Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '07

 
Kategori
Spor
Okunma Sayısı
825
 

Galatasaray lige hazır mı?

Galatasaray lige hazır mı?
 

Galatasaray lige hazır mı? Değil. Neye dayanarak söylüyoruz bunu? Gördüklerimize. Ne gördük? Şunu:

Ligin başlamasına sayılı günler kala GS önce, İstanbulspor’la, ardından da Boluspor’la iki hazırlık maçı yaptı. Takımın Lincoln’lü olarak son durumunu görmüş olduk. Gördük ama; hani neredeyse görmez olsaydık dedik!

İstanbulspor’la 0-0 biten maçın ardından Kalli: “Oynanan futboldan çok memnunum. Eğer bu, bir futbol maçı değil de boks maçı olsaydı puanla biz kazanırdık” dedi. Galatasaray’ın oynadığı futbolu boks maçı gibi izlemiş bir teknik direktörümüz var. Puan alıcı çok yumruk atmış olmalıyız; ama rakibi devirememişiz. Ne gam. Puanla da olsa maçı alırmışız. Değişik bir bakış açısı.

İstanbulspor’un hemen ardından oynadığımız, Boluspor’dan da 3 gol yedik. Maç doksan dakika da bitmese, örneğin 120 dakika olsa bir o kadar daha yiyecek potansiyele de sahip olduğumuz görüldü. Takımın bütün mevkileri sapır sapır döküldü. Ayakta kalan ve yağan yağmurla akıp gitmeyen bir tane olsun futbolcu göremedik. Hani Kalli’nin benzetmesiyle, eğer bu bir boks maçı olsaydı; özellikle son 20 dakikada yediğimiz yumruklarla çoktan nakavt olmuştuk. Tabii Kalli havlu atmayı akıl etmezse!

Her iki maçta da analiz edilebilecek olumlu hiçbir şey göremedik neredeyse. Biraz İstanbulspor maçının ilk yarısındaki Arda’nın yeteneklerini ortaya koyduğu futbol; biraz da Lincoln’ün bileklerinin kıvraklığı. Bilekleri o kadar kıvrak ki, arkadaşları bile topu nereye atacağını kestirmekte güçlük çekiyorlar. (Bu konuya döneceğiz aşağı da.) Her iki maçta da olumlu şeyler azdı dedik, öyleyse , gördüğümüz olumsuzlukları yazalım. Bakalım takım hazır mıymış?

İstanbulspor maçı, istatistik tutulan ve zaman zaman ekrana yansıyan bir maç olduğundan, pek çok konuda neler olduğunu istatistik açısından da anlayabildik. Bu istatistikler bakımından en dikkat çekici olanı, GS’ın, daha maçın bitmesine 20 dakika kala yaptığı top kaybı sayılıydı. 56 top kaybı. Topu bu denli rakibe ikram eden bir takım ne oynayabilir ki? Topu güç bela rakipten kapıyorsun ve hemen daha 3 pas yapamadan tekrar veriyorsun. Şunun bilinmesi gerek. Top yoksa futbol da yok, takım da. Bugünün modern futbolunda amaç, topu mümkün olduğunca kendin de bulundurman. Çünkü yapacağın tüm hücum varyasyonları, sadece topun sen de olduğu zaman dilimi üzerine kurulu. Bunu gözden kaçırıyorsan, hiçbir şey yapamayacaksın demektir. Antrenmanlarda çalıştığın bütün hücum setleri, topu kaybettiğin anda bitmiştir. Maçın sonunda topa sahip olma oranları % 51’e % 49’sa, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Kalli bunu görmeli. İstanbul maçı böyleydi.

Boluspor maçı ise hani tabiri caizse, faciaydı. Özellikle defansın başarısı göz doldurdu. Bu başarıyı bir de golle süslediler. Bkz:kendi kalesine gol.

İsmael Bouzid’in ikinci bir Stumpf olamayacağı ayan beyan ortaya çıktı. Boy pos olarak benziyor. Stumpf sarışındı, bu esmer, oraya takılmayın. Ancak Stumpf u izlemiş, hatta canlı izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Stumpf, vücuduyla kafasını (futbol zekasını) birleştirebilen ender, “iri” futbolculardan biriydi. Biliyorsunuz, yanında da bir başka Alman Götz oynuyordu. O ikili, birbirlerini çok iyi tamamlıyor, birbirlerinin kademelerine çok iyi giriyor, birlerinin futbol dilini çok iyi anlayabiliyorlardı. Stumpf, top geçse de adam geçmeyecek mantığından; top neden geçsin ki mantığına ermişti. İsmael Bouzid ve Servet’te eksik olansa işte bu. Top geçiyor; ama adam geçmiyor genellikle. Ama adam, gerçekten hızlı ve akıllı bir futbolcuysa, hem topu hem de kendini de gayet güzel geçiriyor. Çünkü, özellikle İsmael Bouzid, gördüğümüz kadarıyla, özellikle cepheden gelen hücumlarda, hücum oyuncusunun karşısında pozisyon almayı (bile) bilmiyor, hani tabirimi hoş görün, kazık gibi dikiliyor adamın önünde. Tam bir facia!

Takımın sağ bekinde kimin oynayacağı hala anlaşılabilmiş değil. Uğur geldi, sakatlıktan çıkıp; ama henüz “çıkamadığı” görüldü. Hiç olmayacak şey, Linderoth’dan sonra bu defa da Barış’ı orada deniyor hoca. Ama Barış, bunu henüz anlayabilmiş değil. Defans oyuncusunun mantalitesiyle, hücum oyuncusunun mantalitesi arasındaki fark çok büyük olduğundan, Barış’a bu yeni mantaliteyi vermek de elbette kolay olmuyor ve olmayacak. Olmayacak şey kısası, Barış’tan sağ bek olması.

Defansın solu, şimdilik en sorunsuz görülen bölüm. Oraya alınan Volkan’ın cuk oturduğu görüldü. Alternatifi Ferhat, yeterli görünmese de hazırlık maçlarında, gençliği ve hırsıyla bu açığını kapatacağı ve oranın iyi bir alterbnatifi olacağı kolaylıkla söylenebilir.

Orta sahaya gelince. Zurnanın zırt dediği yer işte orası. Lincoln’ün futbol zekası ve bileklerinde kıvraklık, Arda’nın yeteneği ve birebirdeki adam geçme ustalığı, yanı sıra Lincoln’den aşağı kalmayan futbol zekası, Linderoth’un her yere koşan dört adam ciğerli biri olması ve kaptığı topları oyuna iyi sokması, sağda Sabri gibi, Linderoth’u aratmayan, üç kişilik koşacak bir adam olması, orta sahayı toparlamaya yetmiyor. Çünkü futbolcular birbirlerini tanımıyor. Kalli’nin hala kim kalacak, kim gidecek diyerek, yaz boz tahtasına döndürdüğü orta sahada, bu dört futbolcuyu hala birlikte oynarken göremiyoruz. Karşıyaka karşısında da göremeyeceğimiz, Lincoln’ün İstanbul’da bırakılmasıyla da kesinleşti. Artık karar verilmeli. Kim kalacak kim gidecek? Ve tez elden, özellikle orta saha oyuncuları bir arada oynatılmaya başlanmalı. Yoksa çok geç olacak. M. Güven’den, M.Topal’dan ve benzerlerinden bir şey olmayacağını artık anladık. Orada birazcık şansı olacak yedek futbolcular başta Ayhan olmak üzere, Hasan, Barış ve Serkan. Geriye kalanlar için bir şeyler söylemek laf-ı güzaf olacaktır.

Gelelim forvete. Zurnanın bir deliği de orası. Orta sahanın durumuna da bağlı olarak, günden güne daha iyiye değil, daha kötüye giden bir forvet hattıyla karşı karşıyayız. Alınacak yabancı forvet hala ufukta görülmedi. Bir süre daha da görülmeyeceği açık. O halde eldekileri iyi değerlendirmek durumundayız. Hakan sakat. Ümit var mı, yok mu belli değil. Birazcık Özgür Can var ortalıkta; ama o da etkisiz, bir de son şans olarak forvet oynatılan Serkan.

Özgürcan ve Serkan’ın yerinde geçen sene Necati ve Hasan Kabze vardı. Takımın attığı goller ortadaydı. Son yılların en kötü forvet performansı gösterildi geçen yıl. Ve bu sene de buraya hala bir takviye yapılmaksızın lige doğru pupa yelken gidiyoruz. Sonumuz hayrolsun.

Sonuç: Sağ bek yok. Stoperler tam anlamıyla stop etmiş durumda. Topu oyuna sokmakta beceriksizlik bile denemeyecek kadar kötüler. Orta saha da uyum yok. Çünkü hala olması gereken orta saha oyuncuları birbiriyle oynatılmıyor. Forvet gol atamıyor. Pozisyon zenginliği yok. İşte GS’ın lige girerken hali pürmeali bu cihette. Şimdi siz söyleyin. Bu takım lige hazır mı?

Eğer birkaç öneri isterseniz şunlar söylenebilir.

1.Sabri sağ bekte oynamalı, iyi bir sağ bek alınana kadar.

2. Stoper olarak Song alternatifsiz görülmeli; yanında oynayacak futbolcu Servet olmak durumunda. Eğer İsmael kendini toparlarsa, ki bu zor görünüyor; o oynar. Ama şimdilik Servet oynamalı.

3. Sol tarafta Volkan problemsiz bu işi götürecek. Orası fazla karıştırılmamalı.

4. Sağ ortada Serkan oynar; ama Hasan da performansını her geçen gün artıracağa benzer. Bolu maçında, takım topla çıkarken, rakibe yaptığı 40 metrelik asist taktire şayandı! Yine de Hasan, orta sahanın sağı için her zaman iyi bir alternatif. Burası için bir diğer alternatifte Barış.

5. Solda Arda var. İyi ki de var. Benim çok şey beklediğim ve Lincoln’le uyum sağlarsa çok ses getireceğini umduğum futbolcu. Haydi Arda.

6.Ortada Lincoln ve Linderoth yakın oynamalı. Linderoth iyi bir kesici ve Lincoln’ü topla buluşturacak gerekli yeteneğe sahip. Lincoln de aldığı topla gerekeni yapsın artık. 10 numara değil mi? Daha ne?

7. Lincoln, sağa bakarken topu sola, sola bakarken sağa atabiliyor. Aferin de, keşke bunu rakip takım gibi kendi arkadaşları da hayranlıkla izlemese. Rakibi kadar kendi arkadaşlarını da kandırıyor. Bunun nedeni de, yukarda söylediğim, birlikte oynayamama sendromu. Birbirlerini tanımıyorlar. Bu da zaman ilerledikçe olacak bir şey; ama bir an önce başlamalı.

8. Forvete takviye en acil iş. Hakan iyileşirse ikili forvet, iyileşmezse Ümit tek forvet olarak oynarken; Serkan ve Hasan(ya da Barış) birlikte oynatılabilir. Serkan biraz daha ileri çıkabilir, öyle bir durumda ayrıca orta sahada çok güçlenmiş olur…

Durum budur. Analizimiz de bu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"A" harfinden bir arkadaş ararken okumaya başladığım ikinci blogcusunuz ki, arkadaşımı aramaktan vazgeçtim! Yoksa "A" harfindeki bütün blogculara bir yorum yazacağım bu gidişle. Kendinizi anti/o6 diye tanımladığınız için okumak istedim sizi; Ankara'ya karşı olmak anlamına geliyor diye düşündüm.:)) Ben sevmem de Ankara'yı. Sonra yazılarınıza baktım ilgi alanım değil. Ama madem bu kadar Galatasaraylısınız, size bir şey sormak istiyorum; ülkemizi düşündüğümüzde, bu günlerde özgürce yaşamak için Atatürk ve arkadaşları tarafından yapılanları ki bunlardan biri de, "tarikatları" ortadan kaldırıp, kişiyi "ümmetçilikten" kurtarıp "birey" yapmaktı; bazı futbolcuların isimlerinin "tarikatlarla" anılmasını nasıl karşılıyorsunuz. Bu soruyu o futbolculara sorabilmeyi daha çok isterdim aslında.Sevgiler, maviyle. mavi umut.

derinmavi.. 
 05.08.2007 15:16
Cevap :
Sayın mavilim: Metafizik faktörlerin, futbol oyununa olumlu ya da olumsuz herhangi bir katkısının ya da etkisinin olmadığını bildiğimden, sahadaki ateist futbolcular kadar, tarikatçı futbolcular da ilgi alanıma girmiyor. Tabii anlamakta güçlük çektiğim şeyler olmuyor değil. Büyük takımlarımızın bile zaman zaman (özellikle “büyük” maçlardan önce) toplu halde namaz kıldıklarını, ya da türbe ziyareti yaptıklarını duyduğumda sadece şaşırıyorum. Bir de büyü yaptıranlar var tabii! Ama diğer yandan, sorduğunuz soru bağlamında, Atatürkçülük ve tarikatlar açısından olaya baktığımda, sahadaki 11 futbolcudan kaçının tarikatçı olduğu gerçeğinden daha çok, TBMM içerisindeki 550 kişiden kaçının tarikatçı olduğu beni daha çok ilgilendiriyor. Gördüğünüz gibi sorunuzun derinlemesine yanıtlanabileceği zemin burası değil. Belki ilerde bir “blog”la yanıt verilebilir. Teşekkür ederim.  05.08.2007 16:49
 

uefa da boş hayallere kapılmayon diyor bunlar ve kendi zavallı yazarları hayal satıyorlar sonrada samiyende koltuklar kırılıyor.... saygılar

Selim Bayraktar 
 04.08.2007 0:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1177
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1972 yılında Afyon'da doğdu. Tüm eğitim hayatını "şehrinde" tamamladı.Kronik muhalifliği yüzünden ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster