Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '22

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
17
 

Geçmiş, Yaşanan, Gelecek

Ara sıra geçmişte dolaşmak…

Geçmişte yaşananları hatırlamak…

Ufuk açıcı olabiliyor.

Özellikle…

II. Dünya Savaşı ertesinde Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri ve değişmeleri “doğru okumak” ve buradan alınması gereken dersleri alarak uzun vadeli çıkarımlarda bulunmak hayati derecede önemlidir.

II. Dünya Savaşı esnasında, savaşı nihayete erdirmek açısından Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları, insanlığın üzerinde “derin etkilere” neden olmuştur.

Ve daha sonraki dönemde, çift kutuplu dünya düzeninde Batı uygarlığının altüst olmuş uluslararası sistemi ve iktisadi refahı tesis etmek amacıyla peşi sıra uyguladığı Keynesyen Ekonomik politikalar.

50’li yıllar savaş sonrasında toparlanma dönemi olarak göze çarpmaktadır.

60’lı yıllar ise…

Çok hızlı büyümenin yaşandığı bir 10 yıldır.

Bu dönemde, devletlerin “Refah Devleti” olmaları hasebiyle yani uygulanan sosyal devlet politikalarından mütevekkil insanlar/yurttaşlar mutluydu.

Yine bu dönemde, gençler Elvis, Beatles, Bob Dylan vd. gibi sesleri dinliyorlardı.

Türkiye açısından bakarsak 50’li yıllarda, artık ‘yeter söz milletin’ sloganıyla işbaşına gelen Demokrat Parti’nin hizmetlerini ve izlerini görüyorduk. Öte yandan bir 10 yılın sonunda siyasal ve sosyolojik kopukluktan ötürü, demokrasi tarihimizin en acı günlerinden biri olan 27 Mayıs 1960 ihtilaline tanıklık edecektik.

*  *  *

 

70’li yıllarda yaşanan petrol krizleri nedeniyle…

Gelişmiş ülkeler, fakir ve gelişmekte olan ülkelere artık borç vermekten kaçınmaya başlayacaklardı.

Yani bir nevi, Refah Devleti süreçlerinde yaşanan bolluktan kaynaklanan para muslukları, kısılacaktı.

Döneme uygun olarak hızlı büyüme ile artan petrol talebi ve bunun doğal sonucu olan yükselen fiyatlar, enerji talebinde bulunan ülkelerin ödemeler dengelerinde problemler yaşamalarına neden oluyordu.

Petrole bağımlılık, içe kapalı ekonomilerin ihracat yapamamalarına ve fiyatlardaki ani yükselişlerin de bu ekonomilerin döviz cinsinden nakit dengelerini sağlayamamalarına neden oluyor ve sonuçta bu durum da uluslararası sistemi sıkıntıya gark ediyordu.

Aslında bu döneme damga vuran unsur, Bretton Woods’un kurulmasıyla beraber Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ve Dünya Bankası’nın (WB) uluslararası ödemeler dengesini gözetmesi ve olası krizleri önlemeyle görevlendirilmesiydi.

Bu bağlamda çok büyük ekonomik refahların yaşandığı dönemlerde zengin ülkelerin fakir ülkelere borç verdiği süreç kapanmış, ekonomik darboğaz ve finansal sıkıntılar yaşayan ülkeler bu kurulan iki kurumun kapılarını aşındırmak zorunda kalıyorlardı. Bu bağlamda borç almak isteyen devletlerin yegâne başvurmak zorunda oldukları kurumlar olan bu iki ulusötesi yapılanma, borç almayı uyulması gereken kurallara bağlayarak böylelikle devletlerin içişlerine müdahil olma yoluna da aralamış oluyordu.

Şöyle bu dönemin kültürel kodlarına baktığımızda, insanlar Pink Floyd, Genesis, Jethro Tull ve Led Zeppelin dinliyorlardı.

1980 ve 1998 arası dönem de enteresan idi.

Bu zaman diliminde uluslararası sermaye hareketleri önündeki tüm engeller kaldırıldı.

Bu bağlamda küresel ticaretin serbestçe yapılabilmesi için Dünya Ticaret Örgütü kuruldu.

Ulaşım ve iletişim araçları hızla gelişti.

*  *  *

 

İnternet ve cep telefonu icat oldu.

Küreselleşme olgusu herkesin gözdesi oluverdi.

Bu dönemde ise kültürel gelişmelere baktığımızda, Iron Maiden, Depeche Mode, Duran Duran, Queen gibi müzik grupları döneme damgasını vuruyordu.

Cari açık problemleriyle beraber bütçe dengesini tutturamayan ülkeler, bu sorunlara ek olarak kredibilite sıkışması yaşayarak kur, faiz ve borsa üçgenine hapsoldular.

Bu döneme baktığımızda devletin iyice küçültüldüğünün ve özelleştirmelerin yaygın olarak uygulandığı sürece denk geliriz.

80’li yıllar ile 98 arasında Türkiye’ye baktığımızda…

İstikrarsızlık ve siyasal kaos dönemlerini görürüz.

12 Eylül 1980 Askerî darbesi de en az 27 Mayıs darbesi kadar toplumumuz üzerinde derin tesirlere neden olmuştur. Bu darbe sonrasında, meclis lağvedilmiş ve siyasal partiler kapatılarak, ekonomik ve sosyal hayat askıya alınmıştır. Sonrasında yeni döneme istinaden 1982 Anayasası yazılarak, referandum oylamasında %90 üzerinde bir “Evet” kabul reyiyle bu süreç sivillere devredilmiştir.

Yine sivil hayata geçilmesiyle beraber Türk Siyasal Hayatına, Turgut Özal ve onun partisi Anavatan Partisi damgasını vurur. Bu dönem; her alanda “liberalleşme” atılımlarının yapıldığı, ithal ikameci ekonomik modelin terk edilerek, dışa açık ekonomik modele geçildiği dönemdir.

Turgut Özal ile Türkiye, Atatürk ve Adnan Menderesten sonra, halktan ve halk ile içiçe bir siyasetçi ve devlet adamı ile karşılaşmış oluyordu.

80’li yıllara baktığımızda yine hafızalarda yer edinen en önemli gelişme, 24 Ocak kararlarının toplumumuzu düzenlemesi idi.

Öte yandan 90’lı yıllar açısından da 5 Nisan kararları, aynı ehemmiyete sahip idi.

2000’li yıllarda ise dünya bambaşka bir yörüngeye oturuyordu.

Dijitalleşmenin ve küreselleşmenin âdeta baş döndürücü bir ivmede tecrübe edildiği bir dönem idi…

Ezcümle, serüven devam ediyor…

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 689
Toplam yorum
: 134
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 81
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster