Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
981
 

Garda tren beklerken

Garda tren beklerken
 

Elindeki bilete baktı bir kez daha. 04:25 yazıyordu kalkış saati hizasında. Osmanlı’nın son dönemlerinde yapıldığı belli olan bu eski gar binasının içinde gözleri tekrar tekrar duvardaki devasa saate takılıyordu. 03:51. Eğer tren zamanında gelip de zamanında kalkarsa yarım saatim kaldı diye düşündü. Ama O zamanlar trenlerin biletlere yazıldığı saatte kalktığı görülmediği için yolcuların çoğu da gara rötarlı gelirdi. Saat 04:00’e yaklaştığı halde garda pek bir yolcu kalabalığının olmamasını buna yorumladı. Dışarıda, camekanlı seyyar büfenin başında satıcı ile müşterisinin konuşmaları sırasında ağızlarından çıkan buharlardan havanın soğuk olduğu anlaşılıyordu. Sabah serinliği diye düşündü, ama mevsim zaten kıştı. Aralık. Salonun oldukça geniş ve tavanının da yüksek olmasına rağmen içerideki hava soğuk sayılmazdı.

Salonun ortasında gelişi güzel dizilmiş ama, yere sabitlenmediği için hizaları bozulmuş tahtadan banklarda, yolcu olmadığı belli olan kişiler kendilerini gar binasından dışarı çıkarmaya gelecek bekçinin ayak seslerine karşı tedirgin bir şekilde uyuklamaktaydılar. Gece boyunca tren garıyla otobüs garı arasında mekik dokuyan bu kişiler, sıcak bir tas çorba ve kovulmayacakları sıcak bir mekanda bir gece geçirebilmek için ömürlerinin yarısını verebilecek gibi görünmekteydiler. Bankın öbür ucunda izni bittiği için kışlasına dönen genç bir asker ve onu geçirmeye gelen yaşlı anne ve babası hiç konuşmadan oturuyorlardı. Anne, asker oğlunun sağ elini iki elinin arasında okşarken, babası ayakları arasında duran bastonunu, çenesine destek yaparak boşlukta bir yerlere doğru bakıyordu. Salon içindeki tek açık büfe umutsuzca müşteri bekliyordu. İçindeki büfe görevlisi, bıraksalar olduğu yerde yirmidört saat kesintisiz uyuyabilecek yorgunlukta görünüyordu. Bu büfenin tam karşısında bulunan danışma bürosunda, kendisine danışılmasından pek hoşlanmadığı yüz ifadesinden belli olan görevli, sigarasının dumanı eşliğinde gazetesini okuyordu. Salonun kapısı gıcırtılı bir sesle açıldıkça içeriye hem soğuk hava hem de yeni yolcular geliyordu. Bilette yazılı kalkış saatine yaklaşıldıkça salondaki yolcu sayısı da arttı.

Banklarda boş yerler azalırken, geceyi gar salonunda geçiren müdavimlerden bazıları yattıkları yerlerden doğrularak ayakta duran yolculara yer açmaya başladılar ve çok geçmeden de yatakları saydıkları banklarını geçici olarak terk ettiler. Yeni yolcularla birlikte salonda çocuk sesleri de işitilir oldu. Yolculuğu seven bu çocuklar, bu yolculuklara neden gecenin bir yarısında çıkıldığına henüz anlam veremedikleri için uyku sersemi bir şekilde annelerinin yanında beklemekteydiler. Kucağında yeni bebeğiyle genç bir anne bebeğinin uyanmaması için onu habire sallıyordu. Gar müstahdemi, bir elindeki hasır süpürgeyle yolcuların yerlere gelişi güzel attıkları çöpleri diğer elinde bulunan ve peynir tenekesinden bozma uzun saplı çöp kutusuna ustaca süpürüyordu. Yolcular, müstahdemin arz-ı endam etmesiyle geçici bir süre de olsa ismaritlerini atacakları bir çöp kutusu aradılar ama herşey çok geçmeden yine eskisi gibi oldu.

Duvardaki saat, biletlerde yazılı kalkış saatini gösterdiğinde, daha önce hiç trenle seyahat etmediği belli olan bir kişi heyecan ve sinirli bir şekilde danışma’ya doğru yöneldi. Danışma görevlisinin, hiç istifini bozmadan ve biraz da sinirlice verdiği cevap karşısında üzüntülü ve utangaç bir şekilde tekrar yerine oturan bu kişiden sonra, tren gelinceye kadar kimse danışmaya uğramadı. Trenin rötarıyla ilgili her soruyu bu kez, uykulu haline rağmen sevecen yüz ifadesiyle devamlı gülümseyen büfe görevlisi yanıtlamak zorunda kaldı. Bir paket Bafra sigarası, selpak ya da bayat bir simit alan herkes, kendini, büfe görevlisine trenin ne zaman geleceği sorusunu sormaya hak kazanmış sayıyordu.

Saatler sabahın beşini gösterdiğinde herkesde bir kıpırdanma gözlendi. Sanki trenin kilometrelerce uzakta rayların üzerinde çıkardığı titreşimler nedeniyle trenin gara yaklaştığı hissedilmişcesine yolcular hareketlenerek banklarını terketmeye başladılar. Bu arada, donuk ve monoton bir şekilde zırlayan telefonun ahizesini kaldırarak kulağına dayayan danışma görevlisinin kısa süren görüşmesinin ardından salondaki yolcular için yaptığı pek de anlaşılmayan cızırtılı anonsuna kimse ilgi göstermiyordu. Tren makinisti, sabahın beşinde, gara yaklaştığını sadece yolculara değil, uykusunun en tatlı yerinde bulunan kasaba halkına da duyurmak için kulakları sağır edercesine düdüğünü habire çalıyordu. Herkes, salonun iki ucunda bulunan kapılardan bir an önce çıkarak, trenin gelişine tanıklık etmek istiyordu. Trenin, ilerlediği rayları aydınlatan güçlü farları ve kulakları sağır eden güçlü düdüğü gelişinin kanıtıydı. Trenin gara yaklaştığındaki hızı, sanki gardaki yolcular için durmayacağı hissini veriyordu. Ama makinist, daha önce yüzlerce kez durduğu bu garda trenini yine ustaca durdurdu. Tren durur durmaz dışardakiler bir an önce binebilmek, içerdekiler de bir an önce inebilmek için itişip kakışmaya başladılar. Ama beş dakika sonra herkes mutluydu. Böyle bir hengame başka bir ülkede olsa, ne dışardakiler trene zamanında binebilir, ne de içerdekiler treni zamanında terkedebilirler diye düşündü İzzet. Terli avucununda saatlerce sımsıkı bir şekilde tuttuğu nemli biletine bir kez daha baktı ve herkesden sonra trene bindi. Onun ilk gurbeti olan bu kasabaya bir daha kim bilir ne zaman gelebileceğini düşünerek hüzünlendi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazı da çok güzel olmuş. Bir romana başlangıç havası var.

Kışladan Kampüse 
 05.02.2009 18:21
Cevap :
Aytaç Bey, değerli yorumunuz beni çok mutlu etti. İlginiz için teşekkür ediyorum. Saygılarımla  16.02.2009 4:18
 

MERHABALAR.. "Garda tren beklerken" YAZINIZ COK HOS BiR OYKU OLMUS.! :-)) ELLERiNiZE ve GOZLERiNiZE SAGLIK...! SEVGiLER ve SELAMLAR..! NECiP KONi - ADANA / TR

Necip Köni - Adana / TR 
 05.02.2009 18:10
Cevap :
Necip Bey, sizin de takdir edeceğiniz gibi, yazılanlar okunmadıkça işlem tamamlanmış olmuyor. Okunan bir yazının yorum alması ve bir de bu yorumun sizin değerli yorumunuzdaki gibi olumlu olması yazar için en önemli itici güç. Tekrar teşekkür ediyorum. Saygılarımla  16.02.2009 4:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 453
Kayıt tarihi
: 27.01.09
 
 

1965 yılında Eskişehir'de doğdum. İlkokuldan üniversiteye dek tüm okul hayatım Eskişehir'de geçti. H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster