Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '20

 
Kategori
Üniversitelinin Sesi
Okunma Sayısı
162
 

Gancelli

GANCELLİ...
 
Türk Rock müziğine, Yeni bir soluk getiren grup bence oldukça iddialı...
 
Yeni teklileri “Yeni Bir Dünya” ile sevenleriyle tekrardan buluşan grup.. 
 
Görüntü ve İmaj olarak Mor ve Ötesini andırsada, Duruşlarıyla ve çizgileriyle bence bu yaz ONLAR konuşulacak...
 
Röportajımız Sizlerle..
 
S1- Yeni bir tarz oluşturduğunuzu düşünüyorum.
Rock ile Slow müziği karıştırmışsınız adeta..
Temeli nereden başladı? 
 
Aslında yeni bir tarz oluşturmak gibi bir iddiamız yok.
Biz içimizden gelen şeyi yapıyoruz. Bildiğiniz üzere 70'ler, 80'ler ve 90'larda Rock Müzik dünyada en 
çok dinleyici kitlesine sahip türdü. Bizim de çocukluk ve gençlik yıllarımız bu dönemlere denk geldiği için hepimiz bu türden etkilendik. Grup olabilmenin, 
gerçek enstrümanlarla bir arada müzik yapabilmenin, duygularımızı anlatabileceğimiz bir yol arayışının içimizde oluşturduğu temeller bizi bu günlere getirdi.
 
S2- İnsanlar bu hayatta, kötü bir felaket ya da olay yaşadığında ya ağlıyor, ya da direk isyan ediyor.. 
Bence isyan etmek çözüm değil..
Çözüm önerisi alabilir miyim? :)
 
"Acı" kaçınılmazdır, ama "acı çekmek" bir seçenektir. Yani bakış açışı önemlidir. Yaşanan her olayı farklı bakış açılarıyla değerlendirmek gerekir. 
Verdiğimiz tepkiler de bununla ilgilidir ve belirli bir denge çerçevesinde aşırıya kaçılmamalıdır. Her şeyi olduğu gibi kabullenebilmek en büyük erdemdir; 
bunun da yolu sevgiden geçer. Spesifik olarak "isyan etmek"e bir alternatif düşünecek olursak bu "sanat" olabilir. "Sanat" bize göre kendini ifade edebilme yeteneğidir ve bu yetenek farklı şekillerde olabilir.
İlla müzisyen, tiyatrocu veya heykeltraş olmanıza gerek yok, kimi zaman güzel konuşabilme çoğu zamansa suskunluk en etkili dışa vurum olabilmektedir.
 
S3- Pop Müzik Türüyle uğraşan bir Sanatçıya buradan seslenecek olsaydınız, bu kişi kim olurdu..? Ve ona mesajınız nedir?
 
Özellikle Türkiyede 90'lı yıllarda piyasaya çıkan, harmonik ve müzik açısından zengin, duygu yüklü pop şarkılar üreten bir çok gerçek anlamda "sanatçı" vardı..
Harun Kolçak, Sezen Aksu, Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel ve Rafet el Roman ilk aklımıza gelenlerden. Bunlar zaten halen daha dinleniyor.
Yani aslında işin ruhu müziğin türünde değil, yapılan şeyin ne kadar iyi yapıldığında. Herkes sevdiği müziği arz edebilir. Muhakkak bir yerlerde bir talibi vardır çünkü. 
Bu bağlamda müzikal anlamda spesifik olarak birine göndermek istediğimiz bir mesaj yok. Müzikteki duyguyu, müzikal değerleri ayaklar altına almasınlar, dönemsel/mevsimlik işler yapmak yerine daha kalıcı olmaya çalışsınlar. 
Yani kendilerine ve dinleyiciye saygıları olsun yeter. İnsani anlamda mesaj gönderebileceğimiz kişi ise "Demet Akalın" olabilir. Faydalı işler yapıyor ve gündemde kalıyor.
 
S4- Geçmişte insanlar birbirine; haberleşmek vs amaçlarla mektup yazardı.
Günümüze baktığımızda her şey dijitale döndü.. Bu durumu eleştirebilir misiniz?
 
O mektubun da bir değeri vardı. Yazılırken duyulan başlayan heyecan, mektubun postalanması, iletilmesi için geçen süre ve geri cevap bekleme süresince devam ederdi.
Duygu yoğunluğu vardı, acele yoktu. Aceleye ihtiyaç da yoktu. Şimdilerde ise sürekli bir şeylere yetişme çabası içerisinde sürüklenip giderken hayatı içimize sindiremeden yaşıyoruz.
Örneğin bizden büyük jenerasyon müzisyenlerden dinlediğimiz hikayeler 
"X bir şehirde belirli bir parçayı çalabilen biri için toplanıp otobüse binilip o insanın yanına gidildiği ve parçayı orada çalması rica edilip,
orada öğrenildiğiydi". Bakın ne kadar sosyal bir olay. Şimdilerde ise açın arama motorunu, şarkıyı yazın tak her şeyiyle karşınızda.
İletişimin, bilgiye ulaşımın gelişmesi elbette güzel bir şey ama uzaktakilerle bir tıkla iletişim kurabilirken çevremizdeki insanların yüzüne bakmayı unuttuk.
Çevrenize bir bakın artık restaurantlarda, cafelerde veya 
sosyal bir ortamda insanlar ne kadar sohbet ediyor? Herkesin kafası elindeki cihaza gömülü; aslında sosyalleştirme adı altında yalnızlaştırılıyorlar. Birebir insan ilişkileri zayıflıyor ve ürkütücü olanı da bu bize farkettirmeden,
yavaş yavaş aşılanıyor.
 
S5- Şarkınızda da geçtiği üzere “Yeni Bir Dünya İstiyorum...” oldukça iddialı bir söz.
İlk değişim sizce ne olmalı?
 
İlk değişim insanın kendisinin içinde başlamalıdır. Belki size bir "ütopya" olarak gelebilir ama dünyanın sürdürülebilir bir yer olabilmesi için öncelikle insanların
"parasal düzen"den kurtulup yüzünü doğaya dönmesi, üretmesi gerekir.
Bu mümkün değil derseniz en azından mevcut parayı daha adil, daha sosyal daha merhametli bir şekilde dağıtabiliriz. Hayat bu kadar karmaşık ve zor olmak zorunda değil.
İnsanların hayatta kalabilmesi için yapması gereken temelde 3 şey var. 
Bunlar uyumak, beslenmek ve üremek. Barınabileceğimiz bir evimiz ve ekip biçebileceğimiz bir toprağımız olduktan sonra temelde başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Bu kadar basit. Günümüzde insanlar dur durak bilmeden 
dünyayı sadece kendinin malı gibi sömürüyorlar. Para hırsı ve ego tavan yapmış durumda. Gerçek olmayan bir "illüzyon" dünyasında uyutuluyoruz. Çok küçük bir kesimin dışında insanlar bu rüyaya ayak uydurabilmek adına
tüm hayatlarını köle gibi çalışarak geçirmek zorunda. İnsanı insan yapan değerlerden eser yok. Ama bakın işte bir virüs geliyor ve her şey darmadağın oluyor. Sağlıktan başka hiç bir şeyin önemi kalmıyor. Bana dokunmayan yılan
bin yaşasın deme lüksümüz yok. Biz yaşarken veya bizden sonra elbet bir gün o yılan insanlığa dokunacak.
Ne zaman dünyada her yıl tonlarca yemek çöpe gittiği halde hala daha aç insanlar olduğunu sorgulayacağız ve ne zaman uyuyacak bir yerimiz olduğunda onca düzenin dışına itilen insanları, savaş yaşamak zorunda olan 
çocukları düşüneceğiz, işte değişim o zaman başlayacak.
 
S6- Aile Sevgisi ile ilgili klişe olmayan” bir cümle kurar mısınız?
 
Dünyayı evimiz olarak düşünürsek içinde yaşayan tüm canlılar da ailemiz olur. 
İnsana, hayvana, toprağa, havaya, suya, doğaya saygı ise bu "Aile Sevgisi"nin
temelini oluşturur. Canlıları tüketilebilecek bir rezerv, kaynak olarak değil, bu gezegeni paylaştığımız 
bir parçamız olarak düşünmemiz gerekir. Unutulmamalıdır ki her etki bir tepki yaratır. 
Örneğin doğal afetlerin bu kadar yıkıcı olmasının nedeni aile bireylerimizi yeterince sevmememiz olabilir mi?
 
S7- “Küçük bir çocuk” olduğunuzu düşünün, cebinizde hiç paranız yok.
Para kazanmak için ilk hamleniz ne olurdu?
 
Çalışmak olurdu herhalde. Tutulabilecek bir iş. Ayakkabı boyamak olabilirdi. En çok oyun oynamaya ihtiyacım olan, "şeker de" yiyebilmek istediğim bir zamanda...
 
Ve Son Sorum...
S8- Uzun yollar... Uzun hikayeler demek bence. Buna nazaran yaptığınız en uzun yolculuğu ve çıkarımlarınızı kısa cümlelerle anlatır mısınız?
 
Bu soruya Can Yücelden bir alıntiyla cevap verebiliriz sanırım. 
"20 yaşında ben, 
35 yaşımda ben, 
40 yaşımda ben ve 
bugünkü ben; dördümüz bir gün oturuyoruz.
Yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. 
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine "
Yani bizce insanın hayatındaki en büyük yolculuk kendini tanıma yolculuğudur.
Biz muzikle erken yaşta tanıştığımız için şanslı olan kesimdeniz. 
Hepimiz farklı altyapılardan gelmiş olsak da evrensel dil olan müzik bizi biz yapan en önemli olgu. 
Hal böyleyken de 40'lı yaşlarda başımıza bardak atacak bir 20'li yaş olmaz herhalde..
 
Röportaj - İhsan Tekin
 
Ayfer Gözübüyük bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 99
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 67
Kayıt tarihi
: 11.02.20
 
 

Güzel yazıyorum.. Ne Ararsan Var.. Bence okumalısın.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster