Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1000
 

Gazetecilik; entelektüel fahişelik midir?

Gazetecilik; entelektüel fahişelik midir?
 

Gazetecilik mi yapıyor?


Aydınlanma çabam için okuma uğraşım devam ederken birden yakın tarihlerde okuduğum 3 kitabın içerik benzerliği dikkatimi çekti. Gazeteciliğin sorgulandığı, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklandığı bu günlerde konu oldukça konjonkturel. (belli değişkenler dahilinde hareket eden) Sırasıyla; ilk okuduğum Kaynak yayınlarından Hasan Yalçının “Dönekler” kitabı, ikincisi ise Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Tarihsel Maddecilik yayınlarından çıkan “Oportünizm nedir?” kitabı ile son olarak üçüncüsü ise Cengiz Özakıncı’nın filika yayınlarından çıkan “Neveser” adlı romanıydı.

Başlık, belki de çok iddialı, hatta önyargılı bir yaklaşım içeriyor, genelleştirici kodlar taşıyor. Ancak bu ifade bana ait olmadığı gibi benimde düşüncelerimi tam olarak yansıtmıyor aslında. Ama yine de aydınlanma refleksi ve merak duygusu ile bu blog yazısını kaleme almalıyım diye düşündüm. Çünkü; Gazetecilik mesleği ve gazetecilik sektörü (gazete, radyo, televizyon, internet gibi kitlesel yayın organları) demokratik toplumlarda anayasanın öngördüğü üç devlet gücü yanında (yasayıcı-meclis, yürütücü-hükümet, yargılayıcı-mahkemeler) dördüncü denetleyici devlet gücü olarak kabul edildiği, sosyal psikolojinin en etkin kullanıldığı alanlardan biri olarak bilinmektedir.

Hasan Yalçın’ın dönekler adlı kitabı ile diğer kitaplarda bahsedilen kişiler tamı tamına aynı kişiler olmasa da tutumları ve izledikleri yol (oportünistlik, döneklik) açısından birbirleriyle örtüşüyorlar. Efendim, onlar yazdığına göre kişilerin isimlerini burada deşifre ederek benimde yazmamda bir beis yoktur sanırım. Hasan Yalçın kitabında Çetin Altan, Cengiz Çandar, Hadi Uluengin, Ertuğrul Özkök, Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Taner Akçam, Ragıp Duran, Murat Belge, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Cüneyt Ülsever, Ertuğrul Kürkçü, Şahin Alpay, Halil Berktay, Ömer Laçiner, Eser Karakaş, Kürşat Bumin, Aydın Engin, Haydar Kutlu, Ali Bayramoğlu, Mehmet Barlas… ların dönekliklerinden bahsetmektedir.

Hikmet Kıvılcıımlı ise oportünizm nedir? Kitabında, ikiyüzlü Oportünizme somut örnek olarak ABAİZM’den bahseder. ABAİZM’i ise (Aybarizm-Boranizm-Arenizm) olarak açıklamaktadır. Başka bir ifade ile ABAİZM; Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren üçlüsüdür. Bu üçlünün kişisel davranış ve düşüncelerinin sınıfsal değil, bir zümre, bir grup hatta ahbap çavuş eğilimi taşıdığına değinir. Bu hali, onların tutumlarını da takma kelle ile gövde arasındaki uyumsuzluk olarak vurgular. TİP’in proletarya ideolojisi yerine “hot sosyete”de “protokol dahil” olabilecek bir “patentli kelle” geçirmesi olarak tanımlar.

Cengiz Özakıncı ise Neveser adlı romanında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ile Aziz Nesin’in kitaplarından, mehmedin kitabının yazarı Nadire Mater’den de bahseder. Yaşar Kemal’in Fransız Cumhurbaşkanı terör destekçisi Miterrand’ın dostu olduğunu Çetin Altan, Hadi Uluengin, Zülfü Livaneli, Aziz Nesin ve başta Yaşar Kemal’in solcu olarak bilindiklerine vurgu yaparak bunların bazılarının ise Leyjon dö omör nışanı aldığını yazmaktadır. Fransız devleti bu ödülü verdiği kişilere yaşam boyu parasız sağlık hizmeti ve geçim sıkıntısı çektiklerinde para yardımı sağlamakta olduğunu söyler.

Belki üç kitaptaki kişilerin tamamının mesleği gazeteci değil ancak kişilerin büyük bir oranı tamamına yakını meslekle doğrudan değilse bile kimileri yazar, kimileri akademisyen, kimileri ise siyasetçi olarak kamuoyunu etkileme açısından benzer özellikler taşımaktadır. Lenin, Nomos ve Aydın kitabında “Entelektüel Fahişeler” diye bir deyimden bahseder.

Amerikalı gazeteci, solcu, Marks’ın arkadaşı Swinton, 1880’li yıllarda New York Times’ta yazmaktadır. Gazete bir Yahudi tarafından satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere Swinton’u kürsüye çağırırlar. Swinton elinde kadeh kürsüye çıkar, salonda çıt yoktur.

“Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika’da “Özgür bağımsız basın” diye bir şey var olmamıştır. Bunu sizde biliyorsunuz bende …” diye başlar sözlerine; “ Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın basılmayacağını önceden bilirsiniz çünkü. Çalıştığım gazetede bana düşüncelerimi açıkça yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücretler alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokaklarda başka bir iş arıyor olacaktır. Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat içinde işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu sizde biliyorsunuz ben de… Öyleyse şimdi burada “bağımsız özgür basının” (!) “şerefine” (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nerden çıktı?

Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı.

“Bizler entelektüel fahişeleriz!” diyerek konuşmasını tamamlar.

Sahi, gerçekte herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, ön yargılardan uzak ve kişilik haklarına saygılı olarak, halkın haber alma hakkını yerine getirenlerin oluşturduğu meslekten öte, günümüz entelektüelleri, gazetecileri, ya da toplumlar da aydın olarak adlandırılan insanların birçoğu aslında sistem bekçiliğini mi yapmaktadırlar? Sistemdeki çarpıklıkları, adaletsizlikleri görmezden gelerek bilgilerini saklıyorlar mı?

İlk defa Lenin’in kullandığı ve John Swinton’un dediği gibi gazetecilik sizce de entelektüel fahişelik midir?

(Not: John Swinton’un konuşması salonda bomba etkisi yaratır ve bu konuşmadan sonra New York Times gazetesinden istifa eder, kendi olanakları ile hiç kimseden para almadan  “John Swinton’s paper” adlı tek yapraklı bir gazete çıkarır, ayrıca gerçek gazetecilerin ve emekçilerinin bu yazısı ile ilgisi yoktur.)

 Nizamettin BİBER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gazetecilik kutsal bir meslek diye düşünüyorum, objektif olmak ve ne olursa olsun gerçekleri yazmak zorundalar, çünkü bizleri yönlendiren onlar, gazetecileri kısıtlayanlar bir bakıma bizlerin de özgürlüğünü kısıtlamış oluyorlar.

Selda Çakmak 
 22.12.2015 14:06
Cevap :
Özgürlük gazetecilik mesleğinin olmazsa olmazı, yönetenlerin halkı istediği gibi evirme çabaları insanlık tarihi boyunca sürgit devam etmiştir, mesleğe yönelik kutsiyet atfınız yine bireysel iyimserliğinizden kaynaklanıyor sanırım, zira denilebilir ki emeğin rasyonel tanımı yapıldığından beri bütün meslekler kutsal değilse bile çok önemlidir. Selam ve sevgiler.  23.12.2015 8:28
 

Kıymetli yazarımız Sayın, Nizamettin BİBER; Gerçekleri su yüne çıkaran, bir o yana, bir bu yana dönenlere ibretlik, önemli ve yazılması gerekli bir yazınızı okuduk.Aslında bir kez okumak yetmiyor mutlaka bir kaç kez okumak gerekiyor.Yaranın membasına inmişsiniz.Teşekkürler.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 10.12.2015 8:20
Cevap :
Sevgili Mehmet abim, blog yazımla ilgili teveccühüne ve o nitelikli övgü dolu sözlerine çok teşekkür ederim, zira sorun gerçekten çok önemli ve toplumsal. Saygı ve selamlarımla.  10.12.2015 20:42
 

Nizamettin Bey, soruna Necip Fazıl’ın “Muhasebe” başlıklı şiirinden birkaç dizeyle cevap verebilirim; ama ondan önce gerçek fahişelerin ve de namussuzların erkekler olduğu düşüncemi paylaştıktan sonra: "Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!/Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!/Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!/Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide./Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!/Bir vidanın, bilemem, kaçtır hava parası?” Vicdan yoksa, insanlık da yok; ama 12, bilemedin 13 yaşındaki kız çocuklarına yapılanlara “rızası var” diyen hâkim de var, insanlığın anasını ağlatanlara seyirci kalanlar da... Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 10.12.2015 4:14
Cevap :
Rıza bey; uzun zaman sonra sayfama hoş geldiniz, sefa getirdiniz, zaman içerisinde olumlu biriktirdiklerimizin hepsine kültür derken zamanla olumsuz, irrasyonel biriktirdiklerimize de dejenerasyon, yozlaşma ve çürüme diyoruz. Çürürüdük kokuyoruz maalesef sadece gazetecilikte değil her alanda olumsuzlukları biriktiyor dibe doğru hızla gidiyor, kötüye evriliyoruz, şiirli yorumunuza çok teşekkür ediyorum, sevgi, saygı ve selamlarımla, hoş kalın efendim.  10.12.2015 20:48
 

Lenin'in benzetmesi ağır olmuş ama bir gazetecinin, maaşını aldığı yeri eleştiren bir yazı yazması mümkün mü? Mümkün değilse, o halde özgür gazeteci yoktur. Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 09.12.2015 22:16
Cevap :
Gazeteci özgür olmalı ve kendinin maaş aldığı yeri eleştiremiyorsa bile toplumun bozuk yanlarını eleştirebilmeli bunu yapamıyorsa hem gazeteci değiller hem de Lenine hak vermeliyiz diye düşünüyorum. Teşekkür ederim, siz de hoş kalın, selamlar.  10.12.2015 0:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2580
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster