Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
192
 

Gavur İzmir'i kim yaktı? (2)

Gavur İzmir'i kim yaktı? (2)
 

ATATÜRK VE VENİZELOS


MUSTAFA KEMAL İZMİR’DE

Muhafazakar eğilimli ve ordudaki tek “sakallı” asker olan Sakallı Nurettin Paşa 9 Eylül’de  İzmir’e girdiğinde Atatürk de komutanlarıyla birlikte Belkahve'ye varır. Kadifekale’de artık Türk bayrağı dalgalanmaktadır. İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemilerinden oluşan  birleşik donanma hala körfezdedir ve karşı saldırıya geçme olasılığı vardır.  ( 3 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşmasına kadar Müttefik donanması İzmir açıklarında beklemiş olsa gerek)

Mustafa Kemal geceyi geçirmek için Nif’e (Kemalpaşa) gider. 10 Eylül günü yanında Mareşal Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Asım Gündüz Paşa olduğu halde sevinç ve heyecanla kendisini bekleyen İzmir’e gelir. Hükümet Konağından Konak alanını hınca hınç doldurmuş bulunan coşkulu kalabalığa bir konuşma yapar. Daha sonra bir zamanlar Yunan Kralı Konstantin’in kaldığı Beyaz Köşk’e gidecek, kapıdan girerken girişe serili yerdeki  Yunan bayrağını kaldırtacak, Kordon’daki Kramer Otel’e yerleşecektir.

Ancak, bu sevinç ve şenlik havası fazla sürmez: Kurtuluşun dördüncü günü  İzmir’in en güzel mahallelerinden birden alevler yükselmeye başlar.  Yangın rüzgarın da etkisiyle hızla Kordon’a doğru yaklaşır. Bunun üzerine  Atatürk üstü açık bir otomobille  Muammer Uşakizade’nin Göztepe’deki köşküne gider, 29 Eylül’e kadar burada kalır. (Evin kızı Latife Hanım ile de burada tanışır). 

YANGINI KİM BAŞLATTI?

13 Eylül’de pek çok noktada birden başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle 14 Eylül’de batıya doğru yayılır, 15 Eylül’de rüzgarın yön değiştirmesiyle hız keser, ama ancak 18 Eylül’de söndürülebilir. Kentin yeniden güvenli hale gelmesi ancak 30 Eylül’de olacaktır. Bu tarihe kadar Ermeni ve Rum mahalleleri tamamen, Avrupalı ailelerin yaşadığı “Frenk Mahallesi”  kısmen yanmıştır.  15 Eylül’de rüzgârın İmbata dönmesiyle Türk ve Yahudi mahallelerine zarar gelmez. Yangında yaklaşık 2.600.000 m2lik bir alan, 25.000 ev, işyeri, kilise, hastane, fabrika, depo, otel ve lokantalar yok olmuştur.

Lord Kinross, “Atatürk-Bir Milletin Doğuşu” adlı yapıtında, Mustafa Kemal’in Fransız Amirali Charles Henri Dumesnil’e yangının Ermeniler tarafından çıkarıldığını, kiliselerde kenti yakmanın kutsal bir görev olduğuna dair vaaz verildiğini, bu amaçla kullanılan benzinin Ermeni evlerinde bulunduğunu ve birçok kişinin yangın çıkarmaktan tutuklandığını ilettiğini yazar.

Atatürk’ün Rumlar yerine Ermenileri sorumlu göstermesi ilginç bir saptama. Bu saptamada  1895 yılından beri süregelen Erzurum, Sason, Merzifon, Kayseri, Yozgat, Adana (1909), Van (1915) Ermeni isyanlarının ve tehcirin etkisi olmuş mudur ? Bunu bilemeyiz, ancak,   Mustafa Kemal’in  Nutuk’ta (TDK Yayınları, 1965, s. 532-547)  Sakallı Nurettin Paşa’yı    ağır sözlerle eleştirmesi de anlamlıdır. Mustafa Kemal’in  İstiklal Savaşında bir çok savaşın galibi olan Sakallı’ya duyduğu öfkenin temelinde  “Gavur İzmir”in yakılması karşısında herkesin içinde açığa vuramadığı üzüntüsünü bastırmak zorunda kalması ya da onu sorumlu görmesi olabilir mi?  Ankara’dan gelip Atatürk ile yemeğe katılan Falih Rıfkı Atay   Mustafa Kemal’in büyük bir soğukkanlılıkla yangını izlediğini belirtir (Çankaya, s. 323).

DİMİTRULA TEYZE !

İzmir’e doğru kaçan Rum ve Ermeni vatandaşların İzmir’de yaşayanlarla birlikte sayılarının 500.000e yaklaştığı, fakat sadece 320.000 kişinin gemilere tahliye edilebildiği, geri kalan 180.000  kişinin çeşitli biçimlerde yaşamını yitirdiği, bir kısmının sağda solda gizlenmeyi başardığı sanılmaktadır. Bunlar’dan canlı görgü tanığı Dimitrula teyzenin öyküsü şöyle:

“Bazıları yanlarında bir tek evlerinin anahtarını götürebilmişler, köyleri, evleri, çocuklukları, okulları, kiliseleri, çeşmeleri, yedikleri yemekler, masa örüleri, çatal bıçak, tabaklar, bahçeden topladıkları otlar, hatta ağaçları  arkalarında bırakmışlardı. Geçmiş bir sis perdesi içinde kaybolsa bile çoğunun belleğinde her şey hala genç ve berraktı. Ne de olsa yaşamlarının en güzel yıllarıydı. Bunlardan biri olan Şirince göçmeni Dimitrula teyzenin yüreğinde kaçarken o ağaç dalında bırakmak zorunda kaldığı porselen bebeği vardı hala. Her şey o kadar ani gelişmişti ki... Söylediği türkü ise hala kulaklarımızda:

Amanım aman
Hallerim yaman
İzmir’in içinde
Var idim bir zaman
Amanım aman
Hallerim yaman
İzmir yanar iken
Gördüm bir zaman…

Ama üzülme be Dimitrula Teyze, ağacın dalında bıraktığın o bebek belki de başka bir çocuğa, tıpkı senin gibi yerinden, yurdundan koparılmış başka bir çocuğa umut olmuştur.”  (Sn. Teodora Hacudi’nin notlarından

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarihe özellikle de milli, siyasi tarihe hemen hemen hiç ilgi duymuyorum. Ancak tarihin çok çok çarpıtıldığını ve taraflı gözlüklerle anlatıldığını, istismar edildiğini biliyorum. Bu 2 blogunuzla ilgili bir yorum yapamayacağım, çünkü konu bilgi sınırımı çok aşıyor. Ama sizin objektifliğinize inanıyorum. Geçmiş tarihi kimse değiştiremez ama keşke diyorum geçmişi olduğu gibi, yaşandığı gibi bilebilseydik. Elinize sağlık, önemli bir blog. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 10.09.2014 8:53
Cevap :
Teşekkürler Mustafa Bey. Olayların artalanını, arka planını deşmeye, irdelemeye çalışıyorum, gerçeğe ulaşmaya çalışıyorum. Dediğiniz çok doğru, siyasal kaygılarla tarih saptırılıyor. Esenlikler  10.09.2014 17:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1810
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster