Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '15

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
1984
 

Geç Hititler

GEÇ HİTİT DÖNEMİ
 
Anadolu'da, yaklaşık olarak MÖ.1650-1200 yılları arasında bir imparatorluk kuran Hititlerin, Ege göçleriyle yıkılmasından sonra Anadolu yarımadası, MÖ.2.binin ilk çeyreğinde olduğu gibi yine çeşitli topluluklara ait büyüklü küçüklü beyliklerin yönetimine girdi. Bunlar; doğu Anadolu'da, Hurrilerin devamı olan Urartular; orta Anadolu'da Frigler ve Lidyalılar; güneybatı Anadolu'da Likyalılar; Ege'de İonlar; güneydoğu Anadolu'da ve kısmen Suriye'de olmak üzere Geç Hititler idi.
 
Hitit devletinin MÖ.1200 sıralarında yıkılmasından sonra, Anadolu'da Hitit kültürü yaşamını yitirir. Çünkü, kültür etkinliği halka mal olmamış, yalnız saraya ve dar bir aristokrasi çevresinde sınırlı kalmıştı. Buna karşılık, daha MÖ.2. binin ikinci yarısı boyunca Hitit uygarlığının etkisine girmiş olan güneydoğu Anadolu ile kuzey Mezopotamya'da Hitit geleneği, göç dalgalarının buraları fazla etkilememesinden dolayı devam eder.
 
Hitit, Luvi ve bedevi Aramilerce kurulmuş olan Geç Hitit Beylikleri şunlardır:
 
Adı XV. Yüzyıla ilişkin belgelerden beri Maldiya, Malitiya, Melid ya da Milida biçimleriyle geçmeye başlayan Malatya; başkenti Marqas (Maraş) olan Gurgum; İslahiye dolaylarını yöneten Sam'al (Zincirli); Hitit İmparatorluk Çağından beri kuzey Suriye'nin en önemli merkezleri arasında yer alan, Gaziantep yöresindeki Kargamış; Çukurova'da Kue ve bunun biraz batısındaki dağlık yörede Hilakku; Osmaniye-Kadirli yöresinde Asitavanda (Karatepe); Adıyaman yöresinde, sonraları Kommagene adını alacak, Samosata başkentli Kummuh; Antakya, özellikle de Amik ovası dolaylarını kapsayan ve başkenti Kunula olan Pattin; Kayseri, Niğde ve Nevşehir civarındaki Tabal.
 
Çoğu Luvice konuşan ve yazı olarak hiyeroglif kullanan bu beylikler, M.Ö. IX. yüzyılın ortalarından başlayarak önce kültürel sonra da siyasal açıdan Asur imparatorluğunun etkisi altına girdiler. M.Ö.VIII. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise her biri özgürlüklerini yitirip Asur eyalet sistemi içine alındılar.
 
Anıtsal mimaride, önündeki direkli geçidiyle bit hilani denen çok katlı yapıları benimseyen Geç Hitit Kültürü en iyi olarak kabartmalardan tanınır. Aslında Luvi kökenli halkın yaşadığı Geç Hitit beyliklerinin bulunduğu bu bölgede, Hattuşa (Boğazköy)’da, Alacahöyük’te ve daha birçok Anadolu yöresinden tanıdığımız sanat eserleri değişik biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.
 
Geç Hitit yontuculuğunun, bilindiği kadarıyla en büyük bölümünü, mimaride kullanılmış olan plastik eserler oluşturmaktadır. Kent kapılarındaki yarım plastik biçimde işlenmiş yontularda Kuzey Suriye ve Hitit geleneklerinin bir karışımı görülmektedir. Bunlar, 2.bin yıl örneklerinde olduğu gibi, sadece girişlerin süslenmesinde kullanılmamış, yontu ve sütun kaideleri olarak da bunlardan yararlanılmıştır.
 
Kabartma sanatı, birkaç istisna dışında orthostatlara uygulanmıştır. Alacahöyük’ten başka bir yerde görülmeyen kabartmalı orthostatlar, bu dönemde geniş çapta bir mimari süsleme aracı olarak yaygınlaşmıştır.
 
Geç Hitit sanatının çeşitli merkezlerde farklı özellikler gösterdiği saptanabilmektedir. Bu farklılık, değişik yörelerde ayrı yontu okullarının geliştiğini kanıtlamaktadır. Bu okullardan en önemlileri kuşkusuz Zincirli ve Kargamış’ta ortaya çıkmıştır.
 
Bu sanat eserlerini stil yönünden başlıca dört grup halinde incelemek olanaklıdır: Geleneksel Geç Hitit Stili (M.Ö. 1050-850 ) Malatya Arslantepe, Kargamış yontuculuk eserleri; Asur Etkisi Gösteren Geç Hitit Stili (M.Ö. 850-800 ) Zincirli yontuculuk eserleri; Assurlaşmış Geç Hitit Stili (M.Ö. 800/750-700) Malatya ve Zincirli yontuculuk eserleri; ve Aramlaşmış ve Fenikeleşmiş Geç Hitit Stili (M.Ö.8.yy sonu, 7. yy başı) Zincirli, Sakçagözü, Karatepe ve Maraş yontuculuk eserleri. İlk iki grupta eski Hitit öğeleri hala kendini belli ederken üçüncüsünde güçlü bir Assur etkisi ortaya çıkar; dördüncüsünde ise Arami ve Fenike etkisi ön plana çıkar.
 
Hitit yontu ve kabartma sanatında betimlenen figürlerin her bölümünde naturalist bir biçimlendirme ve bezeme yoktur.
 
Hitit kabartmalarında önden betimleme genellikle yapılmıyor; insan ve hayvan figürleri hep yandan gösteriliyordu. Dönemin sanatçıları, çağdaş Mısır ve Mezopotamya’da olduğu gibi, kabartmalardaki insan figürlerini, gözleri ile gördükleri biçimde değil, kafalarında düşündüklerine göre betimliyorlardı. Hellenlerin M.Ö.475-450 sıralarında natüralist betimleme yöntemini bulmalarına değin bütün uluslar, bugün fotoğraf makinesinin gösterdiği görünüşü değil, bir insanın görüntüsünü ideal biçimi ile ifade etmeye önem veriyorlardı. Bu tasavvura göre, betimlemede insanın organları, en anlamlı olarak kabul edilen yönleri ile gösteriliyordu. Yüz , her zaman yandan; buna karşılık yandan olan yüzde, göz tam cepheden; göğüs ve vücudun üstü önden; bacaklar ve kollar ise yandan betimleniyordu. Bu betimleme yöntemi, bir ilkellik becerisizliği değil, tersine idealist bir düşünce biçimi idi. Çünkü, istenilen ve gereken yerlerde bütün vücut yandan da betimlenebiliyordu.
 
Erkek ve kadın figürlerinin duruşu da Hititlere öz bir şema içindedir. Tanrılar ve krallar, ellerinde bir şey taşısınlar taşımasınlar, Karagöz figürlerinde olduğu gibi bir kolları biraz diyagonal durumda öne uzatılmış, öteki kolları ise göğüs hizasında yere paralel durumdadır. Tanrıçalarda ve kraliçelerde ise bir kol tam öne, öbürü biraz öne uzatılmış ve yukarıya kıvrılmış olarak betimlenmektedir. Eller, bütün figürlerde yumruk biçiminde sıkılmış durumdadırlar. Krallar, tanrılara ibadet ve saygı sırasında iki ellerini yumruk biçiminde bitiştirerek yüzleri hizasında tutarlar.
 
Tanrı ve insan kabartmalarında göz, kulak, burun ve sakal gibi ayrıntılar genellikle hep aynı kalıptan çıkmış gibidir. Tanrılar ve krallar sakallı ya da sakalsızdırlar, ancak hiçbir zaman bıyıklı değillerdir.
 
Tanrılar, boynuzlarla süslü sivri külahlar giyerler. Boynuzlar, bir tür rütbe işareti olmuştur. Küçük tanrıların sivri külahlarında boynuz sayısı az, büyük tanrılarda ise çoktur.
 
Hitit tasvir sanatındaki insan ve tanrı figürlerinin erkek olanları kısa etek giyerler. Bellerinde bir kemer ve bu kemere tutturulmuş kılıçları vardır. Gövdeleri bazen çıplak, genellikle de uzun ya da kısa kollu gömleklidir. Kadınların ise, ayaklarına değin inen uzun etekli, beli kemerli giysileri vardır. Her iki cinsin de kulaklarında halka biçimli küpe, ayaklarında ise uçları yukarı kıvrık ayakkabılar vardır. Kralların dinsel törenlerde giydiği tören giysisinde ise, başlarında bir takke, üstlerinde etekleri ayak bileklerine değin inen uzun bir giysi vardır.
 
Hititler döneminde hayvan yontuları da yapılmıştır. Kentlerin girişlerinde yer almak üzere yapılmış kapı aslan yontularının ağzı açık, dili dışarıda ve çeneye yapışık olarak betimlenmiştir.
 
Geç Hitit Dönemi sanat eserlerinde saçın ensede topuz yapılması, bukleli sakal ve saç gibi Hititli olmayan öğeler de vardır. Bu öğeler, bölgede etkin olan Asurlular, Aramlılar ve Fenikelilerin sanat anlayışlarından geçmiştir.
 
GAZİANTEP MÜZESİNDEKİ GEÇ HİTİT DÖNEMİ STEL VE YONTULARI
 
Konumuzu oluşturan eserler, Gaziantep ve çevresinden değişik yollarla (kazı, satın alma, bağış ve zoralım) müzeye intikal etmiştir. Çeşitli merkezlerden derlenmiş olan Geç Hitit Dönemi stelleri müzemizde oldukça zengin bir koleksiyon oluşturmuştur . Büyük çoğunlukla bazalttan yapılan bu eserlerden steller, konu olarak çoğunlukla Tanrı kabartmaları, demonlar, ziyafet sahneleri, olasılıkla soylu kişilerin betimleri ve mezar taşlarından oluşmaktadır; yontular ise aslan ve sfenksi konu almıştır. Bunlar, 20. yüzyıl başlarında Zincirli (Sam’al), Malatya, Kargamış ve Sakçagözü kazılarında ortaya çıkarılan stellerle büyük bir benzerlik göstermektedir.
 
STELİN ANLAMI, İŞLEVİ VE KÖKENİ:
 
Stel sözcüğü, Grekçe sta (ayakta durmak) sözcüğünden gelmektedir. Küçük bir sütun ya da ince uzun bir levha biçiminde olabilen steller, gömüt taşı işlevi dışında adak, önemli kişileri onurlandırmak, resmi yazıtlar ya da sınır belirlemek amacıyla dikilmiştir.
 
Kökeni tam olarak bilinemeyen steller, yaklaşık olarak İ.Ö.3.binden başlayarak günümüze değin kullanılmıştır.
 
KONULARI:
 
a. Dinsel amaçlı olarak: Fırtına Tanrısı betimleri.
 
b. Kent girişlerinde süsleme unsuru olarak kullanılmak üzere: Av sahneleri.
 
c. Kişisel yapıların girişinde kullanılmak üzere: Soylu kişiler.
 
Mezarlıklarda kullanılmak üzere: Mezar stelleri.
 
Dinsel törenle ilgili olmak üzere: Ziyafet sahneleri.
 
Kutsal yapıların duvarlarında kullanılmak üzere: Tören sahneleri.
 
Yapılar içinde değişik yerlere konmak üzere: Yontular.
 
TARİHLENDİRİLMELERİ:
 
Değişik konuları içeren Geç Hitit Dönemi yontu ve stellerinin hangi dönemde yapılmış olduklarını kesin olarak saptamak şu anda olanaklı değildir. Çünkü, coğrafi bölge olarak Hitit imparatorluk döneminden beri Halpa (Halep) krallığına bağlı olan bu bölge, Geç Hitit Döneminde; Hitit, Asur, Arami, Finike ve çok az olsa da Mısır sanat tasvir özelliklerini taşıyan eserlerin temsil edildiği bir bölgedir. Onun için bu yapıtları İ.Ö.1050-700 sıralarına koymak ihtiyatlı bir davranış olacaktır.
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 606
Kayıt tarihi
: 24.12.07
 
 

Anadolu'da var olan, varlığını Anadolu'nun yaşamına vermiş kişiler için var olanlara. Atatürk Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster