Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '08

 
Kategori
Magazin
Okunma Sayısı
513
 

Gece hayatına alışıyor muyum ne?

Gece hayatına alışıyor muyum ne?
 

Sibel Mirkeleam, her aldığı yükü başarıyla taşıyor, söylüyor, yaşatıyor.


Açık Yaşam Deneyimleri
Cumartesi günü öğleden sonranın nerdeyse tamamını bayram sonu başlamayı planladığım atölye çalışmasında bana yardımcı olmasını düşündüğüm Merve ile birlikte Göztepe’de bir resim atölyesinde geçirdik. Mervin’in atölyesi resim yapılabilen öğrencilerine dersler verdiği bir yer. On hafta sürecek atölyemin sürecini bazen bende sıkılarak hızlıca anlattım. Bazı örnek uygulamaları gözden geçirdik.

Onların nasıl hissettiklerini gözlemleme fırsatım oldu. Dört saat olması ve tüm süreci kapsaması nedeniyle onların ambale olduğu son anlarda da onlara “zihinsel resim deneyimi” çalışması yaptırdım.

Diğer örnek oyun ve çatışmalar atölyeme devam edecekler görebilecek.

Saat sekize doğru planladığım gibi Nanna’ya geçeceğim sırada, Vahit Bey’in planında bir değişiklik olup olmadığını anlamak için aradım. “Geçmeyeceğim sen istersen Çiğdem hanımı da al Günay’a gel” dedi.

Üsküdar’a eve uğradım, bayram hazırlıkları ve başka bir programı nedeniyle Çiğdem gelemeyeceğini belirtti. Bilgisayarda küçük bir işimi bitirip hemen çıktım. Güzel bir İstanbul akşamı, tatlı bir bahar/sonbahar serinliği yüzüme vurdu motorda. Beşiktaş’a geçişte motorların yaz kış güvertesine çıkarım. Orası benim özgürlük alanım. Aşağıdaki salon ruhumu sıkar, boğulacak gibi olurum.

Müthiş güzellikte bir boğaz, karanın her yanından fışkıran ışıkların deniz sularına yansımasıyla doyumsuz tablolar, pırıltılar oluşturur. Her geçişimde farklı yer ve şeyler görürüm. Gördüklerim beni şaşırtır. İstanbul, aşkım benim, rüyalar ve hayaller kentim.

Trafik çok kalabalık değildi. Otobüs hemen hareket etti. Akşam saatlerinde Barbaros bulvarından yukarı çıkıldığında şimdi Metrobüs durağı olan yer daha bir hareketli hale geldi. Zamanın tercihli yolları şimdi büyük masraflar ve özensizlikle dünya şehri İstanbul’a büyük bir proje gibi sunuluyor, bir çok insan bu hizmetten şimdilik memnun. Haklı uyarıları da böyle susturuyorlar zaten. İşe yarıyor.

Cevahir alışveriş merkezinin önü bayram ve yılbaşı hazırlıkları nedeniyle hareketli, panayır yeri gibi. Bu alışveriş merkezinin bir kütle halinde oraya yerleştiriliş şekli baştan beri beni memnun etmedi, bu nedenle ısınamadım. İşlevsellik ön plana alınarak yapılan bir bina. Modern zamanlarda yapılmış eski bir yapı. Mimari, tasarım veya estetik olarak öne çıkan bir yanı yok. Metrekarelerce dükkan kiralanıp daha çok kar amacı güdülerek şehrin en hareketli yerine oturtulmuş bir blok. Her bina yaratıcısının ve sahibinin kodlarına, izlerine sahiptir. Bir binayı şehre ait kılan şey bu özelliklerinin üzerinde bir değerle yapılışına yaklaşmak.

Günay, her zamanki şıklığı içerisindeydi. Girişte rutin kontrol, rezervasyonun sorulması, içeri giriş. Giriş holünü giderek daha çok sevdim, itiraf etmeliyim ki başlangıçta endişelerim vardı. Bir kral dairesinin girişini andırıyor. İnsanlar gibi mekanlara da zaman tanımak gerektiğini anlıyorum, aranızda bir bağ oluşması biraz zaman istiyor.

Süheyla hanım girişteydi, yeni kurumsal iletişim görevlisi. Beni küçük odaya Merve ile Yeliz’in yerine aldı, ikisi de yoktu. Eskiden birkaç proje nedeniyle tanıdığım Süheyla hanımla biraz lafladık. Uzun zamandır dergicilik, organizasyon pazarlanması vb işler nedeniyle piyasada kaldığı için, geçmişe doğru bir gezinti gerçekleştirdik. Önce Yeliz geldi, her zamanki gibi şirin ve şıktı. Bulunduğu ortamı hemen ısıtanlardan bir Ibook almış ona bakmamı istedi. Ben uzun zamandır Windows tabanlı bilgisayar ile çalışıyorum, Mac’in yarattığı etki ve atmosferden belki de rekabetten uzağım.

Merve geldiğinde Vahit Beyin bir saat içinde geleceğini söyledi. İçeride Suat Erdem’in yönetiminde fasıl müziğinin sesi geliyordu. Bir süre odada oyalandım, programlar ve işler üzerinde konuştuk. Kulisin hemen önü olduğu için sahne görevlileri, müzisyenler hareketliydiler. İşlerini bitirenler gidiyor yenileri geliyordu. Sahnede bir başka görünen bu insanların hayatına imrenmek mi lazım yoksa yorgunluk ve yoğunluklarına saygı mı duymak bilemiyorum.

Hemen dönmek için gelmiştim ama daha bir süre orada kalmam gerekecekti, kararsız kaldım, bir süre daha odada ve çevrede gezindim. İçeri geçtiğimde girişin üstünde Vahit Bey masasına davet etti. “Biraz konuşmamız lazım istersen bir şeyler ye.” Dediğinde gecenin orada benim için uzayacağı belli olmuştu. Ben de onun zevkine uyarak çok ta güzel görünen et siparişi verdim, içecek olarak ta kola. (iş zamanları içmem diye geçirdim muzipçe içimden). Masada organizasyon şirketi sahibi olduğunu öğrendiğim Aslı hanım oturuyordu.

Yemek süresince Asena sahnede kaldı. “Asena Show” sahnedeydi, bir gazino gecesinin gereği içerisinde parçalarını söylerken masalardaki konuklarla da ilgileniyor arada tatlı atışmalara giriyordu. Kıyafeti artık bir dansçıdan çok şarkı söylemeye ve show yapmaya aday birisi için yapılmıştı, dansa uygun değildi. Gecenin atmosferine ve sahneye de çok uygun olduğunu düşünmedim. Uzun boyu ve düzgün fiziğini sahne için daha etkili ortaya çıkarabilecek şıklığa ulaşması gerektiğini düşündüm. Show sahnede kaldığı sürede müşterileri coşturdu, Asena sahip olduğu şeytan tüyüyle ayakta kalmaya devam ediyor. Gelecekte de iddialı bir şarkıcı olacağını sahneden açıkça ilan etmekten geri durmuyor. İddia güzel, gelecekse gelecekte bakalım diye düşündüm açıkçası.

Asena’nın programının bitip ortam biraz konuşulabilir hale gelince Aslı hanımla tanıştık. Sektör hakkında lafladık. Bir görevli içeride beklendiğimi söyleyince kalktım. Bu arada sahne sırası Hayko’ya gelmişti. Yeleği onun için hazırladığımız tüm ilanlardakinin tıpkısıydı. Sahnede geçirmekle övündüğü kırk beş yıl insanın hayallerine bile zor sığacak kadar uzundu.

İçeride yaklaşık on beş dakika kaldım. Vahit Bey arabasız geldiysem kendisinin de kısa sürede karşıya geçeceğini, beklersem birlikte dönebileceğimizi söyledi. Bu konuda kararsızdım, Çiğdem’e de çok gecikmeyeceğimi söylediğimi düşündüm ama yine de “Peki.” Dedim. Gece bu cevabın ardından tekrar başlamıştı. Yerime döndüm kısa süre kalacağımı düşünerek içecek bir şeyler de almadan yaşlı ama dinamik, fıkır fıkır kurdu izlemeye devam ettim.

Bazı insan tipleri vardır, onu yaşamınızın tümünde varmış gibi sayarsınız, ailenizden gibi düşünürsünüz. Hayko böyle birisi. Güçlü sahnesi, iletişimi ve disiplini ile sahnede ayrıcalıklı insanlardan. Oraya gelenler eğleniyor, sahnenin çevresinden en uzak masaya kadar herkes fıkır fıkır, şarkılara da eşlik ediyorlar. Uzak yakın demeden herkesle iletişim halinde. Türkçe, Yunanca parçaları birbiri ardına akıcılıkla söylüyor. Beni en çok etkileyen de “Odam kireç tutmuyor.” Parasını çok güzel ve konuklarla birlikte söylemesiydi.

Sahnedeki sanatçıların tümü gibi o da orada bulunan ünlü konuklarını sahneye davet etti. Yeliz onun davetiyle Issız adam filmiyle gündeme gelen Ayla Algan’ın anlamazdın parçasını söyledi. Zamanında değer bilinmedik es geçilmiş onca güzel şeyimiz var ki, farklı bir bağlamda onlarla tekrar karşılaştığımızda, birisi onları bize tekrar sunduğunda bu değerleri anlıyoruz, bu parça onlardan biri. Yaşarken, olurken kıymet bilmek kolay olmuyor belki.

Yeliz de enteresan bir sanatçı, güzel ses. Çıkışı, sesi mükemmel olmasına rağmen devamlılığı sağlayamadı, şimdi Cuma günleri Nanna’da söylüyor. Onu sahnede izlediğimde, daha iyi yerlerde neden olmadığı konusunda bir fikrim oluştuğunu düşünüyorum. Sahne duruşu her şeyin üzerinde bir şey. Show dünyasında her şeyin toplamında doğru bir yere ulaşmak gerekiyor. Bir şeyler de eksik olduğunda yaşayan bunu fark edemiyor ama zaman geçtikçe yaşamın torpil yapmadığını anlıyorsunuz. Özelliklerinizden birisi mükemmel olmasına rağmen yükselemiyor veya yükseldiğiniz yerde duramıyorsunuz.

Sahne performansı profesyonel destek gerektiriyor. Ön hazırlık, sadece kendinizin yeterli olduğunuzu düşünmemek, planlı bir destek almak. Yeteneklerine çok inanan sanatçıların bunları düşünmesi, yetersizlikleri olduğu alanları dolduracak çalışmalar yapmasının zor olduğunu kabul ediyorum. Bu konu daha çok menajerlerin bakış açısının geniş olmasına bağlı. Menajer, sahnede ve her yerde olan bitene bakabilmeli, ekip arkadaşını daha mükemmel hale getirecek destek ve yardımların nerede olduğunu bulabilmeli. Zaten varlık nedeni de bu değil mi?

Sahne, üzerinde durulması öylesine zor bir yer ki, bunu sadece yeteneğinizle yapmaya kalkarsanız avcı iken av olup seyircinin kucağına düşüyorsunuz. İzleyiciniz ancak yüksek hayranlık beslediği bir şeyin önünde eğilir, görebileceği ufak tefek zaaflarında sahnedeki sanatçının üzerine gitmekten, sanatçı ile atışmaktan, kendini göstermekten geri durmaz. Bu psikolojik zemin, sanatçının yüksek irade ve disiplin ile her şeyi eksiksiz düşünmesini, profesyonel davranmasını, oyunculuk yeteneklerini geliştirmesini, takım çalışmasınız zorunlu kılar. Show dünyası şakaya gelmez.

Sahne ışıkları yüzünüze vurduğunda, görmekten çok sezgilerinizle doğru olan şeyleri bulmak zorundasınız. Parlaklığın gözünüzü kamaştırdığını bilmek yetmiyor aynı zamanda da sarsılmadan kalmak, zamanı yönetmek ve iletişimde her şeye açık olmanız gerekiyor.

Vakit geçtikçe gitmemiz erteleniyor, gece boyunca kalıcı olduğumuz kesinleşti. Taksiyle de dönebilirdim ama bazen insan gitmekle kalmak arasındaki anlık kararlarda zorlanıyor. Hayko’yu bir kez daha izlemiştim, bu nedenle sahnesi hakkında bir kez daha fikir sahibi oldum. Sahnesinin sonuna doğru veliahtı, oğlu Alex sahnede tek parçalık sırasını alıyor.

Hayko’nun sahnesinde sirtaki oynayan bir erkek ve iki bayandan söz etmem de gerekiyor. Gerçekten hakkını vererek rakı kadehi ile çok güzel oynadılar. Sirtaki bizim ege oyunlarımızda efeye benzeyen olağanüstü delikanlı bir oyun ama iyi oynayan kadına da yakışıyor. Bu alanda Nurşen ve Bahattin Bayburan’ı da sirtaki dansları ve çalışmaları için anıyorum.

Hayko programının sonunda bir şeyi daha çok güzel yapıyor. İspanyol meyhanesi şarkısını çok güzel söylüyor, yaşatıyor. Tüylerim diken diken oldu, o an içmiyordum ama elimde rakı kadehi hissettim. Akdenizli yanım ateşler içinde yanıyordu.

Çok ilginç bir şey ön masalarda Kayseri, Sivas ve Domaniç’ten gelenlerin de oturmasıydı. Gazino kültürünü yaşatan bu güzel mekanın daha çok sayıda insan tarafından yaşanması, keyfini çıkarılması ve gelecek kuşaklara taşınması gerekiyor. Yunanistan, turizminin ve kültürünün bir parçası olarak rebetiko müzik yapılan mekanları koruyor, geliştiriyor. Günay, bu nedenlerden dolayı Türk turizminin ve İstanbul’un değerlerinden birisi olarak yıllarca yaşamalı, Gazino Kültürünü yaşatmalı diye düşünüyorum. Her hangi bir nedenle İstanbul’a yolunuz düşecekse bir Gazino gecesine katılmadan, Günay’a gitmeden ayrılmamanızı öneriyorum.

Linet, sahneye çıktığında onda olan sesin kaynağını herkes gibi ben de merak ettim. Türk sanat müziği eserleri ile birlikte pop ve fantezi parçalar da okuyor. Güzel de bir kadın. Bende uyandırdığı en önemli his, olağanüstü sesin altında kendisinin de zorlandığı. O sesi bir sahne aracı olarak görmek gerekiyor. Sesin o boyutlarda güçlü olması sahnesini zaman zaman izleyenlerden koparıyor buna seçtiği parçalarda eklenince hani bir konser sanatçısı gibi his veriyor.

Bu alanda çok tecrübe sahibi değilim ama Bülent Ersoy’un sahnesini seyrettikten sonra sahnede duruş, yaklaşım, izleyici diyaloğu, parça seçimlerinin ne kadar etkili olduğunu görüyorsunuz. Bülent Ersoy sahnede fırtınaları hortumlara çeviriyor, masalar yerlerinden fırlıyor sanki. Bu güç onda var onu hissediyorsunuz. Bu gücün sadece sesin güzelliğine ait bir şey olmadığı da ortada. Bir sahne büyüsü bu, ben bu işi yapıyor olsam bu sırrı çözene kadar Bülent Ersoy’un sahnesini defalarca izlerdim, büyü ve güç onda çünkü.

Linet’i izlerken bunları düşündüm. Performansını çok daha yukarılara taşıyabileceğini düşünüyorum. Bunun için sahnede kaldığı sürenin tamamını videodan izlemesi belki ona bir fikir verebilir. Gelen istekleri karşılama, geri çevirme ve okuma sahnede devleşmenin sırları arasında. Oraya gelmiş konuğu en iyi şekilde ağırlamak, kırmamak ama sahnesinin akışını da bozmamak kolay değil tabi ki.

Gecenin sonunda söylediğim çorbaları Aslı hanımla karşılıklı içtik. Paysage’ın halkla ilişkiler müdürü Deniz gecenin sonuna doğru geldiğinde arkadan gördüğü Aslı hanıma “Hoş geldiniz Çiğdem hanım” diye el attı ama boşuna. Daha sonra yanına giderek biraz sohbet ettik.

Sabaha karşı Bayram beyle birlikte bir kaç masa ötee oturan Sibel Mirkelam'a günaydın dedim. Onunla bazı çalışmalar yapmak üzere daha önce konuşmuştuk. Bayram sonrası biraraya gelerek çalışmalardan bahsetmeye karar verdik. Sibel Mirkelam sahnesin bir kere izledim. BVS grubun joker sanatçısı. Her aldığı yükü başarıyla taşıyor.

Paysage, Nanna her gittiği yerde grupların, şirketlerin aradığı, beğendiği showlar gerçekleştiriyor. Albümünün ve klibinin kurumsal iletişim faaliyetlerinin daha iyi yönetilebileceğini düşünüyordum. İletişim kopukluğu seziliyor. Bütün çalışmaların, başarının bir takım çalışması içerisinde sembollere dönüştürülüp sunulması, medyaya servis edilmesi gerekiyor. İnşallah gelecek zamanlarda bunun önüde açılır. Bunu hakediyor.

Gece sonunda çok güzel bir sabaha dönüşmüştü. Eve döndüğümde uzun ve derin bir uyku düşünürek uykuya daldım. İstanbul’a ve güzelliklerine hayranlık duygularımla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 202
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 61
Ort. okunma sayısı
: 971
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Sosyal medya danışmanı, grafik tasarımcı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster