Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
639
 

Geçmişte kafalarımızla "kafa" bulanlar, şimdi neden konuşmuyorlar?

Geçmişte kafalarımızla "kafa" bulanlar, şimdi neden konuşmuyorlar?
 

KİMLER, DARBELERE KARŞDIR, DEDİNİZ..?


28 Şubat sürecinin en önemli siyasi aktörleri olan Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Deniz Baykal, Mesut Yılmaz, A.Necdet Sezer, Vural Savaş, ve o zamanın diğer sivil görevlileri, 31 askerin gözaltına alınmasına rağmen hiçbir açıklama yapmadılar. Ancak kapalı kapılar ardında "Biz bir darbeyi önledik" yorumunu yapıyorlar...

Darbeyi önlediyseniz, birinci ağız olarak çıkıp her şeyi açık açık anlatsanıza!  Yok, 'zaman'ın değiştirdiği şartlara göre, 'gıdım-gıdım' anlatacaklar, ki yarın bir gün, 'sıra bana da gelmesin!'...

Ne demişti, 12 Eylül'den sonra "baba" Demirel, "Herkes hata yapabilir"... Elbette hata yaptınız: 57 tür atıp da bir Cumhurbaşkanı seçemeyen hükümetten millete yarar mı gelirdi? Gn. Kurmay'ın, sokaktaki kanın durdurulması için ihtar üzerine ihtar yapmasına kulaklarını tıkayan, sözüm ona demokrasi temsilcilerinin; halkının yerine bencilce partisini düşünen liderlerden, burnunun dibini gör(e)meyip, dış güçlerin ülkeyi,'şamar Oğlanı'na döndürten siyasilerden, başka ne beklenebilirdi?

Boşuna değil, şimdiki suskunlukları! "Beterin beteri varmış" ları oynayan o dönemin sorumluları, bugün sus-pus olmuşlarsa, (darbeciler dahil) oturdukları yerden, "kendim ettim kendim buldum" türküsünü söylediklerindendir.

Doğada hiçbir şey 'boşluk' kabul etmez. Zaman ve mekân dahilinde gün gelir mutlaka o 'boşluk' doldurulur. Bu boşluğu fırsat bilen AKP, ABD'nin yardımıyla bu boşluğa 'balıklama' dalmışsa, bu yüzdendir. Geçmişinden beri hep 'ara-boşluklar'la yol alan Türkiye'nin, zaman zaman "yol kesenleri" olmuşsa, bu "ara-boşluklar" yüzündendir. Toplumun, askerden medet umması, bu ara-boşluklardan kaynaklanmaktadır. 

Şimdi, kafaları tersinden çalıştırıyorsak, hep 'olması gereken' yerine 'olasılıksız'ları yaşamaya alıştırıldığımızdandır.

Şimdi, her kafadan bir ses çıkıyorsa, yıllarca kafamızla "kafa" bulanlar olduğundandır.

Şimdi, "Meclis darbelerin araştırılması için harekete geçti" diyoruz diye, "kafa bulma"ların da geçtiğini mi sanıyorsunuz? Nerde?...

Kafalarımızla daha çok "kafa" bulmaya çalışılıyor:

- TBMM’deki dört parti de darbelerin araştırılması için önerge veriyorlar, fakat dördü de "müdahil" olarak, kendini aklama derdine düşüyor! Bu durumda kafalar yine karıştırıldı mı? Karıştırıldı...

- "28 Şubat 1997 Darbe girişimi araştırılsın" deniyor. AKP, "Sadece 28 şubat değil, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980' darbeleri de araştırılsın" diyor. CHP ise, işi biraz daha geniş tutuyor ve “ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler araştırılsın" diyor. Bu durumda kafalar yine karıştırıldı mı? Karıştırıldı;

Meclis, kafa karışıklığından dolayı 'Yaz-Boz Tahtası'na dönüştürüldü mü? Dönüştürüldü:

Bir vekil diyor ki:

- "Sivil Darbeyle 'askeri darbeler' araştırılamaz"

Bir diğer vekil buna cevap veriyor:

- "Sivil darbe dediğiniz nedir?  Milletin iradesidir. Onu eleştiriyorsunuz siz".

Diğer Vekil, ona tekrar cevap veriyor:

- "Hitler milletin iradesi midir? Cevap ver! Hitler, Mussolini milletin iradesi midir?... (Bunu söylerken de, Hitler gibi ses tonunu yükseltiyor ve aynen onun gibi el-kol hareketleri yapıyor)

Devreye "vatandaş" giriyor ve diyor ki:

- "Önemli olan, milletin iradesinin Hitler ve Mussolini’nin insanlık suçlarına demokratik meşruiyet kazandırıp kazandıramayacağıdır"...

Vatandaş, burada 'haklı' görünüyor. Fakat, haksız olanları seçen yine aynı vatandaş değil midir? Şimdi, karıştı mı kafalar yine? Karıştı!

Dayanamıyor ve bu sefer "BEN" devreye giriyor ve diyor ki:

- "Demokrasi, ister askeri olsun ister sivil her türlü vesayete karşıdır. Ayrıca, Darbecileri yargılarken, darbecilerin bir zamanlar başkalarını yargılarken başvurdukları yöntemleri benimsemek de demokrasiyle bağdaşmaz..

Açıklayalım:

Tarlada ekinlerimiz, topraktan yeni çıkarken yağan yağmur berekettir, fakat aynı bereketli yağmur, ekinler sararıp da toplanmaya başlandığında yağarsa aynı yağmur ekinlerimiz için felakettir: Yani, "her şey yerinde ve zamanında...olması gerektiği gibi!):

Darbeleri, askeri vesayetleri araştırmak, demokrasi adına, insan hakları adına yararlıdır, fakat, 'asker vesayeti'ni kaldırayım derken, 'sivil vesayet'e düşmek aynı şekilde  kötüdür:

- İstanbul Şehir tiyatrolarında, hangi oyunların sahneye konulup konulamayacağına, İstanbul Belediyesi karar verecekmiş. Al sana bir 'sivil vesayet';

- Demokrasilerde "din" herkese eşit uzaklıktadır. İktidar ise, "dindar nesil yetiştirmeye çocuklardan başladı bile! Al sana bir 'sivil vesayet' daha!;

- Devrimle kurulan bir ulus devletin ilkelerini, bugünün iktidarı "tanımıyoruz" diyor. Bu da mı, 'sivil darbe' değil?

- Ulusal devrimimiz ne adına tanınmıyor?...

- Emperyalistlerin, Orta Doğu halkları'nı böldükleri gibi, Türkiye'yi de bölmek istemeleri için.

- Erdoğan bir televizyon kanalında (Kanal D, Teke Tek Programı):

- “Şu anda Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi var ya, bu Proje içerisinde Diyarbakır bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım”. Söylediği tarih 16 Şubat 2004...

- Daha önceleri buna benzer sözleri Mesut Yılmaz da söylemişti, değil mi?...

- Ya Kenan Evren! O zamanlar, Türkiye'nin Eyaletlere ayrılmasına sıcak bakmamış mıydı. Keza, Turgut Özal aynı şekilde, bunun için, Irak'a bile girip, "bir yerine beş" toplamak istememiş miydi?...
 
Görülüyor ki, Emperyalizmin Türkiye'yi bölerek yok etme hayali yeni değil. Ama yeni olan bir şey var:

- 12 Eylül 1980 darbesiyle ABD tarafından  - tekrar - ekilen tohumlar büyümüş; hasatın kaldırılma görevi ise, bu sefer Erdoğan'a verilmiştir... Şimdi, Bu da mı lo-lo?

Bunun gibi:

-  (4+4+4) bölücü eğitimle dindar kesime bir parmak bal yalatılmıştır;

- "Yetmez ama evet"çilere Anayasa'nın bölünmesi için şam helvası dağıtılmıştır;

- Malatya'da kurulan "füze" ile, ABD'nin Güneydoğu'muza girmesine çanak tutulmuştur.

- Süriye'yi bölerek, peşmerge başı Barzani'nin çakma devletini Akdeniz'e kadar uzatma hamlesine AKP iktidarı, kraldan çok kralcı kesilmiştir.

Diğer taraftan:

- Beğenmedikleri İsmet İnönü, 1960'lı yıllarda ABD ile aramız açılınca (niçin açıldığını tahmin edebilirsiniz), "Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer" demişti.

- Oysa DP, 1950'lerde yönetime geçince, ABD ile 'işbirliği'ne girişmiş, "Büyük Türkiye" değil de, "Küçük Amerika" olabilmek için ABD' ye yaranabilmek adına bir hayli çaba sarf etmişti.
 
- (1923 devriminden, Atatürk ilkelerinden ödün verme de bu dönemde hız kazanmıştı.)

- Hele, 1964 Kıbrıs'a çıkarma yapma girişimimiz karşısında, tüm dostluk, stratejik ortaklık kurallarını ve bağlarını bir yana bırakarak, "Buna izin vermeyiz" diyerek diklenmesi ve meşhur "Jhonson Mektubu" diye tarihe geçen o tehdit mektubuna İnönü'nün de tarihe geçirttiği cevabı vermesi, "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır"...demesi!

- Elbette dün olduğu gibi bugün de ayı ile yatağa girenler sonucuna da katlanmak zorundalar. Çünkü ayının ne yapacağı belli olmaz:

- ABD, bir yandan "stratejik ortak" oyununu oynarken, bir yandan da Gn. Kurmayımızın, " 28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek" sözüne karşılık, "Millenium Challenge" "bin yılın Meydan Okuması" na girişir ve Türkiye'yi işgal etme tatbikatları yapmaya başlar.

İşte, uygulanma alanına sokulan bu tatbikatlardan bir tanesi de "AKP'nin kurdurulması" planıdır. Buna da mı, LO-LO?...

Alaettin Morgül / 15.04.2012  

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Allattin Bey. İlkokul öğrencilerinin bile gayet iyi anlayabileceği bir dil ve örneklemelerle gayet iyi özetlemişsiniz meseleyi ama dünyaya tek pencereden bakan ve demokrasiyi, bulgurla, pirinçle, makarnayla satın alınan, onun da ötesinde, özellikle ilk seçimde, artık güvenli olmadığı gerekçesi çoğu ülke tarafından terk edilen teknoloji harikası yöntemi ile getirtilip başımıza oturtulanların hipnotize edilmiş taraftarlarına bunu anlatamazsınız. Oysa gidip Amerika'ya sorsalar bile belki açıktan anlatmaz ama en azından kulağına fısıldar. Ki zaten wikileaks belgeleri bu işlerin nasıl yürütüldüğünü belgeledi. Fakat dedim ya, hipzotize edilmiş beyinlere bunu anlatmak, deveye hendek atlatmaktan çok daha zordur. Şekil A'da olduğu gibi... İnsan bi oturur, düşünür, sorar kendine yahu. Demokrasi gerçekten bu mudur? Kendi tanımı olur. Fakat nerede? Ezberci bunlar ezberci. Bozamazsınız! Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 26.04.2012 4:44
Cevap :
İşleri gizli yürütmek eskidendi. Şimdi herkesin her şeyi alenen ortalık yerde... "Alan memnunsa, demokrasi bacım bu işe ne karışır" diyerek, demokrasi adına demokrasi oyunu oynuyorlar. İlginize teşekkür eder, saygılar sunarım. Bizimkisi, kendini oyalamak işte...   26.04.2012 23:53
 

Dunya'nin her gelismis ulkesinde partiler programlarini halka sunarlar ve bunu uygulamak için oy isterler, dolayisiyla bir hukumet basa geldiginde halka sundugu programini uygulamakla yukumludur, bu demokrasinin geregidir. Anlasma zemini aranmasina ragmen uzlasma saglanamazsa azinlik yerine çogunlugun istediginin olmasi demokrasi geregidir. "Sivil vesayet" lafi halktan çok askere guvenen ve halktan oy alamayan çapsiz politikacilarin uydurmasidir.

Demokrasi Penceresinden 
 21.04.2012 11:32
Cevap :
Bu düşünceye göre, ülkeye "şeriat" da gelse kabulümdür" mü?, diyorsunuz, sayın Demokrasi. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı! Demokrasi, çoğunluktan çok, sayısal azınlığın haklarını yasalar çerçevesinde korumak demektir. Yasaları da , yasama organı olarak 'Anayasa Mahkemeleri' uygular, "özel yetkili mahkemeler değil. Demokrasinin içinde "özel yetki" hiçbir kuruma verilemez. Saddam, Hitler, Mussolini de halkın çoğunluğuyla geldiler. Size göre onlar da demokrattı, değil mi? Pencerenizi daha geniş tutmanız dileğiyle, selam ve saygılar.   22.04.2012 16:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 213
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1073
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster