Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
49
 

Gaz Tahliyesi

Bu öğrenci evleri işinden hükümet de çıkamamıştı. Son zamanlarda buralarda yaşananlardan şikayetler artınca  şehirdeki tüm öğrenci evlerini belirlemek, örgüt işleri gibi zamanla tehlike arzedecekler hakkında önlem almak için çalışma başlatılmıştı. Artık eskisi gibi herkesi bir Pazar günü eve hapsedip nüfus sayımı yapılmadığı için tek yol muhtarlıklardan faydalanmaktı. Gerçi bir yere taşınan herkesin muhtara bildirim yapması bir mecburiyetti ama öğrenci milletinin buna pek kulak astığı yoktu. Bakıldı ki muhtarlık kayıtlarından iş çıkmayacak, üniversitelere, yüksek okullara formlar dağıttılar ama çoğunluk ya doldurmadı, ya da evde kaldığı halde akrabamın yanındayım diye bilgi verdi. Hele adresini veren pek çıkmadı.

Bir üniversiteli neden ev tutar? Hele merkezdeki ev kiralarının bir hayli yüksek olduğu İstanbul gibi dev bir metropolde özel ya da kamu yurtlarına gitmeyip neden buraları tercih eder? Her şeyden önce özel yurtlar konforludur ama oldukça da pahalıdır. Her veli ödeyemez ücretini.. Devlet yurtlarında ise bambaşka bir alemdir.Bir defa odalar tek kişilik değil en az iki veya dört kişiliktir. Koğuş misali on yataklı onları da vardır. Belki yıllarda bir arada kalacağın arkadaşlarını seçmek senin elinde değildir, ne çıkarsa bahtına. İyi çıkmışsa yıllar gırgır şamata akıp gider. Ama ya aksi olursa, canından bile bezdirirler. Hatta biri veya birileri yüzünden okulu bırakacak raddelere bile gelirsin. Bundan başka devlet yurduna öyle  istediğin saatte giremezsin.Diyelim bir arkadaşına gittin, ders çalıştınız ve bir hayli geç oldu.Ya arkadaşında kalacak ya da geceyi geçirecek başka bir yer bulacaksın.Yurdun bekçisi zinhar içeri almaz seni.Titiz bir kimse isen ortamın temiz olmamasıyla çileden çıkarsın.Durmadan arkadaşlarınla ve idarecilerle sürtüşürsün. Hele bir de yemekle fenaysa harçlığını tosta, sosisli veya goralıya yatırırsın.

 İşte en azından bu gibi nedenlerle ev tutarak, ortalama iki arkadaşla birlikte bir evde kalmak hepsinden iyi hale gelir. Üç odalı bir ev tutuldu mu, herkese bir oda düşer.Salon da ortak kullanılır. Odanda istediğin gibi yatar, kalkar ve ders çalışırsın.Karışanın görüşenin yoktur.Yurtlarda ancak görüşme salonlarına gelebilen arkadaşlarını istediğin gibi çağırabilirsin.Tabii içinde bulunduğun apartmanın kurallarına uymak şartıyla.Zira hiçbir apartmanda çok gelen giden olması sakinlerin dikkatini çeker. Hemen ev sahibini uyarırlar: “Senin bu daireye gelen giden belli değil” diye. Hele az bile olsa gürültü yapmak, yüksek volümlü müzik çalmak asla hoş görülmez. Hemen kapıya gelirler. Hatta sizi apartmandan çıkarmak için imza bile toplarlar.Bu durumda ev sahibi asla kontratı uzatmaz.Kendinize başka bir ev aramak zorunda kalırsınız.

Öğrenci evlerinde en neşeli günler bir yandan ortak ders çalışırken, bir yandan da ev sahiplerinin ziyafet verdiği günlerdir. Böyle bir davete kim gelmez ki? Hem birlikte ders çalışılarak anlaşılmayan sorular çözülür hem de yiyilir içilir, gırgır şamata ile saatler nasıl geçti anlaşılmaz. Ziyafet  derken kuş sütü eksik olmayan sofralar akla gelmesin. Ya evde hazırlanan iki, üç türlü yemektir, ya da ayran eşliğinde lahmacun ya da pidedir.

İşte Fatih’in arka mahallelerinden birinde yer alan üç odalı mütevazı bir öğrenci evindeyiz. Burada kalan üç üniversite öğrencisi arkadaşlarını da eve çağırmışlardır. Birkaç gün sonra başlayacak finaller için sıkı ders çalışmaları gerekiyor. Ancak bir yandan da Bolu Mengenli Mahmud’un kendi elcağiziyle hazırlayıp mahalle fırınına pişmesi için götürdüğü güveçte fasulyeyi kaşıklayacaklar. Fasulyeye eşlik edecek tereyağlı pilav ise mutfakta pişmekte.E, ayranları da getirmek davetli yedi öğrenciye düşmüş.Adam başı ikişer üçer almışlar. Tabii en az yirmi tane kağıt tabak.. Mengenli Mahmut “Fırıncı bir saate kadar pişer”diye konuştu.”Yarım saatte demlenmesi gerekiyormuş. Sıkı bir çalışma için birbuçuk saatimiz var” Karnı şimdiden guruldayanlar için bu süre bir işkence gibi gelecek ama yapacak bir şey yok. Hemen masada yerlerini alıp gelmesi muhtemel soruları çözmeye başlıyorlar. Zorlananlara bilenler anlatıyor; notlar alıp veriliyor ve zamanın nasıl geçtiği anlaşılmadan birbuçuk saat doluyor.Bu arada tereyağlı pilav çoktan pişmiş ve demlenmeye bırakılmış. Son yılların en harika kuru fasulye - pilav ziyafeti için fırından güveci gidip almak yetecek.

Derken Mahmut’la misafirlerden biri fırına gidip güveci aldılar ve dumanı üstünde getirip masaya bıraktılar. Cümle talebenin ağzının suyu akmaya başlarken önce ekmekler dilimlendi, ardından güveç kuru fasulye tepeleme tabaklara taksim edildi ve yanına mis gibi tereyağlı pilav ilave edildi. Artık şimdi herkes suspus! Sadece çatal kaşıkların sesi duyulmakta. Tabii tabaklar kağıt olduğundan çok fazla ses çıkmıyor ama arada bir yemekleri hazırlayan Mahmud’a övgüler birbir ardında sıralanıyor. “Yahu iktisat senin neyine? Gastronomiye gitsen bölüm birincisi olurdun” sesleri..

Ne yazık ki her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi güzelim kurufasulye ve pilavda bitiyor.Tabakların dibine darı ekiliyor. Sağdan soldan “Biraz daha kalmadı mı?” soruları.Ancak güvecin dibinde tek bir fasulye bile kalmamış.Kısmet bir daha ki sefere.. Yemek faslını tavşan kanı demlenmiş çaylar takip ediyor. Çaylar tek tek dağıtılıp bardaklar dolup boşalırken sonraki ziyafetin nerde olacağı karar altına alındı: Başka bir öğrenci evinde ve pide - ayran..

Biraz daha zaman geçip çay tekrar demlenmeye bırakılırken fasulyenin tesirinden olacak tuvalet sık sık ziyaret edilmeye başlandı. Herkes barsaklarında mecburen oluşan gazı kimseye duyurmadan çıkarmaya çalışırken, misafirlerden biri bunu başaramadı. İçeriden kampana sesi gibi bir gaz çıkarma gürültüsü geldi. Herkes makaraları koyvermemek için kendini sıkarken, biraz sonra dışarı çıkan arkadaş mahçuplukla karışık bir gülümsemeyle:

-Ne yapalım barsak tünelinde oluşan gazı tahliye ettik, dedi, Aynen maden ocaklarında olduğu gibi.

Evin sakinlerinden Zonguldaklı  Remzi taşı gediğine koymayı seven birisiydi.

-Yahu bizim Zonguldak’daki madenlerde de gaz tahliye ediyorlar ama seninki kadar ses çıkarmıyor, dedi gülerek.

Artık makaraları koyvermenin tam sırasıydı. Fatih’in arka mahallesindeki öğrenci evi kahkahadan kırılıyordu.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 296
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 430
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster