Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aysegül Akbay Yarpuzlu

http://blog.milliyet.com.tr/yarpuzlu

09 Kasım '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
296
 

Gecikmiş bir anı… Ertan… Kahveyle ihanet…

Gecikmiş bir anı… Ertan… Kahveyle ihanet…
 

Ertan Demirel


Pekala. Bölüm bölüm başlıyoruz. İnternet! İnternet ve ilk karşılaşmamız, internette. Daha doğrusu Badoo ile başlamıştık. Ve sen neden Badoo’nun başındaydın. O sıralar neyle meşguldün.. Nerden nereye gelmiştin ve daha öncesi…

Birçok kadın vardı sanırım Badoo da. Tek kadın ben değildim. Hatta, bir sene öncesinde, hatırlarsın bana da anlatmıştın. O kadınların arasında, beni Face’de eklemeyi kabul ettin. Neden? İyi hatırlıyorum canım. Gerçekler! Yaklaşık iki seneye yakındır işsizdin. Antalya’daki kahve şirketinden, o karışık gecenin sonrasında kopup Ankara’ya gelmiştin ve arkadaşının yanındaydın. Ben pisiydim şekerim. Hatırlarsan, herkes şekeri yalamıştı ve dudaklarından bal damlayan birileri vardı. Şu 'anarkokapitalist ayı'yı sevgiyle hatırlayalım. Öncesi. Şarap. Dükkanı hiç yerinde bulmuş muydun? Sen neden soğuk değil de, sıcak işindeydin? Haa! Bu arada, dondurma da vardı. Çikolata da vardı tabii. Şu Antalya’daki Hollandalının kahve şirketi! On yıl mı çalışmıştın orada? Yaklaşık on yıl sanıyorum. Adını şu anda hatırlayamıyorum ama onun adına uzun bir süre yazışma yaptırdın bana. Ta ki; adam telefonlarımıza çıkmayı reddedene kadar. Ve şu meşhur kahve makinaları firmaları. Her birisine ne kadar çok yazdırdın. Ne kadar çok telefonla konuşturdun beni. ‘The Intimate secretary!’  Yaklaşık bir yıl, her sabah saat 11’de işlerimizi takip ettik. O firma kapandı. Biliyorum, arkadaşınla ortak olduğun. Adını vermemi ister misin? Vergi borcu yoktu son durumda.

Badoo’dan telefon hattına terfii ettiğimizde, sen benden telefonumu istemiştin. O gün ben Bolu’daydım. Abant’taydım. Telefonumu verdim. Sonra bir kısa görüşme yaptık, üst kattaki balkondan. Sonra, akşam konuşalım, dedik, ve akşam, konuşmaya devam ettik. Badoo’dan ya da Face’den. Belki de skype mıydı tam hatırlayamıyorum. Ama, bir görüntülü görüşme yaptık. Ve sen bana dedin ki; ben 10 yıldır Londra’da yaşıyorum. Ve arkandaki rafta, şişe şişe, sorbeler vardı ya da şuruplar. Hani, insanlar, şarap mı, şurup mu derlerdi, ondan daha da öncelerinde, Tunalı'da. Şarapçı, o yaz başında by-pass geçirmişti. Ve biz seninle tanıştığımızda, sanıyorum, Eylül ya da Ekim’di. Şarapçı, zaten iki yıldır Ankara’da değildi. Ama, evet, evliydik biz onunla. Ve bu bir şekilde bir ihanetti! Bir şekilde senden hoşlandım. Ve sen de benden hoşlandın. Ve daha fazla beklememiz gerekli değildi. Ve evde yalnızdık ve büyüktü.

Sonra, büyük bir hızla bir çay-kahve furyası başladı, ve bir yol furyası, ve yolun ucundaki ay furyası, ve o vakit, belki de, senle ben henüz beraber algılanmıyorduk, ama sen algılanmaya başlamıştın sosyal medyada biraz da medyada, kanallarda, yavaş yavaş spor programlarında.

Kendin baştan anımsayıp anlatmaya çalış biraz. Zaten daha öncelerinde de birazcık ünlüydün ve bir paşa meselesi vardı. Evet, hatırladım. ‘Yaş’ kaçtı. Ve ihtilaller meselesi!  Darbe, bütün ‘darbe belgeselleri ‘ saatlerce! Ve seninle ikimiz! Anneannemi hatırlıyordun, tabii. Ve şu 'deli hapı' meselesi! Ve seninle ilk karşılaşma çabalarımız! 1994 olmalı, ben İzzet’ten ayrıldığımda. Ve karşılaşamayışımız, Farabi’deki rock barlarda! Benim senin farkında oluşum ve senin benim farkımda olmayışın, ve Okyanus aşan yolculuğuma sensiz çıkışım! Martı! Ve sonra; gül lokumuyla, bir kırmızı gül ve kahve fincanı, ve pony ve pussy ve Türk kahvesi! Ve Taksim! Bilinmeyen, Tanınmayan, İstenmemiş, Gidilmeyen... Ve taş atılmayacak olan!Tencere çalanlar!Taksim’e yorumun... Ve o sıralarda devam ettiğin Kızılay’daki kahve! Sağlık Bakanlığı’nın yanındaki! Seni her akşam gelip, kızılay’dan alışım! Ve şehir dışındaki malikane! Alacaatlı! Eşyasız.!Şahane yol manzaralı dubleksden bir süre sonra! Ve belediyeden bir büfe almak için izin alma çalışmalarımız! Düzenlemeler! Kanunlar! Ve ‘Frappe’ ithal izinleri, gıda tüzükleri, gümrük, nakliye, devletle iştigal, Bakanlıklar! Ve sonunda kahve makinalarını ithal etmeyi başarmamız! Ve 11 makine karşılığında sadece 1000 Dolar! İki aylık kira, Dikmen Vadisi’nde bu kere! Seni sigortalayamamıştım. Ama, yine de epeyce yatırım yapmıştım, işine. Ve yine de ortaklığım resmi değildi. Şu köfte karikatürü ve koca döt! Bir şekilde, hayatımda ‘tek adam’ olmaya başlamıştın. Ve her ne kadar, Ally, arada bir eve dönse de, onunla zaten bir birlikteliğim olmadığı için, hayatımın tek hakimi olmaya başlamıştım ve sonunda boşandım.

Bu arada; ‘gay’ meselesine bakışımız benzer şekildeydi. İkimiz de ‘liberal’dik aslında. Ama, ben o arada bir kitap yazdım, bir tercüme-uyarlama. İsimleri; sen ve bendik. Ama öyküdeki gerçek kişiler biz değildik aslında. Ama güzel bir öykü oldu. Ama, yine de okuyanı yok.

Sonra, Londra yolculukların başladı. Kasaları sırtında taşıya taşıya, standleri kuruşun. Günler boyunca standde bekleyişlerin. Büyük fuar ‘hall’ları, gelişlerin, gidişlerin, fotoğrafların! Seni fotoğraf çekmeye zorlamalarım!

Başından beri, benim sana yakıştırmalarıma rağmen, siyasete sıcak değildin. Bir kere ‘BursaPort’ta bir haber çıktı. Adamlar aradığında, cevap vermek bile istemedin. Akpartili değildin. Yol’a da çok uzak kalmıştın. Herkesin senden beklentisinin aksine.. 'Aydın' değildin!

Biraz geçmişe bağlı olduğuna hiç şüphe yok. Ama sanıyorum, o ‘Amcabey’le benzeşmediğini anladıklarında, sana daha da çok öfkeleneceklerini düşünüyordun ve bir şeyleri yakıştırmayacaklarından ve eleştireceklerinden de korkuyordun. Bir de polisleri pek fazla sevmezdin ve kalabalıklara karışmak istemezdin. Aynı benim gibi! Ama, Ak’lar da Doğru’lar da bu sefer farkındaydılar. Beklediler. Sen gitmedin aralarına.

Ailenle hiç tanışmadım. Ama, annenin şapkası var mıydı, yok muydu bilmeden, annenin şapkası üzerinden senin bana güvenmeni ve beni sevmeni sağladım. Bu eski bir masonik oyundur, bilir misin bilmem. Ama, sonradan, aileni bana anlattın ve onları bilmek için çaba gösterdim. Ve, şimdi, Emel’i biliyorum.

Evsiz değildin. Evsiz kalma ihtimalin de yoktu. Ama, hatırlarsan, bir keresinde, Londra’daki Lordlar kamarasından bir kızı evcek gidip istemeye niyetlendik. Sen, vermediler dedin, belki de İngilizce konuşmaya pek hevesli değildin o sefer.

Canım! şimdi benzetme yapmak isteyenler var. Acaba ben mi senin metresinmişim, yoksa sen mi benim metresimmişsin. Bazıları da hala ihaneti affetmiyor. Nişanlandık, diye bir açıklama yaptık. 200’e yakın Lifestyle dergisi açtı okudu bülteni. Ama ne yüzük taktık, ne fotoğraf çektirdik birlikte bir cafede. Dürdüncü kez gelinlik giyilmezdi. Sen de benim evime taşınmak zorunda değildin. Evimi kapattım. Müşteri çıkmadı.Bu senin meselen değildi. Bodrum’a taşınacak değildik. Yerli yerindesin. Yerli yerimdeyim. Eh’ şimdi söylemek istediğin başka bir şey var mı?

Çok mu olağan, sıradan bir öykü oldu? Bilmiyorum. Sadece evli bir kadınla, yalnız bir adamın aşk hikayesinden ibaret oldu. Biraz ünlüydüler, ama ünlerinin onların olduğunu bilmeyen bir sürü insan daha vardı. Ama, tekrar kitaplara, kayıtlara, sembollere dönmek ve aşk şiirleri yazmak isteyecek olanlara, bir nostalji olsun dersek; bir yol var, bir pony var, atımız var, sağ var, şapka var ve Londra var, ve çay var ve kahve var ve Kıbrıs var. Ne dersin? Gerçekten de Avrupa’ya gitmeye yine niyetlenmeye gerek var mı? Yoksa sadece resinlere bakıp, şiir okurken, kahvemizi mi içmeyi sürdürelim? Evet, Pacha’nın DJ’ini tanıyorum ve sen GS’lısın ve maçı bir daha baştan izleyebiliriz ve dans edebiliriz bir techno filmin müziğiyle, Movie-Club'te, ilk geceki gibi.

Öykü şimdilik buraya kadar yalnız adam. Sanırım ertelemeye devam edeceğiz. 10 yıl yoktur sanırım. İki-üç yıl sonra bir daha bakarız durumumuza, mavilere. Biraz daha Rumca öğreneyim şu resmi devlet kanalı kapanmış olsa da Atina'da ve 'Annan Planı' çoktan tarihe karıştıysa bile...

Artık hayatında fazla değişiklik yapmak istemediğini ve yerinden memnun olduğunu biliyorum. Yine de ayda bir bir kahve ve geçen ayın değerlendirmeleri... Ve sarılmayı unutmayalım... Önde oturacaksan, ben de yanında alkışlayabilmeliyim. Hala hayattaysak, o gün...

İşte; sevgilim ‘Ertan Demirel’ ve geçen iki yılım. Nişan daha takılmadı. Seçin sarayı! 'Prens' ‘kurbağa’ değildiyse sizce...

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 346
Kayıt tarihi
: 21.03.12
 
 

Halk Sağlığı Profesörü, Kamu Yönetimi ve Avrupa Birliği Uzmanı   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster