Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
5953
 

Gaziantep- Şanlıurfa- Mardin gezisi

Dünyanın ilk kenti olması, I. Dünya savaşı sonrası Fransızlara karşı vermiş olduğu kahramanca mücadele, mutfağı, müzeleri, Türkiye’nin en büyük 6. ili olması Gaziantep’i bizde ayrıcalıklı bir il yapmış ve  gezi planımıza çoktan dahil etmiştik.

Tarih 22.03.2013, günlerden Cuma ve THY ‘nın 06.20 uçağı ile Gaziantep’e gitmek için sabah 04.30 gibi uyanıp kafadar gezi grubu ben, eşim ve kızım, yeğen Birol ve eşi Dinnur yola koyuluyoruz. Saat 08.00 ‘de Gaziantep’teyiz. Hava açık ve 13 derece. Gezmek için çok uygun bir zaman ve önceden yapmış olduğumuz gezi planını yürürlüğe koymak için rezerve ettiğimiz kiralık arabayı Gaziantep Havaalanında teslim alıp ilk durağımız Katmerci Zekeriya’ya uğruyoruz. Merkeze yakın, birazda sapa, küçük bir dükkanda ününe ün katmaya devam eden Zekeriya Usta ince hamur içine kaymak ve üstüne Antep fıstığı ile yörenin favori kahvaltısı katmer ile bizi doyuruyor.

Katmerli kahvaltı sonrası Gaziantep'i yarına bırakıp Şanlıurfa’nın yolunu tutuyoruz. 150 km’yi eski yoldan gitmeyi tercih ediyoruz. Birecik köprüsü, Suruç üzerinden öğlene doğru Şanlıurfa’dayız. Gaziantep gibi I. Dünya savaşı sonrası hem İngilizlere hem de Fransızlara karşı vermiş olduğu şanlı mücadele sonrası Şanlı unvanını ancak TBMM kararı ile 1984 yılında alan şehir Balıklıgöl ve Ayn-ı Zeliha gölü ile turistlerin uğrak destinasyonlarından biri. Kale, mağara ve göller, çarşısının iç içe olması sebebiyle kolayca gezilebilen Şanlıurfa’da isot alışverişi yaptıktan sonra Beyaz Köşk lokantasında karışık kebabı ortaya 4 kişilik sipariş veriyoruz. İlk öğrendiğimiz Güneydoğu’da porsiyonlar büyük ve bitirmek için biraz çaba gerekli. Neyse biz gezilecek yerleri de lezzetli kebabı da bitirip Mardin için yola koyuluyoruz. Yol üzerinde Viranşehir ve Kızıltepe sonrası Mardin yenişehire varıyoruz. Geçtiğimiz yerlerde Suruç gerçekten yolları ve altyapı eksikliği ile çok kötü durumda. Gaziantep ve Mardin arası toplam 336 km, yollar çok düzgün, viraj yok ve araba kullanmak çok rahat.

Mardin, yeni ve eski şehir olarak ayrılmış, ipek yolu güzergahında tarihsel ve görsel değere sahip Mezopotamya ovası manzarası, taş evleri, manastırları, kilise ve camiileri ile görülmesi gereken bir şehrimiz. Eski şehir merkezi, eski şehirde Ulu Camii, Zinciriye ve Kasımıye Medresesi, şehir merkezinden 9 km uzaklıktaki Deyrulzafaran Manastırı görülecek yerler arasındadır. Biz de bu yerleri gördükten sonra yeni şehirde bulunan Kaburgacı Selim Amca’da akşam yemeği yiyoruz. Kaburga dolması, salataları, künefesi yine bol kepçe ve harika, fiyatlar da oldukça makul idi. Daha ilk günden etin, kebabın alasını yedik diye düşünürken bizi yarın neler bekliyor aşağıda göreceksiniz.   Akşam yemeği çıkışı dışarıda kum fırtınasına yakalanıyoruz. Baştan aşağı kum içinde, kaldığımız hotele varıyoruz. Gece  boyunca kum tanecikleri binayı ve camları adeta dövüyor. İlk kez karşılaştığımız bu olay sabah hava aydınlanınca geceki rüzgarın şiddetini arabaların üstündeki kum yığınından anlıyoruz. Sabah gün ışığıyla Mardin’in panoramik görüntüsünü birkaç noktadan fotoğrafladıktan sonra Gaziantepe doğru yol alırken ilk durak bir benzin istasyonunda araç yıkama oluyor. Mardin halkı çok cana yakın, yardımsever idi kısa süreli seyahatimiz esnasında. Yıkama sırasını bize veren Mardinli bizim arabayı kendi arabasını temizlemeyi bırakıp yıkadı sağolsun. Şanlıurfa civarında bu sefer otobanı tercih ediyoruz Gaziantepe varmak için ama bu yolculuk oldukça sıkıcı geçiyor. Etrafta hiçbirşey yok, yol boyunca düz arazide araba kullanıp öğlene doğru Gaziantepe varıp ilk durak Zeugma Mozaik Müzesine uğruyoruz. 1996 yılındaki Baraj inşaatı esnasında bulunan eserler dünyanın en büyük Mozaik Müzesi olan Zeugma Mozaik Müzesinde sergileniyor. Çingene portresi için ayrı bir alan yapılmış. Mona lisa tarzı , siz nereden bakarsanız bakın Çingene kızın gözleri sürekli size bakar konumda bu müzede sergileniyor.

Halil Usta’da kebap yemek için kahvaltıyı es geçmiştik . Mozaik Müzesinin 3 arka sokağında bulunan Halil Usta saat 12.00 de açıp 15.00 de dükkanı kapattığı için vakit kaybetmeden Halil Ustada yerimizi alıyoruz. Kaşık salata, Küşneme, Simit kebabı yemeden bu lokantadan ayrılmaya imkan yok.  Zaten turist iseniz garsonlar size bunları yemeniz için masanızı hemen donatıyor. Lezzet ise İstanbul’da biz ne yiyoruz et yerine onun muhasebesini yapacak kadar iyi durumda. Millet oluk oluk buraya akıyor, bizde insanlara yer açmak için lokantadan yemeği yedikten hemen sonra ayrılıyoruz. Savaş Müzesi, Zincirli Bedesten, Bakırcılar Çarşısı ve diğer çarşılar, Pazar ve hanlar hepsi iç içe şehir merkezinde olduğu için burası da kolayca gezilebiliyor. Tarihi Tahmis Kahvesinde Menengiç kahvesi içip dinleniyoruz.  Daha sonra baharatçılardan el yapımı salça, kurutulmuş biber, kekik, şam fıstığı vs., bakırcılardan bakır tava alıp boş olarak getirdiğimiz valizi dolduruyoruz. Bir tavsiye üzerine gittiğimiz Çulcuoğlu kebap salonu ise hizmet ve servis kalitesi, Antep lahmacununu herhalde en kötü yapan yer olarak bize kötü bir ağız tadı bıraksa da Zahter içip akşam üstü soğuyan havada ısındıktan sonra yine çarşı içinde bulunan İmam Çağdaş bizim için son durak oluyor. Karışık tatlı bu seyahatin en güzel anı oluyor. Şöbiyet, fıstık sarma ve bol fıstıklı yaş baklava unutulmayacak bir an yaşatıyor bize. Çıkarken İstanbula götürmek üzere kuru baklavamızı paket yaptırıp Gaziantep Havalanına doğru yola koyuluyoruz. 2 günde yine 3 şehir gezerek dolu dolu bir hafta sonunu geride bırakıyoruz.

Birkaç küçük not ; Bu seyahat esnasında en zorlandığımız kısım çocuğumuz için acısız yemek bulabilmekti.  Kırmızı ışıkta beklerken kornaya basmak Güneydoğuda bir adet olsa gerek.! Türkiye’nin yarısından çoğunu gezmiş bir insan olarak, en çok Türk bayrağı asılı yer Gaziantepi gördüm. Her yer Türk bayrağı ile donatılmış. Açıkçası bunu görmek çok hoşuma gitti.

Yolunuz bu üç güzel şehrimize düşerse aşağıdakilerden kendinizi mahrum bırakmayın. Yolunuz düşmez ise mutlaka gidin.!

Gaziantep ;Tahmis Kahvesinde Zahter ve Menengiç Kahvesi için. İmam Çağdaşta Karışık kebap, Yaş baklava, Halil Usta’da Simit kebabı, Küşneme, Katmerci Zekeriya’da kahvaltıda katmer yiyin. Kale, Türkiye’nin en büyük hayvanat bahçesi, Zeugma Müzesi, Savaş Müzesi, Hanlar ve Çarşıları görün. Baharat, şam fıstığı ve bakır eşyalar alın.

Şanlıurfa ;Patlıcan kebabı, Urfa kebabı yiyin. İsot alın. Ayn-ı Zeliha ve Balıklı göl, Hz. İbrahimin doğduğu Mağara, Urfa Kalesini, Halfeti ve Harran ovasını görün. Şehir merkezindeki dar ve ara sokakları dolaşın.

Mardin;Eski şehirin dar ve ara sokaklarını dolaşın. Deyrulzafaran Manastırı, Taş evleri, Ulu Camii, Medreseler ve Müzeyi görün. Kaburgacı Selim Amca’nın yemeklerini tadın.  Telkari takılar alın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4150
Kayıt tarihi
: 07.01.12
 
 

Küçüklüğümde yaramaz bir çocukmuşum, delirdiğim zamanlar kimse zaptedemezmiş beni. En büyük örneğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster