Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
2537
 

Gelecek için umut ışığı var mı?

Gelecek için umut ışığı var mı?
 

Özellikle bugünlerde, havalardaki beklenmeyen sıcaklıklar sıkça gazetelerde yer almaya başladığından beri, küresel ısınma, ozon tabakasındaki incelme, kirlilik, ormanların ve mercanların yok olması, bazı hayvanların neslinin tükenmeye yüz tuttuğu gibi çevre sorunlarına ilişkin haberleri ve belgeselleri daha sıkça görür olduk. Neden ? Çünkü, insanın neden olduğu bu sorunlar, doğal hayat üzerinde gittikçe artan bir baskıya yol açıyor ve her gün daha fazla tür, soyunun tükenmesi tehlikesiyle karşılaşıyor. Ve bu, gezegenimiz için büyük bir tehlike sinyali anlamına geliyor.

1992 Rio dünya zirvesinde dünyanın 182 ülkesi tarafından bir sözleşme imzalanmış. Bu sözleşmeye göre, dünya çapında korumaya alınmak üzere yeni alanlar belirlenecek ve her ülke Biyolojik Çeşitlilik Hareket planları hazırlayarak tehlike altındaki türlerin korunmasını garanti altına alacaktı. Bu işi, ilk önce zengin ülkeler yapacak, fakir ülkelerin de yeni önlemlerin altından kalkabilmeleri için uluslararası işbirliği yapılacaktı.

O günden, bu güne on beş yıllık süreç içinde, anlaşılıyor ki, işler hesaplandığı gibi gitmedi. Yapılan planlar düzenli bir şekilde uygulamaya koyulamadı ki, bugün durumun vehameti ortadadır. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından 2002'de hazırlanan "Nesli Tehlikede Olan Türlerin Listesi", 11.167 bitki ve hayvan türü soylarının tükenmesi tehdidi altında. Memelilerin dörtte biri, kuşların sekizde biri ve balıkların yüzde 30'u bu tehlikeyle karşı karşıya. O tarihten bu güne de 5 yıl geçti, bu rakamın kaçta kaçı aleyhimize değişti, uzmanlara sormak lazım. Ayrıca, kutuplardaki buzulların yüzde kaçı eridi ? Dünya su kaynaklarının yüzde kaçı tükendi ? Dünya genelinde nehirlerin ve göllerin yüzde kaçı kurudu ? Orman alanlarının yüzde kaçı yok edildi ve toprak bütünlüğünün yüzde kaçı betonlaşmaya kurban gitti ?

Belirtilen sayılar, belki iyimser rakamlardır. Zira yok olma süreci hızla ilerliyor. Yaklaşık 6.000 bitki türünün de soyu tükenmek üzere. Ancak, dünyadaki bitkilerin sadece yüzde 4'ünün bilindiği gerçeği göz önüne alınınca bu sayının artacağı da belirtiliyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF), raporlarına göre, gezegenimizden gelen haberler hiç de iç açıcı değil. Örgütün yaptığı araştırmalara göre, içinde yaşadığımız çevre konusunda sürekli bir gerileme var. Mesela, 700 orman, tatlı su ve deniz türünden elde edilen bulgulara göre yalnızca 1969 ve 1999 arasında yüzde 35'lik bir gerilemeyi gösteriyor.

Yine çevre gözlemleri yapan başka bir kuruluş olan Dünya Ekolojik Ayak İzleri (World Ecological Footprint) ne göre ise, tüketilen tüm doğal kaynakların üretilmesi için gereken toprak alanını gösteren bir ölçü. Buna göre, 1999 yılında kişi başına düşen üretime uygun alan 0,019 kilometrekareyken, o yıl 0,023 kilometrekarelik bir alan kullanılmış. Bu da üretim yapılabilecek alandan yüzde 20 daha fazla. Suçlu olarak zengin kuzey ülkelerini görüyoruz. Gelişmekte olan ülkeler, kişi başına 0,015 kilometrekare üretime uygun alan kullanırken, Batı Avrupalılar 0,05 kilometrekare, Amerikalılarsa 0,09 kilometrekare kullanıyorlar.

Elde edilen bu rakamlar ciddi oranda kötü. WWF'nin geleceğe yönelik tahminleri, durumun daha da kötüleşeceğini öngörüyor. Dünya nüfusunun 6 milyardan 9 milyara çıkması beklendiğinden, 2050 yılına gelindiğinde üretime uygun alanların iki katının tüketilmekte olacağı tahmin ediliyor. Bir felaket senaryosu yazılıyor. Yakın zamanda dünyamız tüm kaynaklarını tüketecek? Bunu salt 'küresel ısınmaya' bağlamamak lazım. Küresel ısınma, ozon tabakası vs. hızla sanayileşmenin sonrasında sera gazı salımının fazlalaşması ile meydana geldiği artık biliniyor. Ama içinde yaşadığımız daha dokunulur ve görülebilir çevre, insanoğlunun kendi eliyle yok olma süreci ile karşı karşıya bırakılmış durumda. Örnek mi ? Doğal su kaynaklarının azalması, göllerin kuruması, dolayısı ile buralardaki bitki ve hayvan türlerinin yok olmasının küresel ısınma ile ne alakası var. Buralarını insan kendi eliyle yok etmedi mi ? Bugün kendi ülkemizde, göllerimiz kurumaya başladıysa, toprak altı su kaynaklarımız bittiyse, ormanlarımız betonlaşmaya kurban gittiyse, denizlerimiz kirlendiyse, kabahati başka yerlerde aramayalım. Doğadaki bu yok olma sürecinin tek suçlusu insanoğludur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2557
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster