Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
2112
 

Garip bir adam: Orhan Veli

Garip bir adam: Orhan Veli
 

Onun şiirleriyle tanışmam lise yıllarıma rastlıyor. Benim için sıradan şiirlerin adamıydı Orhan Veli. O yıllarda ‘Sessiz Gemi’ şiirinden ötürü Yahya Kemal gibi bir üstadın peşine düştüğümden olsa gerek, Orhan Veli’nin şiirleri hayatımda yer edinebilmiş değildi. Ancak buna rağmen Türk şiirindeki tabuları yıkan bu devrimci adamın önemli biri olduğunu kabul ederdim. Öyle ya hiç de kolay değildi kafiyesiz, gösterişsiz hatta ve hatta sıradan şiirler yazarak kendini ve bu ‘garip’ anlayışı kabul ettirebilmek. Çünkü o güne dek görülmüş bir şey değildi böylesine umarsızca yazmak. Orhan Veli ve arkadaşlarının -Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu- başlattığı bu akımın garip akımı olarak adlandırılması tesadüf olmasa gerek.

SIRADAN OLAN O’NUN ŞİİRLERİ DEĞİL HAYATLARIMIZDI

Belki sıradandı ama yakındı bize anlattıkları. Onun içindi belki de birçok şiirini farkında olmadan ezberleyişim. Yeri ve zamanı gelince mısralarının dudaklarımdan dökülüşü… Çünkü öylesine bizimkine benzer şeylerdi ki yazdıkları.

ÖSS stresinin içimi kemirdiği bir gün tek başıma öylece otururken “…Ekmek parası desem değil/Gönül yarası desem değil/Bir dert ki dayanılır şey değil” mısralarını tekrarlarken buldum kendimi. Sanırım ilk o zaman kavramıştım, O’nun şiirlerinin sıradan olmadığını. Sıradan olan hayatlarımızdı. Öyle ya bu garip adam bizden birilerini anlatmıyor muydu şiirlerinde? Kimi zaman Dalgacı Mahmut… Kimi zaman Süleyman Efendi… Şiirlerinin öznesi hep bizden birileriydi; kafiyesiz, gösterişsiz hatta ve hatta sıradan hayatlar süren kişilerdi yani.

Mesela bir dönem şairin kendinden daha çok tanınan Süleyman Efendi… Hani şu günahkâr sayılmayan ama kundurası ayağına vurmadan Allah’ın adını anmayan Süleyman Efendi… Yaşadıkları aynı değil miydi bizimle? Çirkin yaratılışından bile, ayağındaki nasırlardan şikayet ettiği kadar şikayet etmeyen bu adamdan söz etmişken, aklıma gelen şu olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Hani diyor ya şair, “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada/Nasırdan çektiği kadar…” Bu mısradan ötürü soruyorlar Orhan Veli’ye, “Bir insanın hayatında nasır acısı bu kadar önemli midir? diye. “Hayatında nasır acısından başka acı tatmamış insanlar için önemlidir tabi” oluyor şairin cevabı. Haksız da sayılmazdı hani. Hayatında öyle ‘afili acılar’ çekmeyen pek çoğumuz, kaybolup gitmiyor muyuz nasıra eş acılarımızın içinde çoğu zaman? Nasıl da muzırca yüzümüze vuruyordu bunu. Ve tabi kayıtsızlığımızı da. Çünkü çoğu kez kendi nasır acılarımızdan ötürü umurumuzda olmuyordu, “Ne atom bombası/Ne Londra konferansı…” ve hatta dünya!

Her ne kadar küçük şeylerden büyük kederler yaratıyor olsak da, hayatın güzelliklerini de ıskalamıyorduk hepten hani. “Çayın rengi ne kadar güzel/Sabah sabah/Açık havada/Hava ne kadar güzel…” dediğimiz zamanlarda oluyordu. Ama çok geçmeden zaten başımıza ne geldiyse bu güzel havalarda geldiğini hatırlıyor, yeniden Süleyman Efendi sendromuna yakalanıyorduk. Ama haklıydık bu kez. Çünkü bizi bu güzel havalar mahvetmişti. Bu güzel havalarda işinden istifa edenler… Tütüne bu güzel havalarda başlayanlar… Ve tabii bu güzel havalarda aşık olanlar… Unutmamıştı hiçbirimizi şair. ‘Güzel Havalar’ şiirinde yoklamamız alınmıştı. Hepimiz oradaydık. Hepimiz bir yerde güzel havaların kurbanıydık.

Şikayetçiydik; güzel havalardan, nasırlı ayaklarımıza vuran kunduralardan, sadece sinemaların dışının, acı suyun, havanın bedava oluşundan. Kısaca hayat kavgamızdan… Hâlbuki bu kavgaydı hayatı yaşanır kılan. Kavganın bitmesini istemek ölümle eş değerdi şaire göre:“Şu kavga bir bitse dersin/Acıkmasam dersin/Yorulmasam dersin/Çişim gelmese dersin/Uykum gelmese dersin/Ölsem desene”

ARGO VE KABA SÖZCÜKLERİN ŞAİRİ!

Kendimi şairin dizelerine kaptırmış giderken bilgisayarımın bazı kelimelerin altını çizdiğini gördüm. Derdi neymiş öğrenmek için sağa tıkladığımda yazan ifade şuydu: Argo veya kaba sözcük! Sanırım sözün bittiği yerdeydim. Tesadüfe bakın ki sabahtan beri anlatmak için uğraştığım şey iki kelime ile bilgisayarım tarafından özetlenmişti bile. Gözünü sevdiğimin teknolojisi! Evet… Orhan Veli böyle bir adamdı işte. Argo veya kaba sözcükleri şiirlerinde imtina etmeden kullanan bir şairdi O. Çünkü O’nun derdi, hayatları argo ve kaba sözcükler ekseninde dönen insanları anlatmaktı. ‘Çıtkırıldım’ şiirlere bir yenisini daha eklemek değil. Elbette bilgisayarım da kabul edecek bu garip şiirleri zamanla. Öyle ya kimlere kabul ettirememiş ki kendini Orhan Veli… Hiç şüphesiz bunu, “Hiçbir yaptığımdan pişman olmayacağım” diyerek yola çıkmasına borçlu. Sanırım insan yapmadığı şeylerden ötürü daha çok pişmanlık duyar. Öyle ya deneyip görmek lazım. Zira ‘iki ileri -pişmanlık duyma korkusuyla-bir geri’ ne kadar ileriye götürebilir ki insanı? Şayet böyle düşünmemiş olsaydı şair, şuan böyle bir adamdan söz etmiyor olacaktık; tabii şiirler de sıradan hayatlarımızdan…

Elbette yine aşktan bahsedecekti şiirler ve tabii ölümden. Ancak ölüm, ölüm olmaktan çıkacak, “Meçhule giden bir gemi” olarak kalacaktı hep. Aşk yakıcı bir ateş olacaktı; sevgili ete kemiğe bürünmeyen bulanık bir düş… Sizin anlayacağınız şiirler bir garip olmayacak, eli yüzü gereğinden fazla düzgün bir şey olup çıkacaktı. Ve hayatlarımıza hep iki numara büyük kaçacaktı. Halbuki O’nun şiirleri üstümüze cuk oturuyor değil mi? Bu da şairin, yaşadığı toplumun ölçüsünü adam akıllı olmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Hem de her defasında sıkılmadan ve yeniden… Her defasında daha da yakınlaşarak… Zira nereden bilsin ciğerci kedisiyle sokak kedisinin atışmalarının sebebini. Nereden bilsin ciğerci kedisinin Tanrı’nın günü kuyruk salladığını ve sokak kedisini açlıktan bahsettiği için ‘komünistlikle’ suçladığını.

Hani demiştim ya en başında; garip bir adam Orhan Veli diye. Sanırım şimdi beni daha iyi anladınız. Yoksa Marksist ideolojiyi kediler üzerine yüklemek öyle herkesin harcı değil hani. Zaten O ‘herkes’ olmadığı için Orhan Veli ya. Aslına bakarsanız herkes gibi olduğu için de Orhan Veli O. Hatta sadece bu yüzden… Veli’nin oğlu olduğu için, fakir olduğu için, garip olduğu için, serseri ruhlu olduğu için, -sanki bu dünyadan erken ayrılacağını sezmişçesine-yaşamayı bildiği için, aslında ‘herkes gibi’ olduğu için Orhan Veli O…

Sıradan şiirlerin sıra dışı adamı… Bu yıl 94 yaşında… Şiirleri unutulmadığı sürece o hep aramızda…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

“Garip” akımının öncülerinden Orhan Veli ölçüsüz ve uyaksız, söz sanatlarının yer almadığı, önceki şiir anlayışına ilişkin şiirsel öğelerin kullanılmadığı; yalın bir yapı içinde akla yönelen şaşırtıcı ve yergisel şiirler yazdı. Konu bakımından daha çok sıradan insanın gündelik sorunlarını işledi. Sonraki şiirlerinde, halk şiirinin, halk türküsünün etkisinde kaldı, folklorik özellikleri kullanarak, daha çok doğa sevgisini yazdı.

Mehmet Sağlam 
 18.04.2008 21:54
 

Gerçekten o dönem için sıradışı bir adammış ve şu anda da Türk Edebiyatı için çok değerli bir şair.Ne güzel anlatmışsınız onu.Yüreğinize sağlık.Sevgiler Melike.

Kalbin Ritmi 
 14.04.2008 18:51
Cevap :
teşekkür ederim. hem yorumunuz hem de Orhan Veliye dair değerli görüşleriniz için...  14.04.2008 22:39
 

Orhan Veli....bir belediye çukurunda mı son bulacaktı o kısacık yaşam....ve öldükten sonra mı anlaşılacaktı değerin...., çok hoş bir paylaşım emeğinize sağlık, çok severim Orhan Veli'yi, sevgiler

Dilek Fuçucı 
 14.04.2008 17:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 725
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi 4. sınıf öğrencisiyim ve yazmayı seviyorum. Başka da bir numa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster