Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
880
 

Fütursuz fütüristlere dersler: O gelecek geldi

Fütursuz fütüristlere dersler: O gelecek geldi
 

ÇİN: Asya'nın kaplanı neye gebe?


Tarihin karanlık dönemlerinde sonsuz yetkileri olduğuna inanılan sultanların hizmetinde, emir altında görev yapan astrologlar, kâhinler ve büyücüler kendi çıkarları söz konusu olduğu için kolay-kolay özgür ürünler ortaya çıkaramamışlardır. Hangi kâhin; “Sultanım yarın kalbin duracak ve pıt diye öleceksin.” diyecek kadar cesur olabilir ki? Aynı şekilde, gelecek üzerine ürünler ortaya koyan benzer meslekler günümüzde de işlevini sürdürmektedir. Mesele, aslında birilerini memnun etmek meselesi olmuş ise o zaman ‘hizmet’ tehlikeli bir hale gelmiş demektir. Bunun son örneğini 2008 sonunda ABD’nin kurumlarından birinin siparişi ile Ortadoğu’nun falına bakan George Friedman ile gördük. Sipariş fal, özenle telvesi düzenlenmiş bir fincanda önümüze getirildi. Fütüristimiz çalıştığı ABD destekli kurumunun da lojistik desteği ile çok kısa zamanda kapsamlı bir kitap yazmıştı.[1] Tam da Türkiye’nin bölgede yıldızının parlatılması(!) gereken bir dönemde bir tüp araba pastası bulmuş Murat 124 şoförü gibi sevindik. Kısaca kitapta Türkiye için: “Yürrü be oğlum, kim tutar seni..” Denilmekte.

Türkiye’nin kaportasını parlatması gereken fazla yıldızı yok. ABD gibi elli yıldızı tek-tek parlatması da gerekmiyor. Türkiye’de üniter yapıyı temsil eden tek bir yıldız var. Bir şişe pasta ile var olan tek yıldızımız rahatça parlatırız, değil mi? Ama o kadar da sevinmeyin çünkü bulduğumuz kutu boş çıktı. Şişenin kapağını açalı koca bir yıl geçti. Ama tek akılda kalan şey: ‘Tısss’ sesi. O dönemde durumun absürdlüğünü dile getirmek için “Friedman gazı”[2] başlıklı bir yazı yazmıştım. Aradan geçen zaman kimin haklı olduğunu gösterdi. Ben söylemiştim demeyi de hiç sevmem. :)

Şansımıza, 20nci yüzyılın son yarısında devam eden kötüye gitme seyri ‘7 yıllık periyotlar ile tekrarlanan bir kararlılık’ (bu benim teorim) şeklinde 21nci yüzyılda da devam ediyor. 2008 yılı sonunda son krizin bir yıl süreceği tahminleri en kötü tahmin olarak anlatılıyordu. Bu tahminleri pek değerli ekonomistler(!) ve gelecek biliminin geleceğinden habersiz, kendisine fütursuzca ‘Fütürist’ diyen, denmesinden pek zevk alan uzmanlar söylüyordu. Sözü uzatmadan; krizin 2015 sonuna kadar süreceğini ve en derin noktasına daha gelinmediğini söylediğimde (“Yeni Dünya Düzeni”[3] ve “Büyük Savaş”[4] başlıklı makalelerim.) 2009 yılının başıydı. Dahası Çin’in kendi iç sosyal hesaplaşması ile dış ekonomik hesaplaşması arasında kalacağını söylediğimde daha 2008 yılının Ağustosu gelmemişti.

O tarihte (2008 Ağustos) yayınlanan “Çinliler geliyor-1”[5] başlıklı yazımın ana teması; Çin’in kendi iç potansiyelini uyandırayım derken dünya nüfusuna bir buçuk milyar Çinli işsiz ekleyebileceği gerçeğine dikkat çekmekti. Sonuçta Çin, 1-2 yıllık kısa bir sürede sessiz sedasız köyünde, torağında yaşayan -yaşama gayreti gösteren- 200 milyon vatandaşını daha; tüketim toplumunun içine dahil etmeyi başardı. Çin’in şu anda toplam nüfusunun %35’lik bölümü üretim-tüketim süreçlerinin içerisine doğrudan girmiş durumda. Ama geri kalan 700 milyonluk sessiz çoğunluk bile bugün Batı toplumunun ‘Çin’ diye bildiği ülkenin yanına bir ‘Çin’ daha kurabilecek kadar kalabalık. Başka bir deyişle ‘Çin’ ve ‘bilinmeyen Çin’ diye iki devlet olsa; bu iki devlet dünyanın en kalabalık 1. ve 2. iş gücünü oluşturmaya devam eder.

Asya’da yaşanan bunalım tüm şiddeti ile devam ederken, Çin’de bundan psikolojik olarak etkilendi. Hemen yanı-başında yaşanan hareketliliğe tepki göstermese de -dünyanın en eski devletlerinden biri olarak- dersler çıkarmaması beklenemezdi. Medeniyetini sadece son 180 yıla sığdıran bir Amerika için bunun pek bir anlamı olmaya bilir. Huntington’a göre ise, modern Amerika sadece 120 (1889) yıldan beri var.[6]

A.B.D. her ne kadar dünyayı yönetme havalarında olsa da, CIA’sı, CFR’si ve ıvır zıvır bir sürü örgütü (Bakınız: “Yeni Dünyanın Kurumları”[7]) ile bu ‘gelecek tahminleri’ni doğru yapamamış ve sonuçta Çin devleti, kalabalık nüfusundan faydalanarak yürüttüğü faaliyetleri sırasında ürettiği zararlı(!) mamuller (hammadde, ürün, üretim gücü, iş gücü vs.) dünya ekonomilerini yoğun toksik etkiye maruz bırakmıştır. Serbest piyasa denizinde yüzen ülkeler; toksinleri yutan balıklar gibi kıvranmaya başladı. Yaşam ortamları ‘serbestlik’ üzerine kurulu ülkeler ‘krizi’ çok daha yoğun şekilde yaşıyor. Tabi bu balıklardan en balinası olan A.B.D. bol yağlı, besili bedeni ve hantallaşmış-hımbıllaşmış refleksleri ile olan biteni ancak 20 yıl sonra fark edebildi.

Bir yıl lafları edenler aradan geçen süreçte bu lafları yuttular. Şimdilerde en az 5 (yazıyla beş) yıl diyorlar(!). Bırakın dünya ekonomisini A.B.D. kendi ekonomisini bile düzeltmek için en az 5 yıl gerektiğini söylüyorlar. Çünkü kendi ekonomisini tüm dünya sayan, ‘sözde Tek Dünya Devleti’ havalarını baba Bush, Clinton ve yavru Bush’un ilk dönem iktidarlarında sürdüren A.B.D. büyük bir zafer partisi verdi. Ama film burada koptu. Parti sona erdiğinde zafer sarhoşluğundan uyanabilenler: Baş ağrısı, bozuk mide ve tarumar olmuş bir ev ile karşılaşacaklarını tahmin edemediler.

“A.B.D. ekonomik sistemini şekillendiren temel öğe serbestliktir. Ama bu serbestlik sıkı bir kayıt sistemi ile takip edilir.” Beyaz Saray’ın her yıl yayınlanan “Başkanın Ekonomi Raporunun[8]” girişinde vecize gibi tekrarlanan yazının anlamı bu. Bu demektir ki; her şey serbest ama ben bileceğim. Niye? Çünkü vergisini alacağım da ondan!

Paranın kontrolsüz serbestliği dönemi yavaş-yavaş azalmaya başlayınca devreye spekülatörler girmiştir. “Batı sivil güçleri ve akıttığı para ile Avrasya’yı yeniden şekillendirmeye çalışırken Kremlin bu yolun her adımında bir kez daha Beyaz Sarayla karşı karşıya geliyor.” Bu şartlar altında mücadele sürerken, pazardan sağılabilecek maksimum para elde edilmeye çalışılmıştır.[9]

İşte ulus devletlerine savaş açan A.B.D. liberalizmi, ekonomi ve siyaset politikaları için kendi halkını kobay olarak kullanmaktan da çekinmedi. Serbestliğin en uç uygulama alanı olarak ortaya çıkan A.B.D. ekonomisi Amerika kıtası başta olmak üzere Avrupa ve Avustralya şirketlerinin sermayelerine doğal olarak iyi bir limandı. Ama 2. Dünya Savaşı sonrası Asya ve Uzak Doğu şirketleri de (Japonya ve Kore ile başlayan süreçte) A.B.D. piyasasına sermaye olarak girdiler. Bu girişin tek sebebi ülke bazlı tekelleşmeleri kırabilmekti. Yani ‘Amerikan Malı’ ile başa çıkabilmekti.

Ama 1990’lara gelindiğinde Demir Perde yıkılınca A.B.D. her şeyin bittiğini zannetti. 89 Nisanında New York Times: “2. Dünya Savaşı asıl şimdi bitti.” Derken Berlin Duvarının yıkılışını haber yapıyordu… İşte yanıldıkları yer burasıydı.

Halbuki her şey bitmemişti:
Dünya üzerinde sessiz duran bir fil vardı. Ve o fil bunca gürültüden sonra ancak uyanabilmişti… Buna rağmen birileri çıkıp; “Çin önümüzdeki bir yıl içinde batacak”[10] diyebiliyor!..
Asıl filler tepişmeye o andan sonra başlayacaktı...
Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ
msevgi@mental.com.tr

Dipnot_______:
[1] George FRIEDMAN, “The Next 100 Years”, New York, 2008, (Türkçe’si: “Gelecek 100 Yıl: 21. Yüzyıl İçin Öngörüler”, Çev: İbrahim ŞENER, Enver GÜNSEL), Pegasus Yayınları, İstanbul, Mart 2009
[2] Murat SEVGİ, “Friedman Gazı”, 16 Mart 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=168415
[3] Murat SEVGİ, “Globus-1: Yeni Dünya Düzeni”, 27 Ocak 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=158618
[4] Murat SEVGİ, “Globus-2: Büyük Savaş”, 02 Şubat 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=159932
[5] Murat SEVGİ, “Çinliler Geliyor-1” 13 Ağustos 2008
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=125420
[6] Samuel P. HUNTINGTON, “The Soldier and the State: The Theory and Politics of Civil-Military Relations”, Harvard Üniversitesi, 1956 (Türkçe’si: “Asker ve Devlet Sivil Asker İlişkilerinin Kuram ve Siyasası”, Çeviren: K Uğur KIZILASLAN), Salyangoz Yayınları, İstanbul, Nisan 2006
[7] Murat SEVGİ, “Globus-3: Yeni dünyanın kurumları”, 08 Kasım 2009
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=207194
[8] The White House, “Economic Report of the President”, U.S. Gov. Printing Office, Washington
[9] Mark MacKINNON, “The New Cold War: Revolations, Rigged Elections And Pipeline Politics in the Former Soviet Union”, Kanada, 2006 (Türkçe’si: “Renkli Devrimlerin sırrı: YENİ SOĞUK SAVAŞ”, Çev: Emel LAŞKE), Destek Yayınları, İstanbul, Mart 2008
[10] Sözcü gazetesi, “Çin önümüzdeki bir yıl içinde batacak”, 5 Mayıs 2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çin ekonomisi hakkında "Çinliler Geliyor-1" yazısını da o dönemde okumuştum ama bazı şeylerin sistematiğe sokulmasını İSPATLAMAK gerçekten büyük iddia!! 7 yıllık periyot iddianız Çin tezinden daha etkili bir çalışma. Üşenmeden bütün yazıları okudum. 7 yıl teorisi galiba doğru. Ama bir doğrunun kabul görmesi için birilerinin eleştirmesi ve test etmesi gerekir.. Selam ve saygılarımla.

Analitica 
 09.05.2010 23:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1062
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster