Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
655
 

Garipler ordusu (Yetimler için bir kez daha!)

Garipler ordusu (Yetimler için bir kez daha!)
 

Ağlamayın Çocuklar; Siz, Bize Emanetsiniz ve Başınızı Hep Dik Tutacağız SÖZ... İntikamınızı Alacağız...Söz söz!


İçimiz buruk girdiğimiz mübarek Ramazan Bayramı'nda bütün şehit ailelerine Allah'tan sabır ve esenlikler diliyorum. İnsallah bu Ramazan Bayramı'nın bütün dünyaya kardeşlik ve huzur getirmesi dileğiyle Ramazan Bayramı'nız mübarek olsun. Nice güzellik dolu bayramlar görmek dileğiyle...

Şehit Piyade Onbaşı Kasım Aksoy'un.Yüreklerimizi dağlayan kızları, Güneş ile Zeliha ve Tüm Şehitlerin, Yetim Çocukları Anısına....

GARİPLE ORDUSU(Sene 1984 MARDİN/ Derik)

Dışarısı zifiri karanlıktı. Yağmur çisil çisil yağıyordu. Ara sıra çakan şimşekler her tarafı kısa bir an için aydınlatıyordu. Okul lojmanın penceresinin önünde öğretmen dimdik taş gibi dikiliyordu. Korkuyordu!

Bir gün önce hava ne güzeldi! Dışarıda çayırların üstünde çay içmişti. Köylülerin getirdiği peyniri ve yoğurdu iştahla yemişti. Çay ile yoğurt yemeye burada alışmıştı. Sarma sigaradan içmişti. Ne güzel bir köydü. Ne iyi insanları vardı. Zorlukla bir çuval şeker alan bu fakir insanlar, naylon poşete şekeri doldurur. Küçük çocuğundan öğretmene yollar bu öğretmenin hakkı o gariptir derdi. Almayınca da kendilerine hakaret sayarlardı.

Dün akşam köy delikanlıları okula gelmişti. Lojmanda gaz lambasının aydınlığında yalan söyleme yarışması yapmışlar, çok gülmüşlerdi. Getirilen horozla meşhur Hacı Hasan pirinciyle pilav pişirmişler, ayranla yemişlerdi.

Sabahtan beri hiçbir şey yememişti. Karnı kasılıyor kafası dönüyor. Sigara tutan parmakları titriyordu. Bildiği duaları okuyor sağına soluna üflüyordu. Sonra cesur görünmek için ayağa kalkıyor, dikiliyor, geriniyordu, bıyıklarını büküyordu. Dudaklarını ısırıyordu. Camın önünden dışarısını gözetliyordu. İçeride lambayı kısmıştı çıt –çıkmıyordu.Yağmur yavaşlamıştı. Sobanın üstündeki ibrik yavaş yavaş kaynıyordu. Sabahtan beri namaz kılmamıştı. Hemen ibriği aldı, sıcaktı. Biraz soğuk su ile haşladı. Kapının ardındaki leğeni aldı, yere koydu. Niyet edip abdest almaya başladı.

Havlu ile kurulandı. Sevgili annesinin hediye ettiği seccadesini yere serdi. Namazını kılmaya başladı. Fakat sabahleyin lojman kapısına bırakılan ölüm tehdidi dolu mektubu aklından çıkaramıyordu. Yatsı namazının farzını kılmadan önce;

-Ya Rabbim! Beni bu düşüncelerden, vesveseden kurtar, dedi….

Yatsı namazının son iki sünnetini kılarken kapı çalınıyordu. Kapıya tekme yumruk vuruyorlardı. Namazını bozmadı. Sonra sesler gelmeye başladı. Kapıyı kırıyorlardı. Salat-ı Vitre niyet etti. Kapı kırılmıştı. Hışımla içeriye girdiler. Küfür ediyorlardı. Salondan kapıyı açıp odaya girdiler. En önde giren kaleşnikoflu sakallı bağırıp çağırıyordu! işitmiyordu. Namazına devam ediyordu. Rüku’ya eğildiği anda tüfeğin dipçiğini kafasına vurdular. Sendelendi yıkılmadı.

-Ya Rabbi bana Hz Ali’nin gücünü ve sabrını ver, dedi..

Secdeye ineceği an arkasına tekme yedi, dengesini kaybetti. Kafasını önündeki duvara vurmuştu. Beyninden şimşekler çakıyordu. Düşünemiyordu geriye çevirdiler. Boş gözle gelenlere baktı. Dört kişiydiler, tanımıyordu. Sakalı olan sordu, "Kürtçe Biliyor musun? Türk müsün niye hala buradasın?" Cevap vermiyordu. Karşısındakilere acıman dolu gülüşler atıyordu. "Seni yargılayacağız, "
yine güldü.

    Artık korkmuyordu sorduklara sorulara gülüyordu. Dövdüler dövdüler yine güldü. Yüzü gözü kan içindeydi. Kaşı yarılmıştı. Dudakları patlamıştı. Erkekseniz silahı bırakın teke tek gelin diyordu. Konuştukça vuruyorlar, vurdukça konuşuyordu. Sinirlenmişlerdi, "Bunu hemen öldürmek kurtarmaktır., " dedi birisi vuruyorlardı, tekme, dipçik, yumruk, odun, gözleri görmüyordu. Yalvarmadı, hiç küfür etmedi, kötü söz söylemedi.

    Bu insanları sevdiği için geldiğini söyledi dövdüler. Fakir bir ailenin çocuğu olduğunu söyledi vurdular. Dudakları artık kelimeleri söyleyemiyordu. Kafasına vuruyorlardı. Annesi geldi gözlerinin önüne şişmiş gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Vuruyorlardı. Babasının sabahleyin uyanışını, kapıcılık yaptığı apartmanın çöp bidonlarını toplayışını, okula gidişini, ilk aşkını, ayakkabısı eski olduğu için okul müdüründen sopa yiyişini, akşam yedikleri tarhana çorbasının tadını hatırladı. Kardeşleri geldi gözlerinin önüne eski yırtık elbiselerle sökük ayakkabılarla. Hala vuruyorlardı. Hayal görüyordu. Başka bir alemde dolaşıyordu. Şadıman Sayın öğretmenini gördü ona mağazadan kışlık elbise alıyordu. Durmadan vuruyorlardı.

Köyde sessizlik hüküm sürüyordu. Yerler su birikintisi içerisinde çamurluydu. Okulun karşısında ki çeşmenin yanında dışarıda kalmış birkaç eşek gölcükten su içiyordu. Köyün sessizliğini defalarca bozan silah sesleri geliyordu okuldan. Köyde kıpırdanmalar olmuştu. Dam üstüne çıkan kadınlar, erkekler durumu Anladıklarında kendi lehçeleriyle, "Garip meallim, garip meallim, " diyerek haykırıyorlardı..

O gece köylü uyuyamamıştı. Sabah güneşli bir hava vardı. Okuldan yanık bir et kokusu geliyordu. Kimse cesaret edemiyordu. Okula gitmeye..

İlk önce lojmana elinde telsizi ve tüfeği olan yüzbaşı girdi. Yerde erimiş bir tespih olan bacakları ve göğsü yanmış, kafası tanınmayacak kadar parçalanmış bir ceset yatıyordu.Yüzbaşı ağlıyordu, askerleri ağlıyordu. Cesedi oynatamadılar. Yanıklara ve tüten kumaş parçalarına su döktüler. Yüzbaşının bir an gözleri duvara takıldı. Badananın üzerine özenle yazılmış yazıyı defalarca Ağlayarak okudu….

UZAKLARDAYDIM, ÇOK UZAKLARDAYDIM ANAM.
BURALAR ÇOK VİRAN, ÇOK SESSİZ, ÇOK FAKİR.
ÇOCUKLARIM AYAKKABISIZ, PANTOLONSUZ, CEKETSİZ.
SINIFIMIN CAMLARI YOKTU KARTON ÇAKTIM.
BAYRAĞIM SÖKÜKTÜ DÜN GECE AĞLAYARAK DİKTİM.

UZAKLARDA ÇOK UZAKLARDAYDIM.
SENDEN MEKTUP GELMİYOR ANAM.
UNUTUNMU BENİ? KIRGINMISIN.
DERTLERİM ÇOK BİRDE SEN DERTLENDİRME.
UNUTMA ANAM.
UNUTULMUŞLARIN İÇİNDEYİM ZATEN.

SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİM ZALİM YAYLIM, SADIMAN SAYIN ÖĞRETMENİM. 1984-2007 YILLARI ARASINDA ŞEHİT EDİLMİŞ ASKERLER VE EĞİTİMCİLER İLE ÇAPA ANADOLU ÖĞRETMEN LİSELİLER ANISINA.

Babam Muharrem Yıldız'ın Yüreği ve Kalemiyle….SAYGILARIMIZLA.

2020'ye doğru...

 Babam Muharrem Yıldız'ın:  Mardin de öğretmenlik  yaptığı senelerde..   Köy okulundan mezun ettiği ve daha sonralarda  destekleyip İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakulteli yaptığı öğrencisi.. Fakültede ki!  Marksist Leninciler tarafından  kandırılıp. Dağa çıkarılmış ve O çocuk Terör örgütü  PKK için  dağda   Doktorluk yapmıştır...

Ve Nefes Filminde İzlediğiniz O Doktor.. Ne yazik ki! Babamın  maddi manevi emek verip;  Doktor yaptığı O Öğrencisidir..!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yigit ancak bir kere olur namussuz bin kere.....OLUM asla ayirmaz sehitleri bizlerden.. Eline yuregine saglik..... cok guzel bir yazi.Esen kal.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 23.05.2007 0:53
Cevap :
Allah razı olsun,Sizden okuduğunuz için ve aynı duygu yoğunluğunu yaşadığınız için saygılarımla  23.05.2007 17:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 3638
Kayıt tarihi
: 24.04.07
 
 

17 Şubat 1986'da: Soğuk karlı bir Şubat gecesi Koca Karı olan ebenin ellerine ''bilim otoriteleri..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster