Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '09

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
16217
 

Galata Kulesi

Galata Kulesi
 

L. Thienon 1840'da yayınlanan Sivri külah ve 4 cumbalı Galata Kulesi


İstanbul'un çok değişik sembolleri vardır. Bunların en eskileri elbette Bizans İmparatorluğu döneminden kalma yapılardır ki, bunların başında bütün dünyanın ve özellikle Hıristiyan inancına bağlı insanların neredeyse kâbesi olan Ayasofya Kilisesi (müzesi)dir. Üsküdar, Salacak açıklarında denizin içinde bulunan Kız Kulesi de İstanbul'un önemli sembollerinden biridir. Bizans İmparatorluğu döneminden sonra Osmanlı yapıları birer sembol haline gelmiştir ki bunlar genellikle Osmanlı camileridir. Osmanlı, bu camileri yaparken şehrin her yanından görülmesi kaygısıyla büyük camileri ve padişah (selatin) camilerini tepelere yapmışdır. Bu nedenle Sultan Ahmet Camisi, Süleymaniye Camisi gibi yapılar bugün de İstanbul'un sülieti içinde yer almaktadırlar.

Fakat, bütün bunların yanında bir de Galata tepelerinden İstanbul şehrini en güzel şekilde izleyen ve izlettiren bir kule vardır ki, adı Galata Kulesi olarak günümüze kadar gelmiştir. Birçok yabancı kaynak İstanbul dendiğinde bu şehrin sembolü olarak nasıl bir Ayasofya'yı, bir Kız Kulesini ya da bir Sultan Ahmet Camisi'ni kullanıyorlarsa, bunların yanında ama mutlaka Galata Kulesi'ni de kullanılmaktadırlar.

Birçok kaynakta ve özellikle internet kaynaklarında nereden başladıysa bir yanlış başlamış ve almış başını gitmiştir. Bu yanlışlık Galata Kulesi'nin yapılış tarihidir. Tarihi yanlış yazan kaynaklar bu kuleyi 1384 olarak yazmaktadırlar. Sanıyorum bir kişi "takdim tehir" yaparak bir ara 4'le 8'in yerlerini değiştirmiş ve o yanlış da yapışıp kalmış.

Galata Kulesi dediğimiz yapı 1348 yılında Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Bu kule şehri çevreleyen sur kulelerinden biridir. Ancak, günümüzde bu surlardan eser kalmadığından Galata Kulesi sanki bağımsız bir yapı olarak görülmektedir. Kulenin bugün bulunduğu yer Tünelbaşı ile Galata semtleri arasındadır. Bulunduğu semt olan Galata'dan adını alan bu kule, aynı zamanda bulunduğu yere de ad olmuştur. Bugün İstanbul'da Kuledibi dendiğinde akla gelen yer Galata Kulesi'nin bulunduğu çevredir.

Galata Kulesi, 1348 yılında Ceneviz Surları'nın sıradan bir kulesiyken, şehrin genişlemesi ve surların yükseltilmesiyle birlikte o da yükseltilmiştir. 1446 yılında yapılan bu yükseltmeyle, Galata Kulesi dediğimiz bu kule farklı bir boyut kazanmıştır. Yalnız, bugün ve geçmişte bir semt adı olan Galata'dan adını alan ve Galata Kulesi olarak anılan bu kulenin gerçek adı "İsa Kulesi"dir. Bu bilgiyi de bilgi dağarcığımızın bir köşesine yerleştirdikten sonra biz İsa ya da Galata Kulesi ile ilgili olan gezintimize devam edelim.

Hepimizin bildiği gibi Sultan II. Mehmet, Bizans'ı yıkıp, Konstantinopolis'i ele geçirince ve "Fatih" ünvanını alınca, "Pera"da yani "Karşıkıyı"da bulunan Ceneviz kolonisi de Fatih'e karşı direnmenin anlamsız olduğunu düşünmüş ve anlaşmayla teslim olmuşlardır. Böylece bütün Galata gibi "İsa Kulesi" yani Galata Kulesi de Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmiştir. İşte bu tarihten başlayarak, günümüze kadar gelen Galata Kulesi'nin mimari değişiklikleri de başlamıştır. Elbette bu değişikliklerin bir kısmı doğal olayların yıkımlarından yapıldıysa, bir kısmı da değişen koşulların gereği Kule'ye yeni işlevler kazandırmak amacıyla yapılmıştır.

Örneğin 1509 yılında meydana gelen ve tarihte "Küçük Kıyamet" olarak adlandırılan depremde İstanbul'un bir çok yapısı gibi Galata Kulesi'de zarar görmüştür. Bu nedenle binanın 13 metreden yukarısı yeniden inşa edilmiştir. Bence, bu yıkımdan sonra Galata Kulesi'nin, İsa Kulesi'ne ne kadar benzediği kuşkuludur. Elimizde bulunan gravürlerde benim rastladığım en eski tarih 1835'tir. Yani Osmanlı dönemine ait ve 1509 depreminden sonraki yenilenmiş yapıyı göstermektedir. Bu nedenle Kule'nin Ceneviz döneminde nasıl olduğu konusunda pek bilgimiz yok.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'u gezmeye gelen seyyahlar, hayranı oldukları bu şehrin gravürlerini yapmışlar ve belki de bilmeden o günün İstanbul'unu bugünün penceresinden tanımamıza aracı olmuşlardır. Bizler, bu gravürler sayesinde şu an konumuz olan Galata Kulesi'nin en eski resimlerine ulaşmış oluyoruz. Ulaşmış oluyoruz fakat soru işaretlerimiz ortadan kalkmıyor. Bu soru işaretlerimiz elbette yapının mimari gelişiminin nasıl bir seyir izlediği hakkındadır.

Bildiğimiz kadarıyla Galata Kulesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde "zından" olarak kullanılmıştır. III. Murad döneminde ise Kule bu kez "gözlemevi" olarak kullanılır. IV. Murat dönemine gelindiğinde Kule bu kez bambaşka bir olayla adını duyurur. Çünkü, herkesin gözü önünde Kule'nin tepesine çıkan Hezarfen Ahmet Çelebi adlı her bilimden anlayan biri taktığı kuş gibi kanatlarıyla "uçacağını" iddia etmektedir. Herkes gibi IV. Murat da bu adamı merak etmektedir. Bu nedenle o da Yeni Saray denen Topkapı Saray'ının avlusuna çıkıp gözlerini Galata Kulesi'ne diker. Kısa bir hazırlık döneminden sonra Hezarfen Ahmet Çelebi kulenin korkuluklarından kendini boşluğa bırakır. Herkes onun Kule'nin dibine çakılacağını sanır. Oysa, Hezarfen kanatlarını bir kuş gibi çırpa çırpa Üsküdar'a kadar uçar ve Doğancılar'a iner. Aslında bu uçuş IV. Murat'ın hoşuna gider. Ne var ki Şeyhülislâm denen fetva makamı böyle bir hareketi asla uygun görmez ve padişahı kışkırtır. IV. Murat bunun üzerine Hezarfen Ahmet Çelebiye bir kese altın verir onu sürgüne gönderir.

IV. Murat 1623 ilâ 1640 yılları arasında Osmanlı padişahı olarak hüküm sürdüğünü bildiğimize göre, Hezarfen Ahmet Çelebi'nin de uçusu bu yıllar arasında bir tarihte olmuştur diyebiliriz.

1509 Küçük Kıyamet adı verilen depremden sonra 13 metreden yukarısı yeniden yapılan Kule'nin başına gelenler devam etmiştir. 1794 yılında bir yangına kurban giden Kule'nin üst katı ile küllah kısmı dediğimiz çatıyı örten örtü sistemi yanmıştır. Biz, Sanat Tarihçileri gravürler arasında Galata Kulesi'ni ararken çok değişik Kule resimlerine rastlarız. Bu gravürleri bu yazının ekinde sizlere de sunacağım. Çeşitli tarihlerde onarıma alınmış olan Kule'nin külah bölümünde nedense bir üslup birliği yoktur. Bunu tarihteki gravürlerde de görüyoruz.

1794 yangınından sonra Galata Kulesi'nin üst kısmı 1.5 metre dışarı taşacak şekilde bir kat yapılmıştır. Günümüzde olmayan dört yana birer cumba eklenmesi ile Kule bambaşka bir görünüm kazanır. Kule'nin bu durumunu gösteren gravür, resim bölümünde gözükmektedir. İşte bu dört tarafa eklenen cumbalardan sonra, Kule yangın kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, yangın kulesi kendisini yangından koruyamayınca 1831 yılında yanıp kül olmuştur. Kule, bu kez II. Mahmut'un eline geçmiştir. II. Mahmut 1794 yangınından sonra eklenen cumbalı bölümü tamamen yıktırmıştır. Bunun yerine Ampir uslup taşıyan 14 büyük ve kemerli pencere yapılmasını isteyen ve Kule'yi bu şeklide yaptıran II. Mahmut döneminin onarımıdır. II. Mahmut döneminde yapılan bu onarımda ayrıca yine sivri külah ahşaptan yapılarak örtü sistemi olarak kullanılmıştır.

Fakat, dedim ya Galata Kulesi'nin başına gelenler henüz bitmemiştir. II. Mahmut'un onarımı sırasında yapılan ahşap sivri külah 1875 yılındaki bir fırtına sırasında aynı Hezarfen Ahmet Çelebi gibi uçup gitmiştir. Bu sefer yine sivri külahtan vazgeçilmiş ve külah yerine sekizgen planlı küçük yangın gözlemevi yapılmıştır. Birçok gravürde bu gözlemevi gözükmektedir. Bu yazının resim bölümünde bütün bu gravürler vardır. Fakat, bir başka gravürde IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi'nin uçusunu canlandıran görüntüde Galata Kulesi'nin gövde kısmından hemen sivri külah kısmına geçilmiştir. Yani, O cumbalı bölüm, yada sonradan 14 Ampir usluplu büyük pencerenin olduğu bölüm bu gravürde yoktur. Belki gravür ustası Galata Kulesi'ni görmeden öyle bir resim çizmiştir diye düşünmemiz gerekir. Çünkü, gövde ile külah arasında kalan bölüm hemen her dönem gravürlerinde resmedilmiştir. Bu gravürü de resimler bölümünde meraklı okurlara sundum.

Galata Kulesi 1964 yılına kadar yangın kulesi olarak kullanılmıştır. Ancak, yine bu tarife kadar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Galata Kulesi'ni haberleşme ağı olarak kullanmıştır. Gördünüz mü Cenevizliler'in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'mıza katkılarını?

Galata Kulesi'nin son onarımı ise değişen şartlardan dolayı olmuştur. 1964 yılında başlayan onarım sırasında Galata Kulesi ana gövdeye kadar yeniden yıkılmıştır. 1966 tarihli bir dergiden çekip görmeniz için resimler bölümüne koyduğum bu resimde Galata Kulesi'nin yarısını göremeyeceksiniz. Çünkü, bu lez onarımın amacı Kule'yi turizm amaçlı kullanıma açmaktır. Bu nedenle Kule'ye asansörler eklenir. Ahşap olan kat döşemeleri betonarme olarak yeniden yapılır. II. Mahmut dönemi onarımına sadık kalınarak ana gövdeye üst gövde oturtulur. Külah kısmı da II. Mahmut dönemindeki gibi sivri yapılır. Ancak, bu kez külah betornarmedir ve üstü kurşunla kaplanır. 1967 yılında Galata Kulesi yeni durumuyla, bir lokanta ve gece kulubüyle turizme açılır.

Galata Kulesi'nin külah bölümü çok değişik gravürlerde değişik çizilmiştir. Örneğin, 1835, 1836, 1840, 1853, 1863 yıllarındaki gravürlerde sivri külah gözükmektedir. 1883 tarihli gravürde ise sekizgen planlı tepesinde yangın gözetleme evi olan külah olmayan hali ile gözükür Galata Kulesi. 1885 yılındaki bir diğer gravürde de külah sivri değildir. Fakat, bu gravürlerin bence en ilgi çekici olanı Kule'nin dört cumbasını gösteren ve başka gravürlerde pek rastlamadığım durumudur.

Yazıda adı geçen gravürleri ve 1966 yılındaki yarısı yıkılmış olan Kule'nin fotoğrafı toplu olarak sizlere sunuyorum.

Son not olarak, Galata Kulesi hakkında bazı rakamları da vermek istiyorum: Kule'nin tabandaki çapı: 16, 45 metredir. Beden duvarlarının kalınlığı 3, 75 metre olup bunların içinden asansör geçmektedir. Giriş katından külaha kadar olan yükseklik 62, 59 metredir. Tepedeki alemin yüksekliği ise 1, 41 metredir.

Bunca onarımdan sonra, sizce Galata Kulesi, İsa Kulesi'nden yani Cenevizli durumundan bir anı olarak günümüze kadar gelmiştir?

Yani Galata Kulesi'ne "Cenevizli" diyebilir miyiz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3218
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster