Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
380
 

Geçmişi geleceğe taşımanın sırrı

1882'de kurulan ve Türkiye’nin ilk Oda’sı olan İstanbul Ticaret Odası, 125. kuruluş yıldönümünü geçen pazar günü kutladık.. Bu vesile ile sizlere; 11 senedir ait olduğum kurumun bana hissettirdiklerini paylaşmak istedim. Doğum itibarı ile insan; dünyaya merhaba demenin ardından sürekli büyür. Durmayı, öylece kalakalmayı bilemez. Ancak büyümek yetmez insana. Sürekli daha çoğunu, daha güzelini, daha büyüğünü arar durur. Ta ki sahiplenme duygusu ile karışık bir aidiyet hissini içinde bulana dek. Arayışlarına devam eder genç. Girdiği ortamlarda kendi düşünce yapısına yakın olduğu kadar, karşı fikirleri savunan arkadaşlar da edinir. Ancak bu insanların dışında hiçbir fikri olmayan insanları da bulur yanı başında. Düşünceler paylaşılır; kabullenilir yada kabullendirilir. Amaç doğruyu bulmaktır. Amaç daha güzele ulaşmaktır. Amaç var olanın üzerine varlığını katmak ve geleceğe taşınacak bir güzel eser bırakmaktır. Bu eserler bazen maddesel bazen de düşünsel niteliktedir. Bir yurdun herhangi bir yerinde, bir yudum insan tek başına ne yapabilir ki? Öncelik geleceğe eser bırakmaksa eğer, bu eserlerin oluşturulabileceği uygun yerler keşfedilmeli ve uygun ekip arkadaşları ile hızla mücadeleye başlanmalıdır. İşte burada okul yıllarında yönlendiğin iş kolu o zaman önem arz eder. Çünkü iş yaşamı sana kucak açmış vaziyette beklemez. Senden bir şeyler bekler. Kendisini geliştirmeni, daha ileriye götürmeni, iyi projeler üretmeni ister.

Yeni bir çevreye girildiğinde alışma ve uyum sağlama süreci sonrası güven oluşumuyla eş değerde bir duygu çıkar karşımıza. Barınma ve kabulle ilgili endişelerin azalmasının sonucu olan AİDİYET. “Benim ne işim var burada? ” türünden soruları ortadan kaldıran bir his. Bir şeyi fark ediyoruz iş yaşamında. Ait olduğumuzu hissettiğimiz unsurlar aynı zamanda bizim hassasiyetlerimiz. İşini sahiplenme, o işyerinin bünyesinde yaşayanların kendi hassasiyetlerini en iyi, onun bünyesinde yapabileceklerine inanması ile olabilir. Ve bir gün gelir oraya ait olduğunu hissederse insan, kalp-beyin ikilisini tümüyle işine yönlendirir. Mücadele başlar. Aidiyet, kötü bir sonuca da ulaştırabilir insanı. “Tembelleştirir.” Neye, ne zaman, ne kadar hissedilmesi gerektiğini iyi bilmek gerekir. Aşırıya kaçtığında yavaşlatır hareketlerini insanın. Olmak istemediği birine dönüştürebilir. Bağlandığın şeyin bir kopyası haline dönüşebilirsin. İşte burada önemli olan bu duygunun da dozunu ayarlayabilmek. Yani gençliğin verdiği enerjiyi olumlu yönde kullanabilmek. Deneyim faktörünün bahsi geçmişti yazının geçmiş bir bölümünde. Burada iyi bir koç ile çalışmanın faydalarını görebilir insan. İyi bir direktör ile beyinde üretilen projeler hayata geçirilebilir. Aidiyet, öyle bir duygu ki zorla kazandırılamaz. Sadece zorla yaşatılır. Ama kabullendirilemez. Zor kullanılarak kazandırılmaya çalışılan toplumların çok da başarılı olamadıkları, varlıklarını uzun süre sürdüremedikleri dünya tarihi araştırıldığında görülebilir. Ancak yürekten hissedildiğinde var’olabilir Aidiyet. Davasına ve düşüncelerine gerçekten inanan ama karşısındakini ille de “sen de buna inanacaksın” diye zorlamayan Koç’un varlığı zaten yüreğine kazır bu duyguyu. Onun gözlerindeki ışıltı size de yansır ve paylaşılır güzel düşünceler. 100 metrede dünya rekoru kırmak değildir amaç. 40 kilometrelik bir maratonda aynı kondisyonla başarıyı göğüslemektir ekip olarak. İşte bir olmak, birlikte olmak başarıyı armağan eder kuruma.

9 yıl 10 ay aynı çatı altında kalabilmek ve proje üretmek amacıyla bir gün uygun fırsatı beklemek… Aidiyet duygusunun varlığından olsa gerek. Hep gururla çalıştığım İstanbul Ticaret Odasının 125. yıldönümü etkinliklerinde bana kendini hissettiren en özel duygu buydu aslında. Bunu hissettiren ne organizasyonun mekanı, ne protokol konukları, ne sesine modernliği montajlayıp büyüyü bizimle paylaşan Ferhat Göçer, ne de üç asra tanık olmuş bir geçmişi 15 dakikaya sığdıran sinevizyon gösterisi. Esas önemli olan aynı çatı altında buluştuğumuz özel yürekli insanların gözlerindeki ışıltıydı. İyi bir Koç’un varlığının teyidiydi. AİDİYET duygusunun bu denli içimde kıpırdamasının kelimelere dökülmüş hali şu…

“GEÇMİŞİ OLAN BİR KURUMDA, GÜNÜ YAŞANAN BİR ORTAMDA, GELECEĞE TAŞIYAN BİR BAŞKANLA” ben de buradayım…Varım. Var’olacağım…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 876
Kayıt tarihi
: 18.01.07
 
 

BOŞ İŞLER  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster