Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
161
 

Gel Biraz da Sen Oyalan

Gazanfer ERYÜKSEL

 I

Konu denk düşünce söylerim sohbetlerde, renk olsun diye masaya… “Maddi ve manevi ödemeleri peşindir sanatın. Teslimat garantisi yoktur lâkin…”

Zaman durur sanki… Soru işaretleri, ünlemler dişer masaya. Kaç altyazı geçer kim bilir zihinlerden?  

Taş plakta sesi Hamiyet (Yüceses) Hanım’ın, “Koparan sinemi ağyar elidir”… O Kürdili Hicazkâr şarkı…

Zahiri hâl, nasıl da yanıltır bizi. O bir an, zerre bile olamayan akışında şeylerin.

Eski kazağımı söktürüyor annem. Küçülmüş de… Süveter örecekmiş, okul önlüğümün altına giymem için.

Kaçamak bir bakışla göz atsak zamana, diyorum, kaç el yazması Divan yitip gitti körkuyularında zamanın. Lafı mı olur dost meclislerinde okunan birkaç gazelin…

Çıkrığın gıcırtısından biliyorum annemin yemek sallandırdığını kuyuya…

“Eser müellifin imzasıdır” derdi eskiler. Pek bilen de kalmadı, kullanan da.

Hayat, zaman, sanat ilişkisinde en acımasız eleştirmendir zaman. Sanatçı kendine özgü bir söylem, üslup inşa edemediği takdirde yitip gidiyor körkuyularında zamanın. Gerisi… O da yalan, bu da yalan gel biraz da sen oyalan…

 II

Şiir ve sihir arasında ses benzerliği dışında kılcal bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür hep.

Sanat yapıtlarının arka planları, üretim süreçleri, eleştirmenlerin, sanat tarihçilerinin ilgisini çektiği gibi insanların da merakını kışkırtmıştır hep.

Bir metnin oluşum, doğuş süreci kendi yapısallığında hem var, hem de yok hükmündedir. Canlıları görüp de genlerini görememek gibi bir durumdur bu. İşte bu noktadan hareketle metinlerin saklı tarihini çözümlemeyi gen mühendisliğine benzetebiliriz.

Edebiyat tarihçilerine tiyolar

Sanatçıların gen haritalarını çokluk, arkadaşlarıyla mektuplaşmalarında, anılarında keşfetmek mümkündür. Örneğin Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya’ya Mektuplar”  adlı kitabında iki şairin (Ziya Osman Saba) paylaşımlarından, söz konusu şiirlerin yazılmasına vesile olan ruh hâllerini ve yaşam kesitlerini öğreniriz.

İkinci örnek, Cemal Süreya’nın “Günler” başlığı altında toplanan notlarıdır. Şair, aldığı notlarda salt yayımladığı şiirlerin değil, tasarladığı şiirlerin de cenin hâllerini, zihnindeki oluşum süreçlerini de anlatmaktadır.

“Göçebe” adlı kitapta yer alan “Kars” şiirini Kars’ı görmeden ve Paris’teyken yazdığını söyler.

“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem / Yalnızlığın başkenti orası” dizelerinin de bulunduğu o uzun “Göçebe” şiirini ise Kars’ı gördükten sonra yazdığını belirtir.

“Çok tuhaf, Kars şiirindeki Kars, ‘Göçebe’ şiirindekinden daha çok var gibi. Şiirim yaşar mı bilmiyorum, aslında merak da etmiyorum bunu; ama çok uzun bir süre sonra iki şiire baksalar Kara şiirindeki Kars daha bir oturmuş gibi geliyor bana. Rimbaud ‘Sarhoş Gemi’yi deniz görmeden yazmış ya, nehirden denize geçirmiş gibi o gemiyi. Ben de Kars’ı görmemiştim ama Kutlu Deresi’ni, Erzincan’ı Spikor Dağı’nı, Doğu Anadolu faunasını, yolları az çok biliyordum. Bu bir açıklama olabilir mi? Akşamları, eve doğru, beş yaşında ve annemin elinde fener, yürürken, yıldızlar Kars’a doğru gidiyordu sanki. Spikor’u uç noktaya götürdüm belki de Kars’ta. O Şiir aslında bir yerde Kars’ı anlatan değil, Kars olmuş bir şiir. (Günler-976.Gün)

Aynı bağlamda Haluk Oral’ın tek bir şiirin hikâyesini anlattığı ve H. Gösteri dergisinde yayımladığı yazıların kitaplaşması edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler için hazine değerinde çalışmalardır. (Şiir Hikâyeleri, Haluk Oral, T. İş B. Kültür Yayınları, 2018, 8. Baskı)

2008’de “Şiir Hikâyeleri” adıyla kitaplaşması bu konuya ilgi duyanlar için büyük bir kolaylık sağlamıştır. Yine Orhan Veli üzerine yazdığı “Bir Roman Kahramanı-Orhan Veli” adlı kitap da bir şairin şirinin kılcal köklerini gelecek zaman sunduğu hem önemli hem de değerli bir çalışma olmuştur. Her iki kitabı da okumayanlara sitayişle tavsiye ederim. (Bir Roman Kahramanı Orhan Veli, Haluk Oral, Yapı Kredi Y. 2018)

Meraklısı için ek: Pantolonlu Bulut Mayakovski’nin hem uzun, hem de ünlü bir şiiridir. Bu şiire nasıl ad verdiğini şöyle anlatır. “1913 sıralarında bir kadın arkadaşıma bağlılığımı kanıtlamak üzere Sratov’dan Moskova’ya dönerken, benim “bir erkek değil, pantolon giymiş bir bulut’ olduğumu söyledim ona. Söyler söylemez de bunun bir şiirde kullanılabileceğini düşündüm.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 185
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster