gülünç duruma düşmüş ülke olmaktan çıkarız.” OKTAY SİNANOĞLU

           

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 34
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 24.06.15
 
 

Kitap okuyan, araştıran, yazan, doğruların ve bilginin peşinde olan, inandığı değerleri savunan K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster