Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
411
 

Gazap Üzümleri

Yıllardır iktidar olmuş bir partinin genel başkanının, İzmir’de verdiği bir demeç, bir gazetemizde "Tarım Böyle Zulüm Görmedi" başlığı ile Türk toplumuna yansıtıldı (*). Doğru bir tespit. Ancak tarımın bu duruma gelmesinde geçmiş iktidarların yanılgıları yok mu? Yıllardır piyasa ekonomisine geçmeye, tarımı piyasa ekonomisi içinde koruyan kamu kuruluşlarını ve kooperatifleri devre dışına çıkarmaya uğraş verenler bu zihniyetin temsilcileri değil miydi?

Tarım ürünlerinin dünya piyasalarına entegre olmasını, Türkiye’ye her türlü tarım ve gıda ürünlerinin kolaylıkla girmesine imkan sağlayan Gümrük Birliği, GATT ve Dünya Ticaret Örgütleri, vb. . . ait uluslararası anlaşmalar imzalanırken Türk tarımının yapısı, dünya ile rekabet edebilecek şekilde programlandı mı? Ortalama 50 dekar ve teknolojik donanımı zayıf olan işletmelerle, AB’nin, ABD’nin dev işletmeleri ile nasıl rekabet edeceği konuları hangi siyasi iktidarın programlarında yer aldı?

Türk tarımının yapısından dolayı ürün maliyetleri, gelişmiş ülkelerin tarımsal maliyetlerinden yüksek. Bunu düşürebilmek için hangi politikalar siyasal partilerimizin gündeminde yer alıyor? Pek çok örneğine tanık oldum: Türkiye’de ürün fiyatlarının pahalı olmasından dolayı Brezilya’dan buğday ithal eden makarna sanayicilerini, ABD’den, Yunanistan’dan vb. . pamuk ithal eden tekstil sanayicilerini, vb. . ibretle izledim.

Türkiye, buğdayın anavatanıdır; pamuk üretiminde Türkiye dünya standartlarının üstündedir. Sanayicilerimiz, tarımla bütünleşme konularında neden proje üretemiyorlar? Bugün, Güney Kore, Hindistan. Çin, Meksika, Kanada, vb. ülkeler neden ve nasıl hızla gelişiyorlar? Ülkenin işgücü başta olmak üzere yerli kaynaklarını harekete geçiren bir sanayileşme politikası uygulayarak.

Pekala, çiftçilerimiz uluslararası bir rekabete ayak uydurabilecek bir şekilde hazırlanabildi mi? Bir defa eğitim düzeyi olarak oldukça eksikleri var. Çiftçilerimizin ortalama eğitim düzeyi 5 yılın altında. Bu eğitim düzeyi, yeni tarım tekniklerini izlemeye yetmiyor. Ayrıca eğitimdeki yetersizlikler maliyetlere olumsuz etkiliyor.

İşletmeler çok küçük ve çok parçalı. Girdileri ve ürünlerini teminde ve pazarlamada çoğunluğu tek başına; batıdaki gibi kooperatiflerden yararlanma olanakları çok kısıtlı. Mevcut kooperatifler de, 1980’lerden beri "ekonominin yeniden yapılandırılması" projelerine kurban edildi. 1930’ların dünyaya örnek kuruluşları olan Tarım satış kooperatifleri ile tarım kredi kooperatiflerinin, Ziraat Bankasının, tarımsal kit’lerin, vb. . içi boşaltıldı. 1970’lerde gelişen köy kalkınma kooperatiflerinin önü kesildi.

Çiftçinin düşüncesi kooperatifleşme yönünde geliştirilemedi. Çiftçi, piyasa sistemi içinde kendi ayakları üzerinde oturabilecek bir sisteme kavuşturulmadı. Bir Çin atasözünü hatırlarsak "çiftçiye balık tutma yerine çiftçiye balık vererek" oyları alınmağa çalışıldı.

Şimdi de Türk çiftçisi, örgütsüz, bankasız, dünya piyasasında örgütlü ve her türlü finansal sistemle donatılmış gelişmiş ülkelerin çiftçiler ile rekabetin ortasında yalnız ve donatımsız bırakıldı. Şöyle bir soru takılıyor kafama: DYP ve diğer partilerin piyasa sistemi içinde çiftçilerin nasıl bir yapılanma ile yer almasını istiyorlar? Bir çözüm projeleri var mı?

Gelişmiş ülkelere bakıldığında tarımdaki gelişmelerin özelliğini üç başlık altında toplamak mümkündür (Çıkın, 1992): Tarımsal ürünlere talebin uluslararası bir nitelik kazanması; tarımsal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasında kooperatiflerin
önemli bir rol oynaması; çiftçi mantalitesinin kooperatifleşme yönünde evrimleşmiş olması.

Oysa Türkiye yıllardır bir tarım ve toprak reformu programı uygulayamadı; o nedenle tarımının yapısından doğan elverişsizlik nedeniyle dünya ölçeğinde rekabete açılması sıkıntılar yaratmaktadır. Tarımın asli öğesi olan çiftçilerin eğitim ve örgütlenme bilinç ve düzeyi yetersiz bırakılmıştır; o nedenle kendi sorunlarını kendi olanaklarıyla çözebilme becerilerinden uzak kalmışlardır.

Hemen hemen her dönemde siyasi iktidarlardan girdi fiyatlarını ucuzlatma, ürün fiyatlarını yüksek belirleme isteminde olmuşlardır. Tarıma ait yeni katma değerler yaratan tarıma dayalı sanayi ve ticaret kesimlerine katılacak bir yapılanmaya giremediklerinden salt hammadde niteliğindeki ürünlerinden elde ettikleri gelirleriyle yaşamak zorunda kalmışlardır.

Çünkü, Türkiye’de sermaye birikimi tarıma dayandırılmıştır. Dış sömürüsü bulunmayan ve dışa satacak teknoloji ve ağır sanayi ürünü yoluyla döviz sağlama olanağı olmayan Türkiye, sermaye birikimini fiyat makası yoluyla tarımını sömürerek gerçekleştirmektedir. Bunun en tipik örneği 24 Ocak 1980 kararları ve çeyrek yüzyıldır izlenen politikalardır.

İşin en ilginci ülke yöneticilerinin şu anda en önemli kurtarıcı olarak gördükleri, ülkeye nasıl ve hangi koşulda olursa olsun, yabancı sermaye çekmektir. Dikkat edin, ülkeye gelen yabancı sermaye yeni yatırımlar için gelmiyor; mevcut kuruluşları ucuza kapatmak için geliyor. Dahası üretimin ilk halkalarında değil, tüketimin son halkalarında yer alarak yaptığı harcamayı bir an evvel geri almak için çalışıyor.

Bilindiği gibi ülke üretiminin en önemli öğesi kar ve faizlerdir. . Türkiye kar ve faiz üretiminde dünya da ön sıralarda gelen bir ülke konumuna getirilmiştir. Karlar ve faizlerde sermayeye göre dağıtıldığından, gelecekte başta çiftçilerimiz
olmak üzere, ülkenin üretici güçleri büyük sıkıntılar çekeceklerdir. Oysa yabancı sermaye bizi değil, biz yabancı sermaye yönlendirebilmeliyiz. Siyasette temel kuraldır: yönetemeyeni, yönetirler.

"Gazap Üzümleri" ABD’li bir yazarın, John Steinbeck’in bir romanının adı. Okur yazar çiftçilerimiz bu romanı okuyabilirler mi?

(*) Milliyet, 28. 09. 2005

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 122
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 326
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Şair ve bilim insanı (Tarım Ekonomisi). 1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. 1968’de asistan olarak girdiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster