Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1485
 

Gece

Gece
 

Gün aydınlanır ve yaşam yeniden başlar. Her doğan gün, yeniden tekrar eder insan yaşamını. Derken gün yavaş yavaş tükenir. Yerini karalara bırakır. Aydınlığa sığınan insan karanlıkta çıplaktır. Üşür içinden gelen titreyişlerle.

Nedendir bir çok şiirin karanlıktan gelen sesleri. İnsan daha bir insandır yalnızlığında. Aydınlığa gömdüğümüz ne varsa geceyle ayaklanır, yıldız yıldız dökülür geceye. Kendimize arkadaş edindiğimiz kendimizle kalakaldığımız ve içimize bakıp korktuğumuz geceler...

Kimi şairler için gece en güzel dizelere gebe, kimi çirkinliğini gizler Ahmet Haşim gibi.

Kızıl güller yanar dağ başlarında güneşin gidişidir bu yangın. Yanan dağlar ve ufuk, yanan deniz artık karalara bürünmeye hazır.

Güneşin renklerini yutarcasına alır, geride her renk karaya boyanır.

Evlere hızlı bir kaçış, sokaklar tekin değil artık, tenha ve sessiz. Korku başlar ki insan en çok karanlıktan korkar. Belki sadece dışarıdan gelen tehlike değil onu korkutan içinden gelenler ve bir günün ardından asıl kendisi ile karşılaşmak onu korkutur.

İnsan karanlığa karşı kendini oyalamak ister çoğu zaman. Gece ve yalnızlık sanki kardeştir. Gün içinde bir çok etken bize kendimizi unutturmuştur. Hep başka insanlar, yapılacak işler, kapıyı çalan komşular bizi oyalayıp durur. Artık yavaşça gürültü yerini sessizliğe bırakır. Gecenin sessizliği arttıkça onu korkutan insani bir takım huzursuzlukların yerini doldurmak için oyalanacak bir şeyler icat etmek ister. Ya geleneksel olarak yapılan gece oturmalarına gidilir ya da televizyon karşısında başka dünyalara ...Artık kendi dünyamıza gitmekten kurtulmuş başka seslerle doldurmuşuzdur yine çevremizi. Eğer karanlıkla karşılaşırsak kimse engel olamaz yalnızlığa gidişimize. Gözümüz pencereden dışarıya kaymaya görsün dışarıdaki gece gözlerimize dolar oradan yüreğimize işler. Karanlığı görmemek için bütün ışıklarını yaktığımız evler, sokaklar ne kadar aydınlatabilir ki içimizi.

Sonra ilerledikçe gece evlerin sönen ışıkları , uykuya yenilen gözlerle yaşamının bir dilimini de hızla tüketen, bir çok şeyin farkında olmayan bir çok insanla uykuya dalan şehirler vardır. İşte öyle gecelerde bir de uykuya direnenler huzur ve huzursuzluk arası yaşayanan duygularını anlamaya çalışan insanlar da vardır. Geceyi sevenler. Kendini geceye saklayanlar. En insani duygularını karanlıkla paylaşanlar.

Belki bir yaz akşamında dışarıdan gelen çiçek kokuları ile gözümüzü yıldızlara dikip bir çoğumuz hüzünle dolmuşuzdur. İçimize bir anda dolan huzur duygusu aniden yerini farlı bir huzursuzluğa da bırakıverir. Her nesne kendi gibi değil artık karanlıklarla. Hepsi şekil değiştirmiş sanki içlerinden aniden çıkıverecek bir ruha sahip. Elli ve ayaklı, hareketli;

Canlı ve kendi sesiyle var. Sessizliğin içinde kendi seslerini yaratmışlar.

Gündüz her şey insan demek bizim için. İnsandan oluşan bir dünyanın içinde insan olarak dolaşırız. İnsanın koyduğu kurallar ve insanın yaşamı hüküm sürer dünyada sonra doğada. Gece ise her nesne kendi ile var olmaya başlar. İnsanın yüklediği anlamlarından sıyrılırlar.

Karanlıklar artıkça insan küçülür evren büyür. Nesneler bizim dışımızda bizden bağımsız var olan nesneler söyleşmeye başlar. İnsan susar. Yarı ölü insanların içinde insanlığını sorgulayanlar ve nesneler konuşur sadece.

İnsanın işgali sona erdikçe kendi gibidir artık doğanın sesleri. İnsan gün boyu sadece doğayı değil çevresindeki insanları ve kendini de işgal eder. Bir şeylerden ellerimizi ve bakışlarımızı çektiğimiz an aslına döner. Gece, diğer canlılardan nesnelerden ve insanlardan uzaklaşan insan da kendine döner. Belki bu yüzden büyüleyici bir çoğumuz için geceler. Üretken ve doğurgan. Belki gündüzün aydınlığı ile kamaştıkça gözlerimiz göremez olur içindeki özü. Gece ise nesnelerin yüzü karardıkça özüne inen bir yol bulur gözlerimiz. Işıksız görmek için farklı bakmak gerek , şeklinden sıyrılarak nesnenin.

‘Korkunun Krallığı’ hüküm sürer gecelerde. Attilla ilhan’ ın dizelerinde olduğu gibi

Geceleri bir ıslık

Penceremin altında birileri

Beni çağırıyorlar

...

Bizi çağıran bir ses ama neye ait olduğunu bilmediğimiz sesler. Karanlığa açılan kocaman gözlerimiz çaresiz. Beynimizde tutamadığımız düşüncelerle yüreğimizden akan duygular harmanlandıkça bir karabasana hazır her an yaşamımız. Bir dolunayın peşi sıra yol bulmaya çalışırız karanlıkta. Dışımız geceye uyum içinde sessiz ve sakin; içimizde savrulmalarla yorgun düşünceler. Gece ve biz bazen ne kadar benzeriz içimizde katiller ve ihanetlerle.

Gecelerin gebe olduğunu hepimiz biliriz. Karanlık doğurur en korkunç suçlarımızı. Karanlığa gizlenerek işlediğimiz günahlar ...Bazen ayrımı kalmaz güzel ve çirkinin karanlıklar içinde. Bütün kavramlar iç içe.

Hep aydınlatmaya uğraşırız karanlıkları. Gecenin karanlığı almadan bizi, gözlerimizi yıldızlara ve aya dikmeliyiz. Gecenin cini şiirler getirmeli uzaklardan. Devinirken yaşamın içinde gece de gündüzde bize armağan. İnsan olmanın zorluğuna rağmen yaşamalı insan.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 2382
Kayıt tarihi
: 14.10.08
 
 

1970 Kaş doğumluyum. Trakya üniversitesi edebiyat fakültesinden 1992'de mezun oldum. Halen edebiy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster