Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
120
 

Futbol üzerine...

 

"Karşı balkonda koca bir "çubuklu" asılı; yenilince asar oradaki çocuklar, galip gelince değil..."
İslam Çupi

 

Böyle gelmiş, böyle gidemez!


Hınçtan taşlaşmış yumruklar, bir ihtimal muştaya dönmüş kinler, ihtimalin de ötesinde tüyleri diken diken eden saklı bıçaklar, yalnızca yakası açılmadık değil, pantolon düğmeleri de açılmış küfürler...
Hikaye anlatmayı bırak diyenleredir; Ali Şeraiti'nin dediği gibi, "sizi rahatsız etmeye geldim."

Arka sokaklardan gelen asgari ücret çocuklarının bir tutamlık sevinçlerinin kursaklarında kalıp, hançerelerinde küfüre dönmesinin vebali kombineli koltuklarında, localarında kasılanların omuzlarında yük olmalıdır. Ama nerede, onları kışkırtan ve şiddete yöneltenlerdir aslında onların çoğu ve siyasete bulanmış parmaklarının gösterdikleri hedef.


Bir zamanlar kalecilik yapan A.Camus'un "ahlaka dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim; çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi" dediğinin tersine, biz futboldan öğrendiklerimizi ve ahlaka dair ne varsa unutur olduk...
Oysa topun geleceği köşe çoktan belliydi...

 

"Aslında futbol basit bir oyundur, zor olan da budur." Futbol aslında bir zayıf halka oyunudur, ayak oyunudur bir adı da.
Siyasi ayağı nerede diye sormayayım ama, artık sahanın dışındaki ayaklar tarafından oynanan, takımının yenilgisi bir küçük çocukta göz yaşlarına dönen, galibiyeti delikanlıları sırtlarında formaları birahanelerde küfürlü tezahüratlara kaldıran...
Yenginin, yenilmenin bile bir namusunun olduğu zamanlarda balkona asılan formalar, bunların kepazeliğe dönüşmesiyle artık giyilemez oldular.

 

Görünen köy kılavuz ister mi?

 

Yönetimler dozu ve şekilleri farklılıklar gösterse de futbolu, gündemi değiştirmek ve genel olarak da kalabalıkları uyutacak bir afyon olarak kullandılar ve kullanıyorlar. Paranın kiri bulaştığı her yeri kirletiyor...
Uygulanan politikalar sonucu her yer piyasadır, öyleyse futbol sahaları piyasanın dik alası olmalıdır. Herşey metadır, meta olan herşey parayı verene satılır. Öyleyse kombine, loca, forma, flama gibi futbol da satılmalıdır. Stadlar büyük bir rand alanıdır, bu rantı sömürmek isteyen ağzı sulu güçler ve futbol lejyonerleri rekabeti bilerek spor ruhunu, insani boyut ve hedefleri dışına, saha dışının karanlığına taşımışlardır. Bir borsa dalgalanmasıdır artık futbol, bir borsa figüranı...

 

Bir zamanlar kenar mahalle sokaklarının açıldığı boş arsaların tozlarında koşuşturan yoksul genç ayakları, şimdilerde sahaların çim zeminlerinde nazlı, ya sakatlanırsam endişesiyle sekiyorsa, bir amatör ruhun profesyonelliğin bol kazançlı poker masası hilelerine yenilişinin, bir mahalle maçında futbolun F'sinden habersiz formalı, kramponlu tek topun sahibi zengin çocuğunun sırf bunun için kaybetme pahasına santrafora konmasının sonucudur.

 

Bir zamanlar emeğin kutsallığını düstur edinmiş kale arkası asgari ücretli, vefakar taraftarın şimdilerde giderek lumpenleşmesi, stadların yemekli, viskili localarında bir komprodor azınlığın anlayışında değerin matlaşıp metalaşması çelişkisidir. Aslında çoğu takımımızın son yıllardaki serencamı,
etkisizleştirilen "sol kanat" kombinasyonlarının, bir orta saha karmaşasında ayak oyunlarına, "başarı için her yol mubah" anlayışına yenilgisinin tarihidir.
Şimdilerde Avrupa'nın göbeğinde yeleklerle simgeleşen haksızlığa başkaldıran "sarı"nın, Fenerbahçe formasında teslimiyetin rengine dönüşmesini izlemenin dayanılmaz hüznüdür şimdi yaşanan...

 

Değerlere sırtını dönmüş bir kapitalizmin, uzun süre, gözlük camları ardında bir hesap makinesi sinsiliğinde parlayan bakışlarında yansıyanlar, futbolun ver kaçları değil, takımların borsa değerlerinin iniş çıkışları ve görece "marka değerleridir."

"Yerli ve milli" düsturunu stadlarda sahiplenir görünmek, hemen tamamına yakınının lejyonerlerden oluşan futbol takımlarına ulusal marşı gürültüler içinde her maçtan önce dinletmek olmamalı. Az da olsa "ırkçılığa" varan yaklaşımlar ve millilik bir tarafa, ama yerli bir ahlak anlayışını giderek yitirmekte olduğumuz kesindir.

Ve aslında bu yalnızca tek bir takımın da sorunu değildir. Ticarileşen tüm yaşamı toplumumuzun, bir takım taraftarı tezahüratına "vur, kır, parçala; bu maçı kazan" yabaniliği ucuzluğunda yansımakta, sıkıştırılmış bir yaşama çözüm arama çaresizliği olarak stad dışarılarına yansımaktadır.

 

"Namusluymuş, namussuz" tanımlamasında ironik bir çelişkide küçümsenen anlayışı sildiğimiz gündür, belki de değerlerimizi sahiplenme yolunda atacağımız ilk adım...

Kuşkusuz yaşananlar bir sistem sorunudur! Gemiler yanalı çok zaman geçmiştir. Gol yememek için kaleyi yok etmek değil, tüm gücümüzle savunmak gerekir!

 

Namusluca ve yüreklice...

 

Akın Yazıcı

27.2.2020/İzmit

 

 

 

 

Ersin Kabaoglu, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öyle bir yerdeyiz ki o vur, kır, parçala ruhunun nefesi her alanda ensemizde. Bileylene bileylene keskinleşen, kınını parçalayan had bilmez, acı tanımaz bir saldırı aracı. Hissizleşen, sahibinin sesiyle konuşan yığınlar, stadlarda ki fanatizmle aynı tohumdan filizlenmişlerdir.

devrimce 
 02.03.2020 0:42
Cevap :
Aynen öyle ne yazık ki. Bu yazıdan bir kaç gün sonra başlayan ve acımızı üzüntümüzü katlayarak arttıran güncelliğin sınır ötesine ve sınır kapılarına yansıyan göçmen akınları üzerinden tüm acımasızlığı ile devam ediyor...  02.03.2020 14:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 187
Toplam yorum
: 434
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 385
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster