Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
4642
 

Galata bankerleri. Altın çöküş..!

Galata bankerleri. Altın çöküş..!
 

www.azizistanbul.com/gravur02/Galatakulesi.jpg...adresli sayfadan alınmıştır...


Mâli açıdan mükerrer imparatorluk, bilgi ve becerinin ulusal değil uluslar arası donanım gerektirdiği bir/birbirini takip eden dönemler, buna sahip olanların köken olarak imparatorluğun temelinden değil sadık tebaadan gelmesi, Türklerin geleneksel yaşam > tarzını terk etmek ya da yenilenmekte ağır kalmaları, dünyanın fırsatlar ve bu fırsatları sonuna kadar sömürenlerden yana oluşan, oluşturdukları ekonomik kuralları, geciken, geciktirilen hayati kararlar, iktisadi hayatın bilgi ve becerisinden uzak tutulan ya da öyle kalmaktan pekte şikayetçi olmayan bizler...

Gerçektende böyle miydi..?

Geldiğimiz durum, bu geniş paragrafı destekler halde değil mi?

Peki ya Türk Halkı?

Halk o dönemin şartları çerçevesinde, devletine bağlı, devletinin kendisinden talep ettiğine de saygılı bir halk; İmparatorluk ve devlet, en güvenilir ve saygı duyulan makam; bilinen başka bir gerçeklik, halifelik ve İslam dininin uygulamaları hakkında halkın yeterli bilgi sahibi olmayışı, hem dinen hem de toplumsal ahlak anlayışında, kendisine, gelenekselleşmiş davranış biçiminin dışına çıkmayı ihanetle eş tutturan bir yaklaşım, bundan çıkarı olanlar, çıkarı olanları kollayarak farklı çıkarları olanların kazanım hesapları... Hani, “Filler tepişir, karıncalar ezilir” özdeyişindeki gibi bir durum...

Bahsi geçen konuların olduğu dönemler yüz yılları alınca, konjonktür el aktörleri yerden yere vursanız da, bu binlerce yıl “Hükmetme, Devlet, Hukuk, Adalet, Askerlik, Din v.s.” konularda başarıları dünya tarihine mal olmuş bir topluluğun, “Onlar sadık tebaamızdı, güvendik, iş bölümünde onlara bırakılan alanın sorumluluğunu ama kendilerinin riyakarlığı ama bizlerin ihmalkarlığı sebebiyle bu hale getirdiler” diyerek sıyrılamazsınız...

“Yiğidi öldür, hakkını yeme” bize ait bir özdeyiştir, hatırlamakta fayda var!

Gerçi Hezarfen Ahmet Çelebi de bir yiğitmiş, hem de bilim için, bu gün bile “Delilik” denebilecek bir denemeyi gerçekleştirmiş, özdeyişi yalanlamayan bir tutumla sürgün edilmiş, kahrından da olsa öldürülmüş, hakkı çok ama çok sonra teslim edilmiştir...

Galata bankerlerinin altın çağı ve sonu...

Namı diğer “Baltacı” Teodor Baltazzi'nin, Osmanlı İmparatorluğunda büyük şöhret kazanmasına sebep olan İstanbul Bankası deneyimini aktarmıştım...

Bu deneyimin getirdiği şöhret, henüz daha yabancıların mülk sahibi olamadığı bir tarihte, İtalyan tebaası olduğu halde, Padişah tarafından, kendisine Beyoğlu'nda bir ev yaptırmak müsaadesi verilmişti...

Yakın dönemde, farklı sebeplerle, merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’da, İstanbul Boğazın da, “Sevda Tepesi” olarak adlandırılan bir araziyi, soyadı, ülkesinin aynı zamanda krallığının da ismi olan kişiye, benzer yasal durum olmasına rağmen vermişti...Bizim garibim Hezarfen’de, Galata kulesinden kendini bıraktığında, oraya pekte uzak olmayan bir yere inmişti ya, neyse...

Baltacının Oğlu A.Baltazzi, 1864'te İstanbul'da kurulan Société Généralé de L'Empire Ottoman adı verilen bankanın kurucusu olmuş, diğer oğlu L.Baltazzi de meşhur Osmanlı Tütün Rejisinin kurucusu olmuştur.

Sadece mevki-makam sahibi olmak ve hizmet aşkı ile yanıp tutuşmaktan ibaret bir durum değildir tabi ki; Baltazzi ailesinin İstanbul ve bütün Osmanlı İmparatorluğu içindeki mal ve mülkü, hani tabiri caiz ise, dillere destan olmuştur.

Yakın siyasi tarihimizde, merhum Adnan Menderes ile menfaate dayalı ilişkisi olduğu, yargılandığı mahkeme kayıtlarına geçen şair-yazar N.F.Kısakürek’in, yaşadığı durumun farklı bir halinin de kurgulayıcısı olduğu söylenir, Baltacı ailesinin...

Meşhur Fransız şairi A. de Lamartine, Abdülmecit devrinde, Avrupa’dan alınan kredilere, şöhreti sebebiyle yazacağı kitap ve makalelerde, imparatorluğu met eden yazılar kaleme alacak, karşılık olarak da, Baltazzi ailesine ait Aydın'daki çiftlik kullanımına verilecekti...Hükümet Lamartine için burayı kiralamıştı >... Bu aynı zamanda iç içe girmiş çıkar ilişkilerinin ulaştığı boyutun, rekabetin de ötesine taşındığını gösteriyordu...

Baltazziler Galata bankerlerinin 1850'lerden sonra başlayan altın çağının göstergesi oluyorlardı...

Sadece Baltazziler değildi tabi, onların yanında daha birçokları da bu altın çağın nimetlerine kavuşmuşlardı. Bu fırsat ve nimet dönemi, rekabet ve entrikalara dayalı ilişkilerdeki başarı ile doğru orantılı yürüyordu... Arada bunu beceremeyenler de oluyordu... Bazıları bu dönemde iflas etmiş, şöhret ve paralarını yitirmişlerdir ama; konunun muhataplarının İmparatorluk içindeki anılma şekli nasıl azınlık ise, bu duruma düşenleri de kendi çoğunlukları içindeki azınlık idi.

Galata bankerlerinin altın devri, aslında, 1854'te alınan ilk Osmanlı dış borcu ile başlamış, 1881'deki Muharrem Kararnamesi ile sona ermiştir...

Bu devre, bankerler ve piyasa adamlarından tutun, bütün Osmanlı İmparatorluğu " Konsolit devri " diyecektir.

Bu devirde Galata bankerleri arasında sınıflaşma ve başkalaşma oluşmuştur...En üst tabakada olanlar, yavaş yavaş Galata'yı terk edecektir... Bir kısmı kazandıklarını daha rahat harcamak için, bir kısmı da daha geniş bir piyasada iş yapmak için...Gittikleri yerde Galata'yı arayacaklar, hani bizim meşhur sıla hasreti misâli, “Ah be kuzum, şimdi Yorgonun yaninda olacaktik, gelsin mezeler, gitsin aslan sütü, bir lipsos buğlama, olmadı kalamar, ah be kuzum ahhh” bu altın çağlarının anılarını tekrarlayıp duracaklar, bulundukları yere Türkiye’den biri geldiğinde “Galata nasıldır be canim, anlat be dostum...” diyerek, çocukluklarında anlatılan masalları dinler misâli uzaklara dalıp dalıp gideceklerdir...

1854'te Osmanlı Devleti ilk defa olarak dış sermaye gruplarında banka ve bankerlerden kredi almaya başlayıp her yıl en az bir yeni borç mukavelesini yenilemeye koyunca, bollaşan Osmanlı tahvilatı " Konsolit " adı ile borsa oyunlarına < o="" devirde="" buna="" hava="" oyunları="" denilirdi="">> olanak vermişti.

Galata bankerleri yukarıda adını verdiğim bankadan başka " Crédit Général Ottoman " adı ile Fransız asıllı G.Tubini, Mihran Düz, Keçeoğlu Agop, Lorando ve Mısırlı Andon ve bazı Fransız bankerleri ile bir banka daha kurmuşlardı (1868).

T.Baltazzi, Kristaki, Boğos Mısırlıoğlu, A. Ralli, Abraham Camondo, G.Zarifi ve bir kaç yabancı bankerden oluşan " Société Généralé de L'Empire Ottoman " ile birlikte bu banka gerek dış ülkelerden alınan kredilere aracılık etmek ve gerek hükümete kısa vadeli avanslar vermek sureti ile para ve kredi piyasalarını kontrolleri altında tuttukları gibi, ortakları bulunan bankerler vasıtası ile aynı zamanda mültezim olarak da büyük rol oynamışlardır.

1872'de tekrar kurulan ve kısa zamanda G. Zarifi'yi imparatorluğun en ünlü bankeri haline getiren İstanbul Bankası ise, Yunanistan'ın aldığı dış borçları dahi yönetimi altına alacak güce erişmiştir.

Bu devirde Galata borsasında " Hava Oyunları " denilen konsolit değerlerinin artışı ve eksilişi üzerinde oynanan borsa oyunları bütün İstanbul halkını, Müslüman’ını, Hıristiyan’ını, Musevi’sini sarmış ve hatta taşradan mektup ve telgraf veya oradaki sarraflar vasıtası ile bu oyunlara katılanlar olmuştur... Genelde bu işleri yürütenler ikinci ve üçüncü sınıf bankerler yani sarraflardı...

İlginçtir; benzer şekilde, bu sarraflar tarafından kaimeler üzerinde de spekülatif faaliyetler oluşmuş ve Osmanlı Hükümetleri bunların etkisini durdurmak için, gerekmediği halde müdahale ederek, büyük bankerlere borçlanmak sureti ile bu kaimeleri toplayıp, halkın huzurunda yakmak zorunda kalmıştır...

Bu ikinci ve üçüncü sınıf bankerler bir de maaşların kırdırılmasında büyük rol oynamışlardır. Özellikle Abdülaziz ve Abdülhamit devirlerinde maaşların muntazam ödenmemesi ve yeterli seviyede olmaması yüzünden bütün Osmanlı bürokrasisi, cami imamı ve hademelerine kadar maaşlarını % 50 faiz ödemek pahasına bu sarraflara kırdırmışlardır...

Belki de Hezarfen’den esinlenerek bu hava oyunları başlamıştır..? Ya da aslında Hezarfen, mevcut gidişi protesto etmek maksadı ile bu girişimi gerçekleştirmiştir...

Galata bankerlerinden şöhretli olanların, Osmanlının siyasi hayatına karıştıkları da bilinen bir durumdur...

Meşhur Sadrazam Mustafa Reşit Paşanın, meşhur banker Abraham Kamondo'yu kendine banker yapması ile başlayan gelenek sürüp gitmiştir.

Kamondo bu sayede uzun müddet Osmanlı ekonomi ve siyaset hayatında etkin olmuştur.

Öldüğü zaman iki oğluna İstanbul ve civarında 176 parça emlak bırakmıştır...

Oğlu İsak Kamondo 1912'de Paris'te öldüğü zaman elliden fazla önemli tablo ve eşyayı Louvre müzesine bağışlamıştır...

Sadrazam ne yapmıştır; evi ile işi arasında rahat gelip gidebilsin diye bugün halen mevcut bulunan “Kamondo” merdivenlerinin yapımını sağlamıştır...

Galata bankerlerinin Osmanlı siyasi hayatına karışmaları bir bakıma saray ve bürokrasinin üst kademesi ile olan borç alacak ilişkilerinden kaynaklanmıştır denebilir.

Mesela, Kristaki Zografos ve Jorj Zarifi, Mahmut Nedim Paşa aracılığı ile Abdülaziz'e vesikaya dayanmayan kredi vermişler... Bunu değerlendiren Mithat Paşa ve arkadaşlarının Sultan Murat'ı tahta geçirip bu borçları ödeme vaadi ile bu iki bankerden Abdülaziz'e karşı giriştikleri hareketi paraca desteklemeleri konusunda talepleri olduğu ve anlaştıkları söylenmiştir ve Abdülhamit II hatıralarında bu olayı doğrular..!

Amcasını katledenlerle birlik olduklarını söylediği Jorj Zarifi'yi adeta baş tacı yaparak yanına alır ve bankeri olarak senelerce para işlerinde onun dediğinden dışarı çıkmaz. Sonrasında, Kristaki başına bir şey gelmesinden korkmuş olmalıdır ki, Abdülhamit tahta çıkar çıkmaz Paris'e gider ve oraya yerleşir... Zarifi ile telgraf falan işlerini halletmiştir onlar...

Galata bankerlerinin Osmanlı İmparatorluğunun iyi ve kötü günlerinde “gerçek birer Osmanlı” gibi hareket ettikleri de iddia edilmiştir.

Mesela; 1877-78 Rus-Osmanlı savaşı sonunda, Galata bankerleri mâli yönden iflas etmiş İmparatorluğun yardımına(!)koşarak, belki de Rusların İstanbul'a girmesini önlemişlerdir, kim bilir..?

Şöyle de bakmak mümkün; tehlikeyi gören bankerler, Rusların İstanbul'u ele geçirmeleri halinde bütün varlıklarının ve alacaklarının silinip gideceğini bildiklerinden bu işgali önlemek istemişler, gerekli parayı bulmak için bütün servetlerini ortaya koymuşlar, kazanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşündükleri taraf üstüne kumar oynamışlardır...Olamaz mı?

Rüsumu sitte operasyonu olarak bilinen bu avans işinde G.Zarifi, Salamon Fernandez, Bernard Tubini, Eustache Eugénidi, Théodore Mavrocordato, A.Vlasto, A.Barker, Paul Stéfanovich, Leonidas Zarifi, Georges Coronio, Ulysse Nécroponte ve Z.Stéfanovich gibi Galata bankerleri, Osmanlı bankası ile birlikte hareket ederek, altı önemli rüsum ve vergi karşılığı > hükümete kredi açmışlardı...

Karşılık olarak gösterilen devlet gelirleri, Osmanlıdan alacaklı olan < avrupalı="">> devletlerin durumunu sarsmıştı... Avrupalı alacaklılar hemen harekete geçerek, konuyu Muharrem Kararnamesi gibi, bütün devlet gelirlerini ipotek altına alan bir anlaşmayla Osmanlı Hükümetine kabul ettirmişlerdi...

Galata bankerleri aslında bu durumun sebebi olsalar da, kendilerini büyük bir vatanseverlik örneği göstermiş sayıyorlardı...İmparatorluk mükerrer olunca, vatandaşının vatanseverlik göstergesi de bu oluyor haliyle...

1881'de Muharrem Kararnamesi ile hemen bütün devlet gelirleri " Duyunu Umumiye " nin yönetimine geçince Galata Bankerlerinin altın devri de sona ermiştir...Bir kısmı memleketi terk etmiş, bir kısmı da hükümetle ilişkisi olmayan normal ticari bankerlik görevini sürdürmüştür.

Duyunu Umumiye ile olan bitmek tükenmek bilmeyen ilişkimiz, isim değiştirerek de olsa devam etmektedir...Dünya Bankası, IMF...

Hali hazırda, İsak Kamondo’nun, 1912'de Paris'te öldüğü zaman elliden fazla önemli tablo ve eşyayı Louvre müzesine bağışlama sebebinin ne olabileceği, bağışlananların ne olduğu ve kıymeti gibi sorular kafanızı kurcalıyor olabilir...Arkeolojik kazılarda “Taş işte, çok istiyorlarsa alsın götürsünler” bakış açısının, yaşadığımız yüz yılda neleri öylesine yitirdiğimizi, ancak Batıda ki müzelerde gördüğünüzde düşündürtüyor olabilir...Yaşananlar, yaşandıkları halleriyle o çağa ait olsalar da, güncelle benzerlik taşıdığında ürkütücü olabilir...Hali hazırda kapısı adeta aşındırılan AB’nin ve günümüz dünyasına “Jandarmalık” yapan ABD’nin konuştuğu ile yaptığı arasındaki farklılık da görmezden gelinebilir...Ama asgaride, imparatorluğun mükerrer halinin sonuçları ortada iken, değişen dünya şartları ile paralel, devletlerin vatandaşları üzerinden mükerrer > hale getirilerek sömürüldüğünü, kaynaklarının gasp edildiğini görmezden gelemezsiniz...Eğer geriye dönük kısa dönemde Ermeni > soykırımı destek görüyor, Sarkozy Cezayir için “Olmuş bir yanlışlık, tarihçiler baksın” diyebiliyorsa, Türkiye’nin AB üyeliği için en aymaz tavrı sergileyebiliyor, engelleyebiliyorsa, bir şeyleri görmek ve düşünmek zamanıdır...

Yakın dönemdeki bir televizyon reklamı bile, düşünülmesi gerektiğini hatırlatır nitelikteydi...

Gençler Galata Kulesi’ne geliyor, kapısından içeri giriyor, kule birden galatavoyager oluyor, havalanıyor ve Hezarfen hava alanına konuyor...

İyi uçuşlar Türkiye...

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1636
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster