Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '15

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
206
 

Gaziantep paleolitiği

PALEOLİTİK ÇAĞ
 
İnsanlık tarihi sürecinin %99’u gibi son derece uzun bir bölümünü kapsayan bu çağda insan, günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan taşı işlerken ya da ondan yararlanırken, taş da insanın, yaşadığı dönemin ağır doğa koşullarıyla başa çıkabilmesinde ve bir anlamda doğada tutunabilmesinde etkin bir araç olmuştur. İşte bu nedenle Yontmataş Çağı olarak da adlandırılan Paleolitik, günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce başlamış ve 10.000 yıl önce son bulmuştur. Ancak verilen bu tarihlerin dünya geneli içinde geçerli olduğunu ve bölgelere göre değişime açık bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Paleolitik insanlar, IV. Jeoloik Zaman’ın ilk evresi olan Pleistosen (Buzul Çağı) boyunca, çok zor doğa koşulları altında taş, odun ve kemikten ürettikleri son derece basit aletlerle hayatlarını sürdürebilmişler ve bu yolla hayatta kalmayı başararak insanlığın temelini atmışlardır.
 
En eski taş alet örnekleri Tanzanya’daki Olduvai Gorge’un alt pleistosen katmanları arasında bulunmuştur. Bunlar genelde bir uçlarından kesici bir kenar elde etmek amacıyla bir ya da iki yönden birkaç yonga çıkarılmış yontuk çakıl aletlerdir. Bu basit çaytaşı aletlerden daha gelişmiş ve daha karmaşık aletlere geçiş için insanlık uzun bir süre beklemek zorunda kalmıştır. Çünkü taş aletlerdeki bu gelişme tamamen kültürel birikimin bir sonucudur ve ancak öğreti yoluyla kuşaktan kuşağa geçerek evrimlenir.
 
Doğanın sınırlayıcı ve belirleyici baskısı altında yaşayan Paleolitik insanlar, ekonomik açıdan avcı ve toplayıcı toplulukları temsil ederler. Besin üretmeyi bilmeyen ve sadece tüketici bir ekonomiye sahip olan bu insanlar, yaşadıkları ortamlarda bulunan yabani sebze, meyve, kökleri toplayarak ve hayvanları avlayarak beslenmişlerdir. İklim ve çevre koşullarının değişkenliği nedeniyle genelde av hayvanlarını izleyerek yeni besin kaynakları aramak için küçük gruplar halinde konar-göçer bir yaşam tarzı sürmüşlerdir. Kaya sığınaklarının bulunduğu yerlerde mağara ve kaya-altı sığınaklarında barınmışlar, bu tür doğal barınakların bulunmadığı yerlerde ise açık havada kurdukları basit çadır ya da kulübelerde yaşamışlardır.
Paleolitik Çağ, kendine özgü kültürleriyle alt, orta ve üst olmak üzere 3 evreye ayrılır.
 
ALT PALEOLİTİK (G.Ö. 2,500.000 ile 140.000 arası): Paleolitik Çağ’ın ilk evresi olmasının yanı sıra, süresi bakımından da en uzun olanıdır. Bu evrenin başlangıcında insanların artık primatlar ailesinden sıyrılıp, iki ayağı üzerinde dik durabilen ve bundan dolayı görüş açısı genişleyerek doğayı daha iyi tanıyabilen, en önemlisi de artık ellerini kullanarak çeşitli aletler üretebilen bir varlık haline geldiği görülür.
Alt Paleolitik insanları beyin kapasiteleriyle orantılı olarak kendilerini vahşi hayvanlardan korumak, avlanmak ve zaman zaman da kendi aralarındaki mücadelelerde kullanmak üzere birtakım basit taş aletler yapmaya başlamışlardır. Genellikle doğanın kendilerine sunduğu taşarlı daha sert olan başka taşlarla yontarak işlemişlerdir ya da doğal halde çevrelerinde bulunan ve çok az bir düzeltiyle alet haline gelebilen parçaları kullanmışlardır. Bu aletleri yapmak için yontulduklarında keskin kenarlar verebilen çakmaktaşı, kuvars, kalker, andezit, bazalt, obsidiyen ve serpantin gibi taşları tercih etmişlerdir.
Bu devirde iklim orta ve üst paleolitiğe göre daha ılımlıdır. Alt Paleolitik endüstrilerle birlikte bulunan fauna kalıntıları daha çok sıcak ve arkaik bir faunayı işaret eder. Bunlar arasında güney fili (elephas meridionalis), at (equus stenonis), antik fil (elephas antiquus) ve gergedan (rhineceros merckii), su aygırı (hippopotamus) ve geyikler (cervus) gibi hayvanlar bulunur.
Bu evre Abbevillien, Acheuleen, Micoquien gibi iki yüzeyli alet (elbaltaları) ve Clactonien, Tayacien ve Levalloisien gibi yonga alet içeren endüstrilerle temsil edilir.
 
ORTA PALEOLİTİK (G.Ö. 140.000 ile 40.000 arası): Alt Paleolitik süresince oldukça ılıman geçen iklimin kurumaya, sertleşmeye ve giderek bol kar yağışı ile belirgin bir buzullaşmaya dönüşmesi, insanın yaşayışı ve teknolojisinde bir dizi değişiklikler meydana getirmiştir. Bu teknolojik değişikliğin en belirgin yanı, yonga endüstrisinde kendini gösterir. Alt Paleolitik’in kaba taş aletlerinin ve yongalarının yerini oldukça düzenli bir şekilde yontulmuş ve kenarlarında yapılan düzeltilerle uç ve kazıyıcı haline sokulmuş işlenik yonga aletler alır.
Orta Paleolitik dönemin temel kültürü Mousterien’dir. Bu kültürün yonga endüstrisi ve yongalama teknikleri, kendilerinden sonra gelen üst Paleolitik kültürlere de temel teşkil etmişlerdir. Mousterien’in az ya da tam üçgen uçları, ön ve kenar kazıyıcıları, taş delgileri ve disk biçimli aletleri, orta Paleolitik yonga kültürünün ve tekniğinin ne denli geliştiğinin bir göstergesidir.
Bu dönemin insanları olan Homo neanderthal’ler, küçük avcı grupları halinde yaşamışlar ve besinlerini soğuk iklime adapte olmuş mamut, kıllı gergedan ve geyik gibi büyük memeli hayvanlardan sağlamışlardır. Eldeki kısıtlı alet teknolojisi ile böylesine büyük hayvanları avlayabilmeleri, bu insanların avcılıkta ne kadar ustalaştıklarının ve hayvanları avlayabilmek için birtakım av teknik ve yöntemlerini geliştirdiklerinin bir kanıtıdır.
Ayrıca bu evrede inançlarla ilgili birtakım belirtilerin de ortaya çıktığı görülüyor. Irak’taki Shanidar ve Özbekistan’daki Teşiktaş mağaralarından elde edilen Neanderthal gömütler, bu insanların ölülerini bilinçli bir şekilde gömmeye başladıklarının önemli kanıtlarıdır.
 
ÜST PALEOLİTİK (G.Ö. 40.000 ile 10.000 arası): Üst Paleolitik Çağ’da iklim tekrar hissedilir derecede soğur ve kuru bir hale gelir. Bu ise insanları barınmak için daha çok mağara ve sığınaklar aramaya yöneltmiştir.
Yontma teknolojisindeki gelişme dikkati çekecek bir düzeyde olup, taş işçiliği en büyük gelişmesine ulaşmıştır. Alt Paleolitik’te, kısmen de Orta Paleolitik’te görülen klasik iki yüzeylilerin (elbaltası) yerini çakmaktaşı yonga ve dilgiler üzerine yapılmış çeşitli tiplerdeki aletler almıştır. Ön kazıyıcılar, taş delgiler, taş kalemler, yaprak biçimli uçlar ve bıçaklar bunlardan bazılarıdır. Üst Paleolitik’in son evrelerinde ise sırtı devrik dilgiciklerin ortaya çıktığı görülüyor. Taş aletlerin yanı sıra kemik ve boynuzdan yapılmış aletlerde de büyük bir artış gözlenmektedir. Esasen bu evrede taş aletler, büyük bir çoğunlukla, kemik aletleri şekillendirmek için yapılmışlardır. Bu ise Üst paleolitik’te artık “alet yapan aletler”in üretildiğini göstermektedir.
Bu evrede Homo neanderthal’lerin yerini modern insanın atası sayılan Homo sapiens’ler alır. Homo sapiens’ler becerili ve aktüel insana daha yakın olan insanlardır.
Bu evrenin önemli gelişmelerinden biri de, artık insanların entelektüel hayatlarıyla ilgili birtakım sanat eserlerinin yapmaya başlamalarıdır. Mağara duvarlarına ve çeşitli objeler üzerine yapılan boyalı resim, gravür, alçak kabartmalar ile heykelcikler, Paleolitik sanatın Sanat tarihi içinde oynadığı rolü ortaya koyar. Üst paleolitik’te süslenme merakı da açıkça görülür. Balık kemiği, kavkı, çeşitli hayvan diş, kemik ve kabuklarından yapılan süs eşyalarının Üst Paleolitik’te insanlar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca bu evrenin en önemli gelişmelerinden bir diğeri de, artık ölülerini sistemli bir biçimde gömmeye başlamalarıdır.
Sonuç olarak taş ve kemik endüstrisi, insan ve fauna kalıntılarıyla diğer Paleolitik evrelerden büyük bir fark gösteren Üst Paleolitik, Yontmataş Çağının en parlak, en ileri evresidir.
 
GAZİANTEP VE ÇEVRESİNİN PALEOLİTİK DÖNEMİ
 
Paleolitik dönem açısından Gaziantep ve çevresi, en fazla araştırılan ve en zengin buluntular veren illerimizin başında gelir. Bu çevrede yoğun olarak araştırılmış yerler arasında Oğuzeli, Metmenge, Sakçegözü, Nizip, Karkamış ve Dülük hemen göze çarpar.
Gaziantep’in Paleolitik dönemiyle ilgili araştırmaların tarihi oldukça eskilere dayanır. Gaziantep’in en doğu sınırında yer alan Birecik İlçesinde J.E. Gautier’in 1894 yılında Fırat’ın alüvyonları içinde bulduğu Acheuleen iki yüzeyli alet (elbaltası), Anadolu’da Paleolitik dönemin varlığını belgeleyen ilk buluntu olması açısından önemlidir. Bu ilk buluntudan sonra bölgeye ilgi daha da artmış ve Refakat Çiner’den öğrendiğimize göre Gaziantep yöresinin ilk Paleolitik yontmataş alet buluntuları 1925 yılında E. Passemard tarafından bulunmuştur.
Bu çevrede en zengin Paleolitik dönem buluntu yeri Gaziantep’in 11 Km. kuzeybatısında bulunan Dülük köyüdür. Bu köyün gerek içinde gerekse çevresinde tarlalara dağılmış olarak çok sayıda çakmaktaşı yontmataş aletler ve iki yüzeyli aletler bulunmaktadır. Ayrıca köy içindeki ve çevresindeki mağara ve kaya sığınakları da Paleolitik yerleşimler açısından verimlidir.
Dülük: Bu köyde ilk defa 1938 yılında Muine Atasayan, içinde elbaltalarının da olduğu Clactonien tipte aletler toplamıştır. 1945 yılında çevrede araştırma yapan H. Bossert, Dülük Köyü’nün üstünde Alt Paleolitik Çağ’a tarihlenen çok iyi işlenmiş bir iki yüzeyli alet bulmuştur. Bu buluntu o zamana kadar Anadolu’da bulunan iki yüzeyli aletlerin en irisi olma özelliği ile dikkat çekmiştir.
 
1946 yılında ise İ. Kılıç Kökten yanında Enver Bostancı ile Dülük çevresinden Chelleen tipte iki yüzeyliler ve yine Clactonien tipte yonga ve artıklar toplamışlardır. Dülük civarında daha sonra Refakat Çiner’in 1950 yılında yaptığı araştırmaları görmekteyiz. Çiner’in bu araştırması sırasında Alt, Orta ve Üst Paleolitik Çağ’a tarihlenen çok sayıda yontmataş aletler toplanmıştır. 1955 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Halet Çambel de bu köyde yüzey araştırmaları yapmıştır. Ayrıca yine bu çevrede araştırmalar yapan J. Perrot’un da, 1961 yılında Dülük köyüne uğradığını ve köyün çevresinde çakmaktaşı yongalar, iki yüzeyli aletler ve uçlar toplayarak diğer araştırmacılar gibi bu kervana katıldığını görüyoruz.
Dülük köyü içinde ve çevresinde en yoğun ve en uzun süren araştırmaları ise Enver Yaşar Bostancı 1954, 1970, 1971 ve daha sonraki senelerde gerçekleştirmiştir. Bostancı, hem yüzey araştırmaları hem de 2 kaya sığınağı (Dülük köyü kaya sığınağı) ile Şarklı Mağara, Büyük Mağara ve Biçme Mağara olarak isimlendirilen 3 mağarada kazılar yapmıştır. Ayrıca Bostancı, Dülük vadisinden Çetinkaya mevkiine doğru yükselen VI teras saptamış ve IV. terasta yontmataş aletlerin yoğunluğundan dolayı bir açık hava konaklama yeri bulunduğunu ileri sürmüştür. Ancak Bostancı’nın kazıları sistemli ve multi-disipliner bir şekilde yapılmadığından Dülük köyü ve çevresinin Paleolitik krono-stratigrafisi sağlıklı bir şekilde ortaya konulamamıştır.
 
Dülük köyündeki bu yoğun araştırmaların yanı sıra, Gaziantep çevresinde başka araştırmaların da yapıldığını görmekteyiz. 1945 yılında Gaziantep-Narlı tren yolu güzergahı araştırması sırasında jeolog Kemal Erguvanlı, Gaziantep merkez İncesu köyü çevresinde Çakmaksulu denilen yerde 1 adet iki yüzeyli alet bulmuştur. Alt Paleolitik Çağ’a tarihlenen bu buluntunun Chelleen-Acheuleen özellikler taşıdığı ileri sürülmektedir. Ayrıca Erguvanlı Gaziantep merkez Metmenge’de yine Chelleen ya da Acheuleen tipte iki adet iki yüzeyli alet daha bulmuştur. Bu buluntular İTÜ Jeoloji Mühendisliği Fakültesinde bulunmaktadır.
1947 yılında ise W. Brice Nizip-Birecik yolu yakınında Chelléen tipte bir iki yüzeyli alet bulmuştur. Ayrıca, 1950 yılında Refakat Çiner’in Oğuzeli İlçesi çevresinde, Bostancı’nın 1954 yılında Sakçegözü İlçesi Kartal köyü civarında ve 1961 yılında J. Perrot’un Oğuzeli İlçesi, Almalı köyü, Karkamış (Barak) İlçesi Mercihamış köyü, Sakçegözü ve Nizip İlçeleri çevrelerinde yaptığı araştırmalarda da Paleolitik döneme ait çok sayıda yontmataş aletler toplanmıştır.
 
Son yıllarda daha sistemli bir şekilde yapılan yüzey araştırmalarıyla, Gaziantep bölgesinin Paleolitik dönemdeki zenginliği bir kez daha gözler önüne serilmiştir. 1995 yılında Andrew Garrand’ın Sakçegözü’nde yaptığı yüzey araştırması da sonuçları bakımından önemlidir. Bu araştırmayla çevresel bakımdan çok az bilinen alanlardan biri olan ve Kuzey İsrail’den Güney Toroslara ve Anti Toroslara kadar uzanan Levant Rift Vadisinin Türkiye bölümü incelenmiş, Sakçegözü çevresinin Paleolitik ve Neolitik sitlerinin saptanmasına çalışılmıştır. Sakçegözü’nün kuzey-doğusunda yer alan Emirler Vadisi gerek çakmaktaşı hammadde açısından zengin oluşu, gerek mağara ve kaya sığınaklarının yer alması ve gerekse vadi tabanında geniş eski bir göl yatağının olması nedeniyle Paleolitik açıdan verimlidir. Saptanan iki açık hava yerleşim (SAK 14 ve 18) yerinde alt Paleolitik döneme ait çakmaktaşı buluntular ele geçirilmiştir. Ayrıca 13 buluntu yerinde (11 tanesi mağara ve kaya sığınağı, 2 tanesi açık hava buluntu yeri) Orta Paleolitik döneme ait buluntular da ele geçirilmiştir.
Gaziantep çevresinde bir diğer Paleolitik dönem araştırması ise 1986 yılında Angela Minzoni-Deroché tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada daha çok Paleolitik aletlerin bulunduğu jeomorfolojik ortamlar dikkate alınarak, Kuaterner sekilerinde incelemeler yapılmış ve iki yüzeyli aletlerin bir kısmı bu sekilerde oluşan konglomeralar içinden toplanmışlardır. En çok görülen formasyon, QF II yani Kuaterner Fluvyatil II zamanına aittir ve toplanan aletlerin çoğu da bu döneme ait konglomeralarda stratigrafik konumları içinde bulunmuşlardır. QF II konglomerasından çıkarılan materyal hem toplandığı yerdeki stratigrafik konumuna göre hem de teknik ve tipolojik özelliklerinden dolayı Geç Acheuléen evresine yani G.Ö. ± 300.000’e tarihlenmiştir. Bölgede araştırmalarına devam eden Deroché, 1987 yılında Fırat ve Nizip vadilerinin yanı sıra, Sacır Dere ve Karasu (Sabun suyu) gibi diğer vadileri de incelemiştir. 1987 yılı araştırmalarında QF III oluşumlarındaki yontmataş aletlerin toplandığı ve bu aletlerin Orta Acheuléen’e yaklaşık G.Ö. ± 700.000’e tarihlendirildiği belirtilmektedir.
 
Bölgede en son yapılan Paleolitik dönem araştırmaları ise 1988 yılındaki kısa bir ön araştırmadan sonra, 1999 ve 2000 yıllarında Doç. Dr. Harun Taşkıran tarafından Karkamış Baraj Gölü alanında yapılmıştır. Bu araştırmada Fırat nehrinin batı kıyısında kalan ve Barak Bölgesi olarak bilinen alanda (Gaziantep İli sınırları içinde kalmaktadır) toplam 35 adet Paleolitik dönem açık hava buluntu yeri saptanmıştır. Saptanan bu buluntu yerlerinden W48/25 numaralı Dızmırtaşı Mevkii çok sayıda iki yüzeyli alet vermesiyle önem arzetmektedir. Buluntular arasında çeşitli tiplerde ve çok sayıda iki yüzeyli aletler, üç yüzlü kazmalar, kıyıcı aletler, Levallois çekirdekler ve Levallois olan ya da olmayan yonga ve dilgiler üzerine yapılmış aletler yer almaktadır. Toplanan aletler Alt Paleolitik (orta ve üst Acheuléen) ve Orta Paleolitik döneme aittirler. Alanda Üst Paleolitik dönem buluntularıyla karşılaşılmamıştır.
Özetle Gaziantep ve çevresi, Paleolitik dönemdeki uygun iklim ve çevre koşulları, kaliteli ve zengin çakmaktaşı hammadde kaynakları, açık hava, mağara ve kaya sığınakları yerleşimleri açısından Türkiye’nin en zengin alanlarından biridir. Günümüze değin yapılan kazı ve yüzey araştırmalarından, bu bölgenin alt, orta ve üst Paleolitik dönemlerde yoğun bir şekilde Paleolitik insanlar tarafından iskan edildiği anlaşılmaktadır. Tüm bu kazı ve araştırmalara karşın Gaziantep İli ve çevresinin Paleolitik dönemine ait bilgilerimiz, krono-stratigrafik açıdan yetersiz kalmaktadır. Bu eksikliğin giderilmesi için, bölgede iyi korunmuş ve içinde Paleolitik döneme ait dolguları bulunan bir mağara sitinin bulunup, mutlak yaşlandırma yöntemlerinin de uygulanacağı, disiplinler arası bir yaklaşımla kazılmasına şiddetle gereksinim bulunmaktadır.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 602
Kayıt tarihi
: 24.12.07
 
 

Anadolu'da var olan, varlığını Anadolu'nun yaşamına vermiş kişiler için var olanlara. Atatürk Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster