Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '14

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
11118
 

Garanti Bankası'ndan emekliye promosyonda garantili uyanıklık!

Garanti Bankası'ndan emekliye promosyonda garantili uyanıklık!
 

Bugüne kadar şahit olduğum olaylar sebebiyle bilinçaltım o kadar olumsuz etkilenmiş ki, caddede yürürken bile bir banka şubesine rastladığımda uzağından dolaşarak geçiyorum. Zorunlu bir işim olmadığında da kesinlikle kapısından içeri adımımı atmıyorum. Yaptığım her işlemde, çaktırmadan atılacak bir kazığın korkusuyla paronayak durumlar yaşıyorum.

Damlaya damlaya göl olur hesabı uydurulan bir sürü masraf kalemleri, bankalar için büyük kârları ifade etmektedir.

Tabii ki haksız alınan paranın az olması ve birey olarak vatandaşın ekonomik durumunu etkilememiş olması, olayın boyutunu değiştirmemektedir. Esas aldatılmış olma duygusunu yaşamak, insanı kahretmektedir.

Bunlarla ilgili benim kişisel olarak yaşadıklarım dışında, medyaya yansımış olan başka ilginç olaylar da bulunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde yaşlı bir kadının başına gelenleri okuduk.  Haberin başlığı aynen şöyleydi: "Yaşlı kadın 'Kefen parası' diye yatırdı sıfırı çekti". Kadın 2008'de bir bankaya kefen parası diye 640 lira yatırmış. Kadın, kefen parasına faizi bulaştırmamak için vadesiz hesap açtırmış. 2011 yılında bankaya uğradığında paranın sıfırlandığını kendisine söylemişler. Banka, 'Hesap İşletim Ücreti' ve 'Bankacılık Hizmet Bedeli' adları altında tahakkuk ettirdiği masraflarla parayı üç senede tüketmiş!

Yani yatırılan paraya faiz vermediği gibi, parayı üç sene kullanmış, bu paradan bedava para kazanmış; bu kıyağın karşılığı olarak da paraya el koymuş! Besle kargayı oysun gözünü gibi bir şey!

Oysa para vadeli yatırılmış olsaydı, uydurulan ücretler alınamayacağı gibi üstüne de faiz tahakkuk ettirilecekti. 

Aslında benzer bir olayı ben de yaşadığım için gazete haberine hiç şaşırmamıştım. Yıllar önce 1000 dolara çok yakın bir miktar dövizi bankaya vadeli olarak yatırmak istemiştim. 1000 doların altında vadeli hesap açamadıklarını bana söylemeleri üzerine vadesiz olarak yatırmıştım. Bir yıldan fazla bir süre sonra hesabımı çekmek istediğimde yatırdığımın çok altında dolar verdiklerinde şok olmuştum. Sebebini sorduğumda, vadesiz hesaplardan ücret aldıklarını söylemişlerdi. Hesabı açtığımda bu bilgileri bana vermemişlerdi.

Vadesiz hesaplara uygulanan bu ücretlerin mantığını inanın anlamış değilim. Anlayan varsa lütfen beni de aydınlatsın.

Yine aynı şekilde gününden önce yatırdığınız taksit borçlarından erken yatırdığınız gün üzerinden ücret tahakkuk ettiriyorlar. Yani erken yatırırsanız ücret, geç yatırırsanız fahiş faiz. Kaçış yok. Aynen Deli Dumrul'un kuru bir çayın üzerine kurduğu köprüden geçenlerden 30, geçmeyenlerden 40 akçeyi zorla alması gibi!

Bunun dışında orijinal adlarda daha bir sürü ücret bedelleri var. Bankaya herhangi bir hesap açtığınızda ya da bir kredi işlemi için başvurduğunuzda, her sayfasının altını imzalamanız üzere, önünüze küçük harflerle yazılmış bir kitapcığı koyuyorlar. 40'ını geçmiş vatandaşların bu kitapçığı gözlüksüz okumaları imkânsızdır. Kaldı ki bunu okumak için ne vatandaşın ve ne de görevli memurun zamanı olabilir. Ayrıca okunmuş olsa bile kaç vatandaşın anlayabileceği de kuşkuludur. Bir de acil paraya ihtiyacınız varsa, bile bile her şeye peşinen lades demeye dünden hazırsınız demektir.

İşte bankalara yatırılan kazanılmış paraları, sağından solundan tırtıklayan ve çaktırmadan tüketen bu ücretciklerin hepsi bu kitapçıkta yazılıdır.

Neyse ki Yargıtay bir içtihadında, bu küçük harflerle yazılan yazıları vatandaşın okuyabilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, haksız alınan bazı ücretlerin iadesine karar  verdi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu da fahiş alınan bazı ücretlere üst limit getirmektedir.

Ama ne yaparsanız yapın, bankalar alışkanlıklarından ve tatlı kârlarından vazgeçecek gibi gözükmüyorlar.

Yaşadığım son olay bunun ispatı gibi...

Eşim, komşu kadınlardan, emekli maaşlarını özel bankalara taşıyan emekliye promosyon verildiğini öğrenmiş. Konuyu bana anlattı. Doğrusu gündemi yakından takip etmeme rağmen, böyle bir uygulamadan haberim olmamıştı. Eşim bir çeyrek, iki çeyrek altınlardan bahsediyordu. Her bankanın uygulaması farklıymış.

Ben emekli maaşımı evimizin yakınındaki PTT'den alıyordum. Eşimin ısrarı sonucu, girişte anlattığım olumsuz duygularımı frenleyerek, eşimle birlikte Tarabya merkeze indik. Niyetim caddedeki bütün bankaları araştırmaktı. Finansbank ve Garanti Bankası dışındaki diğer bankalar böyle bir uygulama yapmadıklarını söylediler. Finansbank'taki görevli memur, üç yıl süreyle emekli maaşımı kendilerinden almam şartıyla 300 lira vereceklerini söyledi. Konuyla ilgili broşürü aldım ve inceleyeceğimi söyleyerek ayrıldım.

En son Garanti Bankası'na uğradım. Girişteki memura konuyu sordum ve beni doğrudan ilgili hanıma yönlendirdi. Adı bende saklı ilgili hanım beni gayet iyi karşıladı ve bir çeyrek altın promosyon verdiklerini söyledi. Finansbank'ta bana 3 yıl için 300 lira dedikleri için ben özellikle süresini sordum. Memure hanım,"Bir yıl için bir çeyrek altın" dedi. Bir yıl sonra istersem maaşımı başka bankaya götürebileceğimi de ekledi. Anlaştık. O, işlemleri yaparken ben de yanda bulunan promosyonla ilgili broşürü alarak okumaya başladım. Üçüncü sayfanın alt kısmında  daha ufak harflerle yazılmış kısmı da okudum. Süreyle ilgili şartlar burada yazıyordu ve 'bir yıl' olarak yazılmıştı. 

Söylenenlerle yazılanlar birbirine uyuyordu. Yine de bilinçaltım beni kuşkulu olmaya zorluyordu. Memure hanım oldukça uzun sayılabilecek iki sayfalık taahhutnameyi önüme koydu ve doğrudan imzalanacak yeri göstererek, "Şurayı imzalar mısınız?" dedi. Ben de "Okuyabilir miyim?" diye sordum. Sanki suçmuş gibi! Şaşkınlıkla karışık "Tabi tabi" cevabını alınca okumaya başladım. Bazı tereddütlü ifadeler görsem de  makul karşıladım. Benim esas üzerinde durduğum süreyle ilgili bir yanlışlık yoktu. İmzaladım ve taahhutnameyi iade ettim.

Memure hanım internetten işlemleri yaptı ve kısa bir süre sonra, "Transferi gerçekleştirdim" dedi. Peşinden, "Çeyrek altını alabilmeniz için size bir altın hesabı açmamız gerekiyor" dedi. Ben de "Peki" dedim. Çok geçmeden yine önüme imzalanmak üzere iki sayfalık bir taahhutname koydu. Onu da okumaya koyuldum. Birinci sayfada olumsuz bir şey yoktu. İkinci sayfada son madde olarak şöyle yazıyordu: "Üç yıl dolmadan emekli maaşının bankadan alınamama durumunda verilen altın bedeli geri alınır". 

Şok olmuştum. Önce maddi hata olmalı diye düşündüm. Her şeye hazırlıklıydım ama, bu kadarını beklemiyordum. Çünkü süre konusunu ta başından açık açık konuşmuştuk ve antak kalmıştık.

"Bu ne?" diye 3 yıl şartını memure hanıma gösterdiğimde, o da şaşırdı. Hemen telefona sarıldı. Belli ki daha yetkili birini aradı. Bana, "Şartların değiştiğini, bu değişikliği kendisinin de bilmediğini" söyledi.

Girişteki memur beni sıra numarası bile almadan doğrudan kendisine yönlendirmişti. Demek ki bu memure arkadaş emekli promosyon işlemleriyle ilgili özel olarak görevlendirilmişti. Şartlarda bir değişiklik olsa bile bu değişikliği onun bilmemesi düşünülemezdi. Ayrıca ilgili broşürler hâlâ gişelerin ve masaların üzerinde bulunmaktaydı. Ve hukuken de kampanya şartlarındaki değişikliğin aynen kampanyanın ilan edilmesi gibi duyurulması gerekirdi.

Çok kızmış olmama rağmen sakin bir şekilde, işlemi iptal etmesini söyledim. Memure hanım tekrar telefona sarıldı. Bu defa, 'yanlışlık yaptıklarını, üç yıllık taahhutnamenin başka bir işlem için olduğunu, emekli promosyon taahhutnamesinin bir yıllık olduğunu' söyledi. 

Görünüşte problem halledilmişti. Doğru taahhutnameyi almak için yerinden kalktı ve kapalı kısıma geçti. Biraz sonra geldiğinde ise, "Üç yıllıkmış" demekle yetindi. Ben de tekrar, iptal etmesini söyledim.

Bir saate yakın bekletilmemin dışında, yeni bir kazık yemenin kıyısından dönmüş olmam kızgınlığımı iyice arttırmıştı. Artık konuşmam ve içimi boşaltmam gerekiyordu. Memure hanıma elimdeki banka broşürünün üçüncü sayfasını göstererek:

"Yanlış anlamayın, sizi suçlamıyorum. Bakın, şurada yazılanlar hukuken bankayı bağlar. Bankanız uyanıklık yapıyor (Burada yazamayacağım daha ağır bir sözcük kullandım) . Şikâyet edeceğim. " dedim.

Banka oldukça kalabalıktı. Hızımı alamadım, koltuklarda sıralarını beklemekte olan banka müşterilerinin yanlarına gittim ve olayı kısaca anlatarak bankanın açıkça uyanıklık yaptığını onlara da söyledim.

Şaşkınlıklarını ya da kanıksamalarını gözlerinden okuyabiliyordum.

Sonra da bankayı terkettim.

***

Bu yazıyı neden yazdığıma gelince...

Öncelikle böyle büyük sosyal bir kitleyi ilgilendiren bir konuda yapılan yanlışı paylaşmayı bir vatandaşlık sorumluluğu olarak gördüm.

İkincisi; toplumun bu tür konularda daha da bilinçlenmesini istiyorum. Kaç vatandaşımız önüne konulan taahhutnameyi ya da sözleşmeyi okuyor? Ben de sözlere güvenip okumamış olsaydım bugün hiçbir sorun yaşamayacaktım. Ama bir yıl sonra saçımı başımı yolacaktım. Tekrar ediyorum: Maddi kayıplar o kadar önemli değil; esas yıkıcı olan kandırılmış olma duygusunu yaşamaktır.

Üçüncü olarak da; ilgili ve yetkili yerlere şikâyetimi bildiriyorum. Hiçbir yanlışlık, yapanın yanında kâr olarak kalmamalıdır.

Bu arada sayıları gittikçe artan tüketici haklarını koruma derneklerinin ne iş yaptıklarını da çok merak ediyorum.

Not: Olay, 25 Nisan 2014 günü saat 3.30-4.30 arası Garanti Bankası Tarabya Şubesi'nde yaşanmıştır.

Kamera kayıtları ve tanıdığım banka müşterileri beni doğrulayacaktır.

25 Nisan 2014

Hasan Basri Özgen 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ha bu arada bir sorunuzun cevabını vermeyi unuttum. Tüketiciyi koruma derneklerinin ne yaptıklarını merak ediyormuşsunuz. Oysa cevap çok açık ve nettir: Sözünü ettiğiniz dernekler bankalardan bu konuya gözlerini kapamak, duymamazlıktan gelmek amacıyla rüşvet almıyorlarsa namerdim. Yoksa bütün tüketicileri ilgilendiren bir konuda tüketicileri koruma derneklerin fransız kalması mümkün olabilir mi? Selamlar

Matilla 
 27.04.2014 11:55
Cevap :
Aynen katılıyorum Mustafa Bey. Ben de söylediğinizi ima etmeye çalışmış ama sizin kadar cesur olamamıştım:)) yorum için çok teşekkür ederim. Selam, saygı ve sevgilerimle...  27.04.2014 14:43
 

Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil, kaldı ki bu ve benzeri olayları her Türk vatandaşı da yaşamıştır ve yaşayacaktır. Buradaki sorun bankaların gayrı ahlâki uygulamaları değil, toplumsal yaşamın düzenleyici olan devleti yöneten siyaset kurumunun gayrı ahlâki vurdum duymazlığıdır. Hatta vurdumduymazlık değil ortaklıktır, paralellunun gibiktir, kumpaslıktır. Kanun yapma yetkisi sadece devlettedir. Ancak görüldüğü gibi bankalarda paralel devletlik yapabilmekte ve keyfi kurallar belirleyip halkın birikimlerini ellerinden alabilmektedir. Her zamanki gibi demokrasinin nasıl bir değer, kazanım olduğu bunun gibi basit ve sıradan örneklerle de ortaya çıkmaktadır. Yılanın başını ezmezsek ancak ve ancak timsah göz yaşları dökebiliriz. Yılanın başı da hiç şüphesiz ki siyaset kurumu, yani siyasi partilerdir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 27.04.2014 11:49
Cevap :
İki ucu da şeyli değnek gibi... Siyasetin bankalara aşırı müdahil olduğu dönemleri de yaşadık. Bile bile verilen ruhsatları ve sonuçta, müfettiş raporlarına rağmen, bankaların içlerinin boşaltılmasına göz yumulmasını ve yaşanan hortumları milletçe izledik. Şimdi ise BDDK gibi bağımsız kurullar var. Siyaset müdahale edemiyor. Sözüm ona ticaret serbest. BDDK'nın da ne kadar vatandaşın yanında olduğu şüpheli. Bilirsiniz Nasrettin Hoca'nın bir sözü vardır: Parayı veren düdüğü çalar diye. Bankaların da büyük paraları var ve istedikleri gibi düdüğü öttürüyorlar. 2001 krizinde küçük bankaların batmış, bazılarının ise batırılmış olması da piyasayı rekabetsiz hale dönüştürdü. Aralarında gizli centilmenlik anlaşması var gibi. Aslında bütün vatandaşlar çok tedirginler. Hesap kapatmak için verilen son gün olan 28 Nisan'da bankalardaki izdihamı gördük. Ben aynı amaçla 29 nisanda bankaları dolaştım.Yine bir bankada bir vatandaşın isyanına tanık oldum. Bence vatandaşlar bilinçlenip ortak davranmalı..  30.04.2014 15:51
 

Hasan Bey,benzer olaylardan birini de biz ZiraatBankası'nda yaşamıştık...Eşim vefat eden babasının zorunlu tasarrufunu işlemleri tamamlayıp ancak aylar sonra gidebilince 600 kusur paradan ancak 300 kusurunu alabilmişti...Bizde sorduk;"hesap işletim ücreti"dediler...Biraz daha beklenilseydi işin ucunda belki de,mezarda Ziraat Bankas'na borçlu yatılması söz konusuydu...Üstelik;devletin bankasıda mı bunu yapıyor diyerek...

HÜSREV KARAGÖZ 
 26.04.2014 22:58
Cevap :
Çok büyük haksızlık. Vatandaş bu kadar sahipsiz mı? Bu ülkede gerçek anlamıyla STK'lar güçlenmedikçe ve halk bilinçlenip örgütlenmedikçe durumlar düzelmeyecek gibi. Paylaşımınız için teşekkür ederim.Saygılarımla...  27.04.2014 0:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3495
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster