Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '21

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
36
 

GDO Buğday da Tarlalarda

Buğday, mısır ve çeltik dünyayı besleyen en önemli kültür bitkileridir. Birçok dönem ticari savaşlarda başrol oynayan buğdayın Pandemi döneminde önemi daha çok ortaya çıkmıştır.

Son yıllarda öne çıkan küresel ısınma, her üründe olduğu gibi buğdayda da verimde düşmelere neden olmaktadır. Dünya buğday gereksinimi yıldan yıla artarken, daralma eğilimindeki ekim alanları karşısında artan dünya nüfusunu doyurmak için daha yüksek verimli çeşitlere gereksinim vardır. 2050 yıllarında yıllık 900 milyon tonluk tüketimi tahmin edilen bu ürünün, tüketim gereksinimini karşılamak için her yıl %2 daha fazla ürün kaldırılması zorunluluğu karşısında, biyoteknolojik yöntemler öne çıkmıştır. Kurağa dayanıklı yeni çeşitlerin ıslah edilerek üretime kazandırılması için gen aktarma (GMO), gen düzenleme gibi yöntemlerle buğday ıslah programları başlatılmıştır.

Transgenik buğdayla ilgili olarak 2013 yılından beri Avrupa’da 34, Amerika’da 419 tarla denemesi yürütülmüştür. Bu çalışmalarda amaç başta yüksek verimli çeşitlerin ıslahı olmak üzere, yabancı ot ilaçlarına, mantari hastalıklara (özellikle fusarium), virüslere ve zararlılara dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesidir. Ayrıca kurağa, sıcağa ve tuza dayanıklılık da hedeflenmiştir. Çölyak hastalara özel gliadin taneden uzaklaştırılmış, yüksek lisin içeren genotiplerin geliştirilmesi ise daha çok ABD üniversitelerince üstlenilmiştir.  İngiltere ise geliştirdiği afite (tanede sıvıları emen böcek) dayanıklı buğday çeşidinde, biri naneden, biri toprak bakterisinden üçüncüsü de sentetik biyoloji yöntemiyle geliştirilen üç ayrı gen kullanmıştır. Birçok araştırmacı ise glüten, fitaz gibi enzimlere, lif içeriği gibi kaliteye yönelik hedeflere odaklanmıştır. İşte bu aşamada, Amerika’da yapılan çalışma ile glysophata dayanıklı bir buğday çeşidi geliştirilmişse de tüketici tercihi ve ihracat engeline neden olacağı için ticarileştirilmemiştir.

Pamuk, mısır, soya ve kolzanın transgenik çeşitlerinde yaşanan ekonomik artıları izleyenler, hemen hemen her bitki türü için biyoteknolojiye sarılıp yeni çeşitlerin geliştirilmesi için yatırımlara başlıyorlar. Nitekim soya, muz, patlıcan, lahana, karnabahar, nohut, mısır, bamya, çeltik, sorgum, şekerkamışı, domates gibi bitkilerde virüse, bakterilere, zararlılara, kurağa ve yabancı ot ilacına dayanıklılık konularında birçok ülke transgenik çeşitlerle ilgili ıslah çalışmalarında tescil aşamasına kadar gelmişlerdir. 2019 verilerine göre GDO’lu ürün ekiliş alanları 190 milyon hektarı aşmıştır. Bu da dünya ekim alanlarının %14’ü demektir.

2020 yılında bir Arjantin firması genetiği değiştirilmiş bir buğday çeşidini tescil ettirdi. Kurağa dayanıklı ve yüksek verimli bu çeşitteki HB4 geni ayçiçeğinden gelmektedir. Her ne kadar üretim tescili gerçekleştirilmişse de bu ürünün Brezilya Biyogüvenlik Kurulunu onayını alınması beklenmektedir[1]. Arjantin’in dünyanın 5. Buğday ihracatçı ülkesi olarak ana ticari partneri komşusu Brezilya’dır.

Transgenik buğdayın, yukarıda adı geçen biyotek tarım ürünlerinden çok daha geç devreye girmesindeki nedenlerden biri de kendine döller (autogam) olmasının yanında, ağırlıklı olarak (3/4) insan tüketimine yönelik olmasıdır.  Bilindiği gibi diğer bir kendine döller soya, genelde yem olarak tüketildiğinden bundan 15-20 yıl önce transgenik olarak üretime girmişti. Burada kendine döllerliğe bir açıklık kazandıralım: Kendine döllenen bitkilerde tohum bir önceki üründen elde edilebildiği için, çeşit sahibi tohumcu firmanın her yıl tohum satamaması, yani royalite (ıslahçı hakları) açısından yeterli kazanç sağlayamaması söz konusudur. Fakat bu konu ekim sözleşmeleri ile çözülebilmektedir.  

Özellikle iklim değişimi karşısında AB’nin güney ülkeleri buğday çiftçileri için kurtarıcı olabilecek bu gelişmelerden nasıl yararlanacakları soru işaretidir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu tüketimine izin verilen GDO sisteminde üretime yasak getirilmiş olması ne derece ticaridir?

Vavilov gen merkezlerinden biri olan Türkiye, en önemli 29 kültür bitkisinin 485 yabani akrabasının en yoğun olarak belirlendiği coğrafyalar[2] sınıflandırıldığında tek ülke olarak saptanmıştır.  Bu bilgiler iklim değişikliği çerçevesinde kurtarılmalarına öncelik verilecek yabani akrabaların belirlenmesi amacıyla yapılan bir araştırmaya dayanmaktadır. Buradan kendine döllenen bir bitki olmasına rağmen, Türkiye’de transgenik buğdaya izin vermenin, biyoçeşitlilik açısından doğru olmayacağını ortaya koymaktadır[3].

Nazimi Açıkgöz



[1]https://riotimesonline.com/brazil-news/brazil/brazil-may-have-its-first-transgenic-wheat/

[2]http://dapa.ciat.cgiar.org/distributions-and-conservation-concerns-for-the-wild-relatives-of-major-crops-mapped-2/

[3]Açıkgöz N. 2011. Transgenik Buğdaya Türkiye’nin Yaklaşımı Ne Olmalıdır? (http://yariningidasorunlari.blogspot.com/2011_07_01_archive.html)

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 464
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster