Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
417
 

Gelin bu işi biz kendimiz halledelim...

Gelin bu işi biz kendimiz halledelim...
 

Türkiye'nin, Kuzey Irak konusundaki düşünceleri ve eylemleri ABD'nin izin verdiği kadar mıdır?


BUGÜN PKK'NIN BİTMEMİŞ OLMASININ BAŞLICA NEDENİ, DEFALARCA ASKERİ HAREKAT YAPILMASINA RAĞMEN KUZEY IRAK'TA BÖLGE KONTROLUNUN SAĞLANAMAMASIDIR...

Kuzey Irak'fa bölge kontrolu sağlanamadığı için de, Türkiye, yıllar boyu PKK'ya karşı can ve mal kaybına neden olan bir mücadele içine itilmiş ve kültürel istekleri aşıp giderek siyasallaşan bir "Kürt Sorunu" ile uğraşmak zorunda bırakılmıştır...

x x x

5 Kasım 2009 günü, Beykent Üniversitesi Stratejik Ararştırmalar Merkezi'nin düzenlediği "Türkiye - Irak - Suriye" konulu açık oturuma dinleyici olarak katılan önceki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi :

"1 Mart Tezkeresi (Meclis'ten-cd) geçseydi Türk Silahlı Kuvvetleri, kuzeyde(Irak'ın kuzeyi-cd) belirli bir bölgeye kadar girebilecekti. O bölge 30 kilometre civarında...Türkiye'nin doğal hududu diyebiliriz... Eğer orayı (Kuzey Irak'ı-cd) kontrol altına alabilseydik Barzani'ye böyle kızmamıza lüzum kalmazdı..." (Medya'dan)

Not: Parantez içindeki ilaveler bana aittir.

Yaşar Büyükanıt, açıkça söylemiyor ama, onun bu sözlerinden ben şunu çıkarıyorum. Eğer Kuzey Irak'ta bölge kontrolu sağlanmış olsaydı, PKK, Kuzey Irak'tan sağlanan "lojistik destek"ten yoksun kalacağı için hayatiyetini daha fazla sürdüremiyecekti.

1 Mart tezkeresinden önce de, Kuzey Irak'a askeri harekatlar düzenlendi; ama bunların hiçbirinde Kuzey Irak'ta bir süre kalıp "bölge kontrolu"nun sağlanması ve dolayısıyla PKK'nın Kuzey Irak'tan aldığı lojistik desteğin kesilmesi düşünülmedi... Ya da düşünüldü ama dış güçlerin etkisi ile bu mümkün olmadı...

x x x

Kuzey Irak'a yönelik askeri harekatlardan en büyüklerinden biri de, daha önceki Genelkurmay Başkanlarımızdan biri olan Doğan Güreş zamanında gerçekleştirilmişti.

16 Ekim 1992'de(yani 17 yıl önce), Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'a yaptığı birinci askeri harekatın hemen ardından, harekat hakkındaki görüşlerimi, 12 Kasım 1992 günü Milliyet Gazetesi'nin "Söz Okurun" köşesinde, "Askeri Harekat Devam etmelidir" başlığı altında aşağıdaki şekilde özetlemeiştim.

"...Bu harekatın genel siyasi amacı, kuşkusuz Türkiye'nin toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Askeri amacı ise, Kuzey Irak'ta konuşlanmış bulunan bir kısım PKK'nın Türkiye'ye yönelik sınır ötesi eylemlerinin önüne geçilmesi, bu örgütün Türkiye içindeki uçları ile olan harekat, lojistik ve personel destek irtibatının kesilmesidir.

Kuzey Irak'taki askeri harekatın bu şekilde belirlenebilecek amacına ulaşması için, yalnızca PKK kamplarının tahrip edilmesi yeterli değildir. PKK'nın yeniden toparlanmasına imkan vermemek için ele geçirilen bölgelerde "bölge kontrolu"nu tam anlamıyla sağlamak gerekir. PKK'nın Kuzey Irak'taki gücü tümüyle imha edilmeden, bu örgütün Türkiye'deki uçları tamamen etkisiz ve desteksiz bırakılmadan harekatın sona erdirilmesi ve bölgenin terk edilmesi doğru olmaz...Aksi halde, çok kısa bir süre sonra yeniden başa dönülmesi kaçınılmaz olur . Verdiğimiz şehitlerin, döktüğümüz kanların boşa gitmesini istemeyiz..."

Bu yapılmadığı, yani Kuzey Irak'ta "bölge kontrolu" sağlanmadan harekat sona erdirildiği için 1993 Sonbahar'ında, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özel Harekat Timleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da PKK'ya karşı büyük bir operasyon daha başlatmak zorunda kaldı.

Bu harekatın, büyük bir olasılıkla Kuzey Irak'a da kaydırılacağını düşünerek, yukarıdaki görüşlerimi, biraz daha ayrıntılı olarak zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş'e bir mektupla ilettim.

Bu mektubumda da özetle, "başka bir sınır ötesi harekata gereksinim duyulmaması için Türkiye'nin, kendi toprak bütünlüğünü korumadaki kesin kararı kadar, komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne de saygılı olduğunu dünya kamuoyuna bir kez daha duyurulması ve uluslararası kurallar çerçevesinde sınırlarımız ötesinde yeterli genişlikte bir 'GÜVENLİK BÖLGESİ'nin oluşturulması gereğini vurgulamıştım. Ayrıca, özellikle Celal Talabani'nin bölgedeki Amerika güdümlü etkinliğine de değinmiş ve bu adamın oyununa gelmemek için dikkat edilmesini önermiştim"(1)

Yine olmadı...Kuzey Irak'da fazla kalınmadı...Bölgede, bırakın "bölge kontrolu"nu dar bir "güvenlik şeridi" bile kurulmadan geri dönüldü.

Kuzey Irak'a yapılan küçüklü büyüklü operasyonların sayısını unuttum... En azından 20'yi geçmiştir... Hava Kuvvetleri desteğinde binlerce asker Irak'a giriyor, bazı PKK kampları bombalanıyor, 20-30; bilemediniz 100 PKK'lı etkisiz hale getiriliyor ve geri dönülüyor... Hatta bu oprasyonlar öncesinde, operasyon yapılacağı bir şekilde Kuzey Irak'taki PKK'lılara haber verildiği bile söyleniyordu... Bir keresinde, Kuzey Irak'taki kamplardan birinde bulunan PKK lideri Öcalan'ın, bu şekil bir bilgilendirme sonrasında operasyondan bir gün önce bulunduğu kampı terk ettiği de söylentiler arasındaydı...

Uluslararası kurallar çerçevesinde sınırlarımız ötesinde, sınır güvenliğimiz için kısa süreli ya da uzun süreli bir "güvenlik şeridi" oluşturmak ya da bir "bölge kontrolu" sağlamak, siyasetten bağımsız bir askeri strateji ve taktik kuralıdır. 20'yi aşan askeri operasyonların hiçbirinde bu gerçekleştirilmedi ya da gerçekleştirilemedi. Ayrıca savaşta sarfedilen cephane ve mühimmat, düşmana verdirilen mal ve personel kaybına değmelidir....

25 yıldır süren bu mücadelede, Türkiye hem can hem de mal kaybına uğramıştır... Eğer bu iş, askeri yöntemler dışında bir şekilde bitirilemezse bu mücadele sürüp gidecektir...

Şu anda Türkiye, iki çözüm şekliye karşı karşıyadır...Bunlardan biri, adı sık sık değişen malum projeyi uygulamaya geçirermek... İkincisi ise, ABD'nin devreye girmesi ile PKK'nın silah gücüyle bitirilişini seyretmek...

Bence, bunlardan birincisi Türkiye'ye yakışır... Ama ikincisi bizi biraz rencide eder, üzülmemize neden olur.

Çünkü, ABD, bölgedeki çıkarlarını barış içinde korumak kararındadır...ABD, Kuzey Irak'taki askerlerini çekmeden bölgenin barışa kavuşmasını şiddetle istemektedir... Bunun için de Türkiye'nin kendi içindeki PKK sorununu bir şekilde halletmesini beklemektedir.

Türkiye bu işi halledemezse ne olur?

Yukarıda değindiğim gibi ABD devreye girer ve Obama'nın başkan olmasından bu yana gözden çıkardığı PKK'yı bir şekilde bitirir....

ABD, çıkarı için bir eylem yaparken, ilgili ülkenin onurunun zedeleneip zedelenmeyeceğini pek düşünmez... Onun için derim ki, "gelin bu işi biz kendimiz halledelim"...

Bloğumu bitirirken başa döneyim ve şu sözümü tekrarlayayım; iş işten geçmiş de olsa...

Bugün PKK'nın bitmemiş olmasının başlıca nedeni, defalarca askeri harekat yapılmasına rağmen Kuzey Irak'ta bir "güvenlik şeridinin" kurulamaması ve "bölge kontrolu"nun sağlanamamasıdır....

Unutmadan... Önceki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Beykent Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada Türkiye'nin bir "Irak politikası olmadığını" da söylemişti... Söylediği doğru değil mi?

cdenizkent
_____________ :

(1) Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'e yazdığım mektubun tamamı, mektubun zarfının fotokopisi ve taahhütlü mektubun posta alıntısı arşivimdedir.. Ayrıca, mektupla ilgili olarak, Milliyet Gazetesi dışındaki başka bir günlük gazetede yazdığım makale de, hem o gaztenin arşivinde hem de benim kişisel arşivimde bulunmaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili denizkent, bu düşüncenizin altına aynen imzamı atarım. Ancak şunu da gözden kaçırmayalım; genelkurmay başkanı her ne kadar böyle bir yakınmada olsa bile bu iş tamamıyla askerin elindeydi. Bunca yıl iktidarlar değişti ama değişmeyen bu politikaydı. Çünkü değişmeyen askeri yapıydı ama bu işi hep siyasilere yıktılar. onları kontrol eden başka bir güç vardı! Sonuçta, asker istese bu işi bitirirdi. Selamlar

FİKİRCİ 
 22.11.2009 0:11
Cevap :
Merhaba...Bu iş asker için gayet kolay...Daha önceki bir bloğumda, önceki Genelkurmay Başkanlarımızdan birine atıf yaparak, onun şöyle dediğimi yazmıştım: "Önümüze demokrasi ve insan hakları gibi konuları çıkarmasalar, biz bu işi üç ayda bitiririz"...Gerçekten öyle ama, nihayet asker de siyasi idarenin kontrolunda olduğu için inisiyatif kullanamıyor...Ayrıca o günlerde, uluslararası ortam da uygun değildi...Ama bugün ortam uygun. ABD, PKK'yı gözden çıkarmış durumda. Bloğumda da belirttiğim gibi, biz bu işi kendimiz bir şekilde halledemezsek ABD devreye girecek ve bu işi bir şekilde bitirecek. Bunu setretmek devlet olarak bizi çok incitir. Bu nedenle diyorum; "Gelin bu işi kendimiz halledelim" ...Katkınız için teşekkür ederim. Selamlar.  22.11.2009 12:15
 

Değil IRAK POLİTİKASI konsultasyon raporu bile yok. Osmanlının dağılışından bu güne 1920 den 2010 na yani 90 yıllık sürecin ilgili tarafların bilim adamlarından oluşacak kurulun konsültasyon raporu yok, ama gazeteci diplomat, asker, bürokrat yani ne kadar yüzeysel (ağzı olan) ilgili varsa konuşuyor da, nedense konsültasyon yaptırılmıyor. Siz ve ben gibilerde yanıp tutuşuyor. Millet vekillerinden "Siyaset, Ekonomi, Maliye" siyasette akedemisyen olmuş bağımsız biri var ama oda sadece korucularla ilgili konuşuyor, nedense? sevgiler.

Kadri KANPAK 
 16.11.2009 21:53
Cevap :
Merhaba...Yorumunuza katkı yapacak bir şeyim yok, "haklısınız" demekten başka...Selamlar.  17.11.2009 15:52
 

Gelin bu işi biz halledelim, demenin siyasi menfaatlerini her şeyin önünde tutan Muhalefet partilerince pek bir anlamı yok. Onlar, daha ziyade bu işin çözülmesi ile İktidar partisinin avantaj kazanacağını hesaplıyorlar; tabii kendilerinin de dezavantajı olacak...Bence, bu işi millet olarak biz halledeceğiz ama bazılarımız dışarda kalacak.Ya da ABD halledecek biz ülke olarak dışarda kalacağız....Selamlarımla.

ali açıköz 
 16.11.2009 11:34
Cevap :
Merhaba...Doğru...Şu siyasi çıkar ve ikbal endişelerimizi ikinci plana bir atabilsek her şey düzelecek ama...İşte aması var. Yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar.  18.11.2009 10:38
 

Değerli cdenizkent, Türkiye gibi güçlü ve bilinçli bir kamuoyu oluşmamış ülkelerde, kamuoyunu ilgilendiren (siyasi) meselelerde içerde ve dışarıda anlatılanların çok büyük çoğunluğunun gerçek olmadığına inanabilirsiniz. Bu nedenle, kamuoyu ile (moda tabiriyle) paylaşılan tüm bilgiler, yönlendirilme amaçlıdır ve gerçeğe ulaşmak için bu bilgiler dikkate alınmamalıdır. Peki, gerçek nedir? PKK, ortak sınırda yetişen ağacın meyvesidir. Geçen süreçte bu ağacın ortak sınır topraklarında kök salmasına izin verilmiştir. Ve tüm taraflar, bu ağacı daha fazla meyve vermesi için sulamış ve büyütmüştür. Daha açık yazarsam yayınlanmayacaktır. Gerisi sizin anlayışına kalsın. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 16.11.2009 10:50
Cevap :
Merhaba...Bunun daha açık yazılacak bir tarafı yok...Aslında her şey açıkta ama, bakmak ile görmek arasındaki fark var...Çoğu insanımız ve toplumumuzun bir kısmı, bilgisi ve düşünsel yapısı ile yönlendirmeye hala açıktır...Siyasilerin ve siyasileri destekleyen kimi medya gruplarının bu bakımdan işi çok kolaydır...Yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar.  18.11.2009 10:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 973
Toplam yorum
: 2471
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1399
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster