Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
84
 

GELECEK ÜZERİNE-3

İstanbul tarih boyunca dünyaya nizam veren devletlerin, imparatorlukların beşiği, Anadolu da bir şekilde ihmal edilen sekonder bir önem arz eden bir yapıya bürünmüş. Anadolu’dan toplanan vurucu güç, yani insan kaynağı genellikle asker olarak kullanılmış ki, bu gerçek binlerce yıldır değişmemiş.

 

Tarihte; İstanbul gibi bir şehre sahip olan devletler, var olan tarihi bilgiler ışığında denebilir ki tarihin akışına yön verme özelliğine sahip olmuş.

Sıradan insanların özel olarak bir birliğinden ziyade birlikleriyle var olduğu günümüzde herhalde şu anda var olan aşiret yapıları ve tarikat yapılanmaları geçmiş yüzyıllarda olabilseydi devlet rolüne bürünebilirlerdi ancak bu günümüz dünyasında devlet rolü öyle kolay bir şey değil.

Devletlerle şirketlerin kapıştığı günümüzde işin farkında olan herkes heyecanla kimin yeneceğini ve İstanbul ve dolayısıyla kim şirket taraftarı, kim devlet taraftarı ve şu anda merakla beklenen bir durum denebilir. Bunların dünyada sözcüleri ve önemli güçleri var. Elbette görünürde devlet başkanı, tarikat lideri, sivil toplum örgütü lideri, gazeteci ve işadamı gibi kendilerince rolleri var. Şirket elbette tarih boyunca devlete göre avantajlı bir kurum ve sermayeye bağımlı bir yapısı olması dolayısıyla şirket verimliliğini ve kar oranını yakalayamaz. Bu yüzden de dünyada büyük devletlerin dahi finansörleri olan şirket elbette devletleri yerinden oynatabilmektedir.

Galata bankerlerinin Osmanlı’nın son zamanlarında bağımlı olduğu bir güç ve sadece beslemesi gereken binlerle ifade edilen hanedan yapıları itibariyle verimlilikten bahsetmek nasıl anlamsız ise halkın fakirliği de o denli büyük idi.

Şimdilerde yabancı göçmen işçi ve diğer devletlerden sömürülenlerle ayakta durmaya çalışan yapı olan Amerika da benzer bir büyüklüğe ve hantallığa ulaştı. Bundan sonraki aşama biz sıradan insanları nereye savurur elbette bilemiyoruz.

Burada elbette son yüz hatta iki yüz yıldır kesinlikle dünyaya nizam veremeyen Boğazlar bölgesi ve İstanbul’un kaderiyle birlikte Anadolu’nun kaderi belirlenmiş olacak.

Bu rolü anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’de geneli Karadeniz ekseninde yer alan bir ekip söz konusu sürece hazırlıyor görünüyor. Bu yargıya nasıl vardınız diye sorarsanız, tüm siyasi partilerin özellikle kilit isimleriyle, sendikalar, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri arasında ağırlıklı olarak söz konusu bölgede doğan göçen, hatta yaşayan insanların üst yönetimde olmasından bu sonuç çıkarılabilir. Tez ve antitez olarak aynı bölgeden insanlar tarafından oluşturuluyor ve siyasette de sendikacılıkta da iş piyasasında da son derece etkili olan insanlar 21’inci yüzyıl Türkiye’sine imza atmaktalar. Bunda bölgenin aşırı göç vermesinin ve son derece gözü pek insanların bu bölgede yaşamasının ve bir başka ihtimal de bölgenin fiziki coğrafyasının son derece güçlü, inatçı insanlar ortaya çıkarmasının da etkisi olabilir veya başka etkenler de ancak söz konusu dağılımdaki ağırlık bu şekilde görünüyor.

Sıradan insanlar dört beş yılda bir gidip oy kullanıyor. Dünyada seçimlere bakıldığında ise; katılım oranındaki düşüklük, seçimlerde hileler, katılımcıların akli nitelikleri de göz önüne alındığında kesinlikle öyle ciddi bir seçim eliminasyonu ve demokrasi de olduğu söylenemez ki; ekran önünde kimse gerçek hedefi koyacak kadar açık oynamadığı bu oyunda bakalım bizler bize çizilen kaderi görebilecek miyiz?

Kim haklı kim haksız önemli değildir, yenen haklıdır ve yenileni yargılamak için kanunlar yapma gücüne gerçeği saklama algıları yönetme gücüne sahip olduğu takdirde halkların ne dediğinin pek bir önemi yoktur.

Hiçbir zaman da olmadı, taşa tapınırken de ateşe tapınırken de her zaman gerekli altyapılar kurulur ve çoğunluk ona inanır, inanmayanı da döverler. Olur biter.

En nihayetinde ortak bir insan yapan dünya elitleri, televizyon ve sosyal medya sayesinde birbirine çok yakın kültürler inşa ettiler. Öyle ki, bir Macar’ın bir Polonyalının bir Türk’le aynı ya da benzer dizileri izlediği benzer şekillerde evini dizayn ettiği, aynı çizgi filmleri izlediği, hatta aynı oyunları izlediği, aynı şekilde aşık olduğu ülkelerde hayatın özü aynıysa diğer şeyler nüans farklılıklarıdır ki; bunlara da fark denemez. Kitapçı raflarından bestseller tipi eserler OSHO gibi birtakım kitapların raflardaki diziliş sırası bile aynı olan dünyada anlaşılan aynı dünya vatandaşı projesi inşa edilmiş görünüyor. Her ne kadar kıyafetler farklı olsa da altındaki bedenlerin arzuları, ulaşmak istedikleri nesneler ve şeyler aşağı yukarı aynı olduğuna göre aslında tek farkları şu anda mevcut ve yapay sınırlarıdır. Ki bu sınırlar çok kısa sürede yıkılabilecek kadar zayıftır ki; aslında hiçbir ülkenin sıradan insanları arasında çok da öyle bir farklılık olduğuna inanmıyorum. Stefanos Yerasimos adlı yazarın Milliyetler ve Sınırlar adlı eseri, özünde Balkanlar ve Kafkasya coğrafyasını konu alsa da sınırları oluşturan ve 21. Yüzyıldan önce devletleri teşkil ettiren yapının hiç de halklar olmadığı ve dolayısıyla A soyunun belki dağınık yaşamasından ötürü ondan fazla devletin içinde söz konusu devletin vatandaşı gibi yaşamaya zorlandığı anlaşılabilir ki bizde de güney sınırımızı iki adet diplomat ki bunlardan biri Fransız biri de İngiliz olduğunu söz konusu anlaşmanın adlarından bilebiliyoruz. Güneyimizde yer alan devletlerin haritalarını çizenler yapay ve gelecekte istedikleri anda yıkılacak kâğıttan kuleler inşa ettiklerini pekala biliyor, öngörüyor olmalıydılar ki; şu anda istedikleri gibi satranç tahtasında oynar gibi oyun kurup değiştirebiliyor isterlerse tahtayı devirebiliyorlar.

 

Dünyada sayısal veriler gösterdi ki karar alma sürecinde aslında pek de etkileri yok, yönetim şekilleri ne olursa olsun (buna demokrasi de dâhil) onlar adına karar alan ve uygulayan bir elitist grup var ve söz konusu halkların yaşam şekilleri, kaliteleri tamamen o gruplar tarafından belirleniyor.

 

Biz böyle bir kuralın dışında kalamayız, kalamıyoruz da; tüm dünyada kurallar birkaç merkez tarafından belirlenip uygulanıyor. Buna giydiğimiz elbisenin kumaşı ve bu kumaşı üreten makine de dâhil olmak üzere her şeyin standartları var. Bu standart merkezleri aynı zamanda sanayileşmiş birkaç ülke tarafından kontrol edildiğinden hammadde kaynağı, işçi kaynağı, asker kaynağı, teknoloji kaynağı olan ülke ya da milletler şimdiye kadar görevlerini ziyadesiyle getirdiler.

 

Kâğıttan kule birçok başka organizasyonlar var ki onların da değişmesi an meselesi, daha düne kadar, dinle ilgili birçok kuralı dayatan yapıların zamanla nasıl yok olduklarını görünce geriye neler kalacak hep birlikte göreceğiz. Şu anda bu şey ne kadar da mantıksız dediğiniz şey, toplumsal baskılar dolayısıyla yapmak zorunda olduğunuz şeylerse de gün gelecek ya gerçekten ne saçmaydı ama yıllardır nasıl da bizi kandırmışlar diyeceğimiz şeyleri bugün dahi yaşadığımız için gelecekte de daha fazlasıyla yaşayacağız.

 

Gelecek kesinlikle günümüz gibi olmayacak...

Giydiği elbiseye kendi iradesiyle karar verdiğini düşünen insan için yazı saçma gelebilir. Elbette bundan elli yıl, yüz yıl öncekinden daha fazla seçim şansımız olsa da sıradan bir insan dizayn etmiyor, dizayn edilenler arasından tercih ediyor. Bazen aynı markanın ürünleri arasından bazen de iki kardeş firmanın ürünleri arasından. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1410
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 197
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster