Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '08

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
270
 

Gazeteci ve patronlarına açık mektup

Dünyanın her yerinde, özellikle terör ve savaşların içinde bulunan, yerine göre patron ve yazı işleri müdürlerinin baskılarına rağmen mesleğini icra etmeye çalışan ve belki de yaptığı derin çalışmalar sonucunda menfaatlerine dokunan yeraltı dünyası veya örgütler tarafından susturulan tüm basın çalışanlarının bayramını yürekten kutlarım.

Yürekli ve cesur yazabiliyorsan iyi bir gazetecisindir. Belli bir kesimin menfaatlerine ve iktidarda bulunanların hedeflerine çanak tutuyorsan, üstüne üstlük bir de magazinin içinde bulunup, halkın ve ülkenin gerçek sorunları dışında bir şeyler yazıyorum havasına giriyorsan, toplumun değil, yalnızca belirli bir kesimin gazetecisi olursun.

Eski bir basın çalışanı olarak, gazetecilerin duygularını, çalışma koşullarını çok iyi bilirim. Günü herkesten önce yaşamak, bir başka meslek aşkıdır. Tüm mesleklerde olduğu gibi, gece yastığa başını yorgunca koyduğunda, yazdıklarından vicdanen rahat olabilmek çok önemlidir. Yazı İşleri Müdürümüz, bizlere; “Gazetecinin yerine göre cebinde yirmi beş kuruşu olmayabilir ama onuru ve itibarı vardır.” Derken, sanırım, neyi vurgulamak istediğini anlamışsınızdır.

Sevgili Basın Çalışanları;

Toplum, görsel medyanın karşısında koltuklarında dizi, magazin, her gün yeni formatlarla türeyen yarışmalar ve boş kutu içinde çıkartılmaya çalışılan YTL’nin döngeçlerinde kış uykusuna terk edildiler. Yasama, Yargı ve Yürütme organlarının bağımsızlığının tartışıldığı, Türkiye’nin Malezya mı, yoksa İran mı olacak tartışmaları içinde, sömürge ülkesi Amerika’nın “Ilımlı İslam” dayatma rejim söylemi ve Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP) ile birçok Ortadoğu ülkesinin sınırlarının değiştirilmesi kurnazlığına seyirci oluyoruz. Ayrıca; borçlanma stokunu 336 milyar dolarlara yükselterek, geleceğimizi ve doğmamış bebeklerimizi borç ipoteği altına sokuyoruz. Torpilin ve kadrolaşmanın bir daha görülmeyeceğini en yetkili ağızlardan, dinlememize rağmen, torpil kâğıtlarının Meclisin Genel Kurul Salonu’nda milletvekillerinin ellerinde siz basın çalışanlarının omuzlarındaki onca ağır kamaraların zumlarında izledik. Ve buna rağmen, yine kameranın önünde, “ Yok öyle şeyler, aslında basın çalışanlarını Genel Kurula almamak lazım” diyebilen iktidar milletvekilinin zeytinyağı gibi su üstüne çıkışını izledik. Ve daha birçok Dünya ve Türkiye gündemindeki sorunları buraya alıp okumaya, zamanınız yetmez.

Toplum sizden, bu konuları derinlemesine medyanızda izlemek ve çözüm yollarının bulunmasını istiyor.

Evet, olayları neden medyada, enine boyuna ve derinlemesine irdelemiyorsunuz?

Yoksa patronlarınız ve yazı işleri müdürleriniz mi, buna engel?

Sizler, halkın merakla beklediği konuları gazetenize yazmaya ve görsel medyada dile getirmeye çalışırsanız, patronlarınız tarafından bazı gazeteciler gibi kapı önüne konulup, “ Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi!” adlı eser gibi, bir kitap yazıp, daha da zengin olabilir veya yurtdışı gezilerinden mahrum olup, beş yıldızlı otellerin restoranlarından uzak kalabilirsiniz. Yoksa yanılıyor muyum?

Gazetecilik yürek ister demiştim. Biliyorum, sizlerin de aileleri ve sorumlu olduğunuz bir patronunuz var. Önce yaptığınız mesleğinizin hakkını vereceksiniz. Günümüz dünyası, kapitalist ekonomi, daha doğrusu şirketlerin büyümesi üzerine kurulmuş ve patronların sözünün geçtiği, medyanın ise tüm kalelerinin ele geçirilmeye çalışıldığı bir ülkedeyiz.

Medya büyük bir güçtür. Peki, bu güce ağzı sulananlar kimlerdir?

Tabiî ki İktidar ve Şirketler.

Demokrasiyi benimsemeyen, tek parti dönemine özenen İktidarlar ne ister?

Medyanın kendisinden yana olmasını, hedefledikleri politikalarını halka enjekte etmeyi, muhalefeti kökünden yok etmeyi, onun demeçlerinin verilmesini engelleyerek halktan uzaklaştırmayı, yani kısacası tek güç ben olmalıyım ve benim dediğim olacak yaptırımları ile ideallerine ( ! ) kavuşmayı isterler.

Peki, Medya Patronları ne ister?

Biliyorsunuz iktidar demek güç demektir. Onlar da, gücün yanı başında olmasını isterler. Medya ile birlikte yürüttükleri şirketleri lehine kanunlar çıkartmalarını, devletin elindeki imkânları daha çok kullanarak büyütmek ve her alanda güçlü olmak isterler. Bakmayın siz, basın onlar için yalnızca araçtır. Hele onların menfaatlerine dokunacak bir şeyler yazın bakalım. Cesaret ister, hemen kapı önünde buluverirsiniz kendinizi. Sizlerden, genelde hep iktidarı övücü yazılar yazmanızı ve şirketleri hakkında sayfalarınızda geniş haber yapmanızı isterler.

Ey Medyanın değerli çalışanları;

TV’lere davet edilen liderler ile hükümet yetkilileri çıkıyor. Artık medyada sipariş üzerine zor sorular sormayan gazeteciler programlara davet ediliyor. Gazetecilerin sorduğu sorular ve alınan yanıtlardan sizler memnun musunuz? Veya ben olsaydım, şu soruları da sorardım, dediğiniz oldu mu?

Sizler de biliyorsunuz ki, artık sofist düşüncedeki gazeteciler günümüzde çoğunlukta. Sert yazan veya birilerinin menfaatlerine dokunan gazetecilerin biraz sesi çıktığında, ya susturuluyorlar, ya da kovuluyorlar, o da kesmezse kör bombanın parçalarında düşünceleriyle birlikte lime lime ediliyorlar.

Gelin yürekli gazeteci olmaya ne dersiniz? Yazmış olduğunuz gazete sayfalarına bir bakın, İktidarın şaşalı haberleri, muhalefete yer verilmeyen birinci sayfalar, İkinci sayfanızda magazin, üçüncü sayfada, ülkemizin gerçekleri, yani cinayetler, soygun vs. Dördüncü sayfa, patronlara ayrılmış, şirketlerin geniş haberleri. Ve son sayfada ise, çıplak kadın resmi ile sonlanan aynı döngüler.

Sizlerin unuttuğu bir şeyler var!

Yurdumda, sizler gibi alın terini döken, yerine göre her alanda sorunları olmaya devam eden, parçalanmış ve birbirlerini her alanda kötüleyen ve dağınık yapıdaki sendikaların çaresizliği ile kaderine terk edilen milyonlarca çalışan var. Onlar da, senin gazetenin en iyi köşelerinde, çalışma düzeni ve sosyal refahlarının iyileştirilmesi ve tabana yayılması için, haber olmayı bekliyorlar. İstersen onlara bir misafir ol derim.

Susturulan düşünce seli, bir gün gelir susturanı da boğabilir. Demokrasinin işlerliği için, Sayın patron ve yazı işleri müdürleri; yazanlarınıza paradan çok, özgür düşünce özgürlüğünü verin.

Onların buna daha çok ihtiyaçları var. Yazdıkları bir gün sizlere de lazım olabilir. Ülkenin geleceği, aydınlığı, refahı ve en önemlisi de laikliği için.

Düşünceleriniz ve haber alma yollarınız açık olsun.

Sevgilerimle… Ertuğrul ERDOĞAN

<ı>Ocak -2008 /Bursa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba... Bloğunuzu satır satır okuyamadım ama,ne demek istediğinizi anladım sanıyorum. Haklısınız,ben de, patronların gazete sahibi olmalarına hep karşı çıkmışımdır. Bugün,çeşitli baskılar yüzünden yargının bile bağımsızlığı tartışılıyorsa,bir futbolcunun transfer ücretine yakın bir para ile gazete değiştiren gazetecilerin, patronundan ve patronu gibi düşünen yazı işleri müdürünün yönlendirmesinden bağımsız olması çok zordur. Çeşitli televizyon kanallarının ve çeşitli gazetelerin olaylara bakış tarzından bunu anlamak her zaman mümkündür. Zaten gazeler,ilkelerini açıklarken bunu öncelikle belirtiyorlar. "Bu gazetenin ya da bu kanalın ilkesi budur,bunun dışına çıkamazsın" diyorlar. Yani gazeteciler,daha daraltarak söyliyeyim,"köşe yazarları" düşüncelerini patron ve yazı işleri müdürlerinin yayın ilkeleri ile bağımlı hale getirmişlerdir.Selamlar

cdenizkent 
 14.05.2008 11:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 461
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster