Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '21

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
644
 

Gece Sohbeti

İnanç bir bumerang gibidir; Sahip olduklarınızı kullanmaya başlayın ve size daha büyük ölçüde geri dönecektir, der Charles L. Allen. İnsan benliğinin açığa çıkışının binbir yolu vardır. Birisi de, çevresindekileri kendisinin arındırdığını sanmaktır! Şeyhlik taslamaktır! Mürşidlik aydınlatıcılıktır. İnsanlara hükmedip benliğine paye çıkarmak değildir. Mürşid hizmet eder, hizmet beklemez. Veren eldir, alan değil. Ne demek verip almak? Burada söz edilen, ne kadar verici olursak veya bir şeyimizi feda edersek bu bize döner ve daha iyisi alırız. Eğer beşeriyetten bir şeyimizi Allah’a verirsek, Allahtan kendimizi satın alırız. Allahtan kendini satın almak için Allah’a bir şey vermek gerekiyor. En azından bir önceliğini Allah’a verebilmeli kurban edebilmeliyiz. Bu bağlamda Allah ayetlerinde veren alır, diyor. Örneğin biri sizi satıyor. İşte tam da bu noktada Allah; “ne yapıyorsan karşılığını alırsın” diyor.

Mesela iki kişi konuşurken biri duygularının esiri olarak konuyu başka bir yöne çekiyorsa; dedikodu yapıp birilerinde hata arıyor ya da yeriyorsa, o zaman bu hatalar sonucunda bahsettiği kişiyi satıyordur. Böyle yapanda satılır. Aldatan aldanır, aldatılır! Kimi aldatacaksın! Diyelim ki bunu 5 duyu ile yaşıyoruz. Bunları 5 duyumuz ile yaşadığımıza göre sınırlı bir bakış açısına sahibiz. O zaman ne duvarın arkasındaki yaşanılanı ne de olabilecek bir olayı görüp idrak edebiliyoruz. Dolayısıyla öyle birinin, aldatması ve aldanması çok normaldir. Fakat bir insanın, duyularının dışına çıkmamış olan bir insana yaptığı bir yaptırım aldatma değildir. Çünkü orada yokluk diye bir olgudan bahsedemeyiz.

Beşerî özelliklerle takılı kalmak ve o takıldığımız noktada birtakım yaptırımlar uygulamak o safralardan kurtulmaya yönelikse bu aldatma değildir. Örneğin inandığımız birinin her şeyi bildiğini biliyorsak ona gidip o biri bana böyle bir davranışta bulundu veya kötü bir şey yaşadım diye şikâyet etmemeliyiz! Bu yüzden birisinin, şikâyette bulunması aslında onun gaflette olduğunu gösterir. Bu şekilde bir davranışta olan birinin, bu durum bir gün aleyhine dönecektir. Eden bulur. Birisinin ahını almışsa, o ahını aldığı insanın yaşadığı şeyi yaşamadan ölmeyecektir! Demek ki herkes elleriyle yaptıklarının karşılığını yaşayacaktır. Zaten cezanın karşılığı cezadır. İyiliğin karşılığı iyilik, kötülüğün karşılığı da kötülüktür. Bizi kötülükle cezalandıracak veya mükâfatlandıracak ikinci bir varlık yoktur. Hakikat yaşamı da böyledir! Ceza: “yaptığımız hareketin karşılığının bize ulaşması” demektir. Bumerang gibi. Dale Carnegie‘nin çok anlamlı bir sözü vardır bununla ilgili: “Hayat gerçekten bir bumerangdır. Ne verirsen onu alırsın.” Ancak kendi ellerimizle yaptıklarımızın, karşılığını alırız. Sadece ellerimizle yaptıklarımız değil, düşüncelerimizin sonucunu da yaşarız. Düşüncelerimizin sonucunda yaşaması demek ikilik anlamında değil, Hasiyb isminin gereği olarak bir olayın bizde zaman içinde baş göstermesidir. Bunu diptekinin su yüzeyine çıkması diye adlandırabiliriz. Diptekine o an da diyorsak bu olay su yüzüne çıktığı zamanda o andadır. Burada ikinci bir varlık söz konusu değil! Bazılarımız bir olayı ya da fiili ben yaptım, diyerek çok beşerî bir pozisyona giriyor. Hâlbuki o fiili de yaşanılması gereken bir olayı da Allah yaratıyor. Allah: “kâinata ve canlılara şuuru veren, onları data-ilim noktasına getiren ve o şuurdan bilince yansıyan mekanizmayı kuran varlığın, adıdır. O TEK varlıktır. Açılım olarak söylediğimiz noktalar, eski tabirle zat, sıfat, esma ve efaldir. Yani hiçlik, mutlak ben, potansiyel ve açığa çıkışlar. Burada her şey potansiyelin açığa çıktığı noktalar olması nedeniyle belli bir sistemle o sistem içinde bir anda çıkıyor. Hiçlik, potansiyel ve fiiller de bir anda oluşup gerçekleşiyor. Fiillerin gerçekleşmesinin bir anda oluşu, her şey olmuş bitmiştir hükmüne göre yaşanıyor. Her şey olmuş bitmiştir, biz olan biteni yaşıyoruz demek; “olan biten her şey olmuş bitmiştir” çerçevesi içinde yaşanması demektir. Bu yüzden sıfatlar, esmalar bir tarafa ben zatı yaşıyorum, demek çok büyük bir yanlıştır. Böyle bir yaşam yok, esamesi dahi okunmaz! Bunlar hiçlikle, potansiyelle, açığa çıkışla bir anda yaşanacaktır. Fakat ağırlıklı olarak hiçlik noktasını yaşayanlar müstesna! Onlar Resulün ağzından çıkan sözlere iman edip ve onları uygulayanlardır. Yani Hasiyb isminin gereğini yaşayanlardır. Eğer kendimizi bir birim olarak kabul ediyorsak, Hasiyb isminin manasını hiçbir şekilde anlamamışız, demektir. Orada cezalandırma ya da merhamet işlevi kişi-birim olmaksızın gerçekleşiyor. Fakat biz kendimizi esma terkibi veya birim olarak kabul ediyorsak, Allah’ın dûnunda o yokluğu yaşayamıyoruz. Bütün bu sistemleri ve Hasiyb ismini hayalimizde anlamlandırıyoruz. Dolayısıyla hayalimizdeki tanrıyı yaşarken de o tanrıyı Allah ismiyle işaret edilen olarak etiketleyip kişisel yaklaşımlarımızla hayatımıza devam ediyoruz. Fakat orada Allah kendini örtmüştür. Orada bir birimlilik ve kişilik hali vardır. Bunu yaşayan insan kendini bilmez bir haldedir. İşin aslı bu… Dolayısıyla kişinin kendi elleriyle yapmış olduğu fiillerin karşılığını alması ve her şey olmuş bitmiştir hükmüyle olayları değerlendirmesi bu yapılan işlerin bizde kolaylaşmasını sağlayacaktır. İyilik, kötülük ve Nebilik; sünnetullah veya sistemle alakalıdır. Ancak “insan” sistemde yaşamasına karşın, sünnetullah ile kayıtlı değildir. Bununla ilgili bir ayette: Fihi ayatun beyyinatun makamu ibrahim, ve men dahalehu kane amina, ve lillahi alen nasi hiccul beyti menistetaa ileyhi sebila, ve men kefere fe innallahe ganiyyun anil alemin. “Onda apaçık işaretler ve İbrahim’in makâmı var. Kim Ona dâhil olursa güvende olur. Gitmeye imkânı olan herkese Beyt’i hac etmek, insanlar üzerindeki Allâh hakkıdır. Kim (gücü yettiği hâlde)bunu inkâr ederse, muhakkak Allâh âlemlerden Ğaniyy’dir.” Bu ayetin vurguladığı gibi insan sistemlerle kayıtlı değildir.

Biz neyin ne olduğunu bilmeden beşerî düşünceyle bir perspektiften bakıyorsak yani ezberci, klişe ve yargılayıcı olarak olaylara fiiller aleminden yaklaşıyorsak bu konuyu kesinlikle anlayamamışız. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gibi bir yaşam biçimi içindeysek, kesinlikle tasavvufun etrafından geçmiyoruz. Örneğin bazıları her şeyini anlatır ve kendini deli gibi ifade etmeye çalışır. Ancak varlığın ispata ihtiyacı yok! Yokluğunun ispatı ancak bizi varlık haline getirir. Eğer biri ben yokluğumu ispat ediyorum diyorsa, derviş de olamaz bilen de… Allah veli ismini açığa çıkartıyor. Bu salihlerin yöneticisi anlamına gelen bir manadır. Kuranda Allah’ın veli olma düzeyleri anlatılır. Veliler için bir şey, korku, hüzün, mahzunluk oluşturmaz. Dolayısıyla veliyi Kur’anda da çok net bir hükümle yazıldığı üzere “Veli Allah’tır” şeklinde anlamalıyız. Allah velidir değil! Veli Allah’tır. Yani o isim Vedüd, Rahman ve Rahiym gibi bir isimdir. O Allaha, yani HU ya ait olan bir özelliktir. Bütün bunlar herkes kendi elleriyle yaptıklarının karşılığını alacaktır, anlamındadır. Buna karma, kader, Allah sistemi ya da yazılım diyebilirsiniz. Ağırlıklı olarak hangi kodlamaya-yazılıma sahipsek, ister buna Allah ya da kuantum alan deyin. Adı ne olursa olsun. Bu kodlamanın getirdiği algı düzeyinde hayatımıza devam edeceğiz. Hayatın sonunda cennet de olabilir, cehennem de… Hakikati bilmek, onu açığa çıkarmak, yani bizim değil hakikatin kendiliğinden açığa çıkması bizi mutlaka cennet boyutuna taşıyacaktır. Ama olayı cennet veya cehennem bazında, o kodlama ile ele alıyorsak, Allah’ı unutmamız gerek. Önceliğimiz Allah’ı bilmek mi yoksa onun açığa çıkışı mı? İstemek değil! Onun istemesi ve murad etmesidir. Dolayısıyla algı, zaman ve an düzeyi birbirinden farklı olgulardır. Bu farklılıklar içerisinde bütünleştirici hareketleri kabul edip, o bütünlük içinde bu değerlendirmeyi yaptığımız zaman; orada korku, hüzün ve mahzunluk oluşturacak herhangi bir şey kalmıyor. Örneğin, Bühl cennetindekiler Allah’ı bilmiyorlar. Veli Allah’ın isimlerden bir isimdir. Çokluk diye bir şey yoktur! Data ve bilgi kombinasyonunun, kompozisyon haline gelmesi çokluğu oluşturur. Orada birim olarak bahsettiği; masa, eşya, ağaç vs. gibi canlılar da Allah’tır. Yani gördüğün her şey o’dur! Eğer dûnunuzdaki bir şeye aklınız gidiyorsa tanrıya gidiyordur. Resulullah: “bana eşyanın hakikatini göster, onların şeniyetini ve içeriğini bana anlat” diyor.  Burada anlattığımız, konuştuğumuz her şey Allah’tır! İnsanda kuşku ve şüphe olmaz! Peki kuşku ve şüphe nereden kaynaklanıyor? Aslında “şey” dediğimiz dahi Allah’tır! Dolayısıyla bir birimin cezalandırılmasını kabul ediyorsak, Hasiyb isminin manasını anlamamışızdır. Esasında Hasiyb, sistem üzerinde hükmünü ortaya koyan bir isimdir. Dolayısıyla bu hüküm, tanrının cezalandırması gibi algılanmamalı! Orada yanacak olan bir varlığın olmadığını anlaşılmalı. Hasiyb ismi mutlaka, bizi yine pozitifliğe taşıyacaktır.  Hasiyb ismi, bizi kendi ismine dönük çalıştıracaktır. Örneğin bayramda bir yerlere gitme planları yapıp, otelden yer ayırıp uçak biletini de alıyoruz. Organizasyonun tüm planını ve programını da yapmışız. Ancak bir an da kapanma çıkıyor ve evde oturmak zorunda kalıyoruz. Anlamsız gelebilir her şey ama orada Hasiyb ismi devreye giriyor.

Tüm yazdıklarımızı özetleyecek olursak, istediğimiz şeyler olmadığı zaman, Hasiyb ismi bizi üzer, sıkıştırır ve yakar. Cehennem boyutunu o bizlere yaşatır. Mutluyken de o olayın cennet boyutunu yaşarız. O isim hem cennet boyutunda hem de cehennem boyutunda çalışıyor. Eğer biz yaşanılanlarda Allah’a ait olan o fiili ben yaptım diyorsak, işte orada Hasiyb ismi bizi bloke eder. Bülh cennetindeki Hasiyb’le, cehennemdeki Hasiyb arasındaki fark: “Bühl cennetindeyken ahmaklar arasında tamamen örtülü” olmasıdır. Cehennemdeki Hasiyb ismi, yanmanın sonucunda en azından bazı uyanışlar ve rahmete tabi olacaktır.  Ancak Bühl cennetinde hiçbir rahmet yoktur! Sadece uyku rahmeti var. Orada acı çekme, yıpranma, üzülme ve yanma gibi eylemler yok. Buna meleki boyutta diyebiliriz. Bühl cenneti meleki boyut olduğu için yanma yaşanmıyor. Ama meleki boyut, meleki boyutta kalır, öbür taraftaki yanma ile onların idrak düzeyine çıkabilir. Tüm bu söylenenleri yaşam boyutunda yaşamak, yepyeni düşüncelerle hakikat yaşamına bakmak ve değerlendirmek nasib olsun.

Sevgiyle aşkla kalın.

Ahmed F. Yüksel

 Bodrum/Milas 3 Mayıs 2021

https://twitter.com/ahmedfyuksel

https://www.instagram.com/ahmedfyuksel

https://www.facebook.com/ahmedfyuksel

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızda hem cennet hem de cehennem boyutunda işleyen Hasiyb isminin özelliğini çok net açmışsınız. Tek olandan gayri kişisel bir varlık algısı içinde olan, tamamiyle HİÇ’lik noktasından uzaktir. Fakat yine de Hasiyb ismiyle bir mana açılımı olarak TEK’in isimlerinin yansıtıcısıdır. Çünkü Hasiyb manası üzerine kurulmuş olan Sistem hem Hadi hem de Mudil ismini kapsar. Sistem, tamamiyle Hasiyb ismiyle çalışır ve Beynin çalışma fonksiyonuyla ilgilidir; ınput-process-output olan fonksiyona göre. Tabiiki bunun çok daha ötesi vardır ki burada varlık alemine göre bir anlatım mevzubahis. Bunlar yanısıra Sistemin kaydından özgürleşmiş Beyinler mevcuttur ki bunlar Veli olarak adlandırılır. En son paragrafda bahsettiğiniz bühl cennetindeki kilitlenmişlik ile cehennemdeki yanmanın rahmet olup sonucunda kişide Öz’üne yönelik açılımlar oluşturduğu farkı beynime işlendi. Sanki dünya cennetini yaşayınca yakiyn olabilecekmişiz gibi bir yanılgı olabiliyor henüz yolda olan insana. Hatırlatıcı, silkeleyici, farkettiren ve Beyni derinlere götüren muazzam bir yolculuğa çıktım yazınızla. Sonsuz teşekkür ederim. Saygılarımla

Türkan Gündüz 
 07.05.2021 22:02
 

Âmin... Ramazanın rahmetinin bu yazılar. Şükürler olsun. İdraki de nasip olsun. @-;--

Volkan Tolga 
 03.05.2021 19:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 630
Toplam yorum
: 2042
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10010
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster