Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
567
 

Genç kızın rüyası

Genç kızın rüyası
 

Uyuyan Güzel


Zeynep’le Enginin ilk karsılaşmalarında içlerine düsen kıvılcım; bir ateş olup bütün vücutlarını sarmaya başladı. Artık her şeyi unutup, şeftalileri de bir kenara bırakarak, oturdukları yerde kendi âlemlerine daldılar.

Birinin sağ eli diğerinin sol eliyle kenetlenmiş, omuzlar birbirine yaslanmış, bakışlar manalanmıştı.

Öbür tarafta çimenlerin üzerinde oynamakta olan küçük kız kardeş ayağını burkup ağlamaya başlamasaydı; kim bilir aralarında neler olacaktı. Ama küçük kız ağlayınca bu tatlı hülyalarından ayrılmak zorunda kaldılar.

İkisi de küçük kızın yanına koştu. Zeynep kardeşini kucağına alıp burkulan ayağını ovuşturarak acısını azaltmaya uğraşıyor. Engin de küçük kızın sırtını okşayarak teselli etmeye çalışıyordu.

Sanki uzun zamandan beri beraber yaşamış ve beraber büyümüş gibiydiler. Aralarında tarifi imkânsız bir yakınlık doğmuştu.

Bereket ki küçük kızın acısı fazla değildi. Enginin dalından yeni kopardığı şeftalileri görünce açışsı dinmiş ve ilk defa gördüğü bu güler yüzlü yakışıklı delikanlıya karsı onun da içine bir sıcaklık gelmişti.

O gün Zeynep’le Engin’in ilk tanışmaları böyle başladı.

Ayrıldıkları zaman ikisinin de yüreğinde bir sevgi bağı oluşmuştu.

Zeynep’in içi kıpır kıpır kaynıyor ve bir daha Engin’i nerede ve nasıl görebileceğini düşünüyordu. Engin de ayni düşünceler içindeydi.

Bu düşüncesini gerçekleştirebilmek için Zeynep’in babasıyla ahbaplık kurmaya başladı. Ona çiçekler ve ağaçlar hakkında çeşitli sorular soruyor ve bu arada yaşantılarını öğrenmeye çalışıyordu.

Zeynep’in annesinin temizlik işlerine gittiğini öğrenince hemen kendi annesine koştu. Bahçede bahçıvanın kızı Zeynep’le tanıştığından bahsetti ve onun çok hoş, çok güzel ve iyi bir kız olduğunu onunla arkadaşlık etmek istediğini söyledi.

Eğer annesini ev işlerine yardım için köşke alırsa bunun mümkün olabileceğini, bunu çok istediğini ve bu arzusunu yerine getirmesini rica etti.

Annesi biricik oğlunun ricasını kıracak değildi. Ayrıca bu güzel kızı da merak etmişti. Hemen Bahçıvanı çağırıp, bu konuyu açtı. Bahçıvan memnuniyetle deyince; yarından tezi yok, gelsin dedi.

Ertesi gün Zeynep’in annesi Engin’lerin evindeydi. Zeynep her zamanki gibi kardeşleriyle evde kaldı. Aklı fikri; annesinin bu işi kabul edip etmeyeceğindeydi.

Enginin annesi Zeynep’in annesinden gerekli bilgileri edindikten sonra köşkün içinde iki odalı bir müştemilat olduğundan ve oraya gelip yerleşebileceklerinden söz etti ve gösterip gezdirdi.

Kendileri bir gecekonduda kira ile oturuyorlar ve hem kira ödemekte, hem de bir oda, bir salon ve bir mutfaktan ibaret olan gecekonduya sığmakta zorlanıyorlardı. Bu teklif adeta bir can simidi gibi olmuştu.

Kocasıyla da konuşup oraya taşınma kararına vardılar.

Zeynep bu kararı öğrendiği zaman sanki göklerde uçuyordu.

O gece rüyasında Engin’i gördü. Beyaz atlı bir prens; rüyasında kendisine doğru dörtnala koşuyor ve onu atının terkisine alarak bulutlara yükseliyordu.

Orada bulutların arasında, yemyeşil çimenlerle kaplı, içinde güller, çiçekler ve çeşitli meyve ağaçları olan kocaman bir bahçe içinde kocaman bir köşk vardı.

Aslında bu köşk; babasının bahçıvanlık yaptığı köşkten başkası değildi. Ama içinde kendisinden ve Engin’den başka kimse yoktu.

Gene el ele tutuşmuşlar köşkün merdivenlerinden bahçeye doğru iniyorlardı. Gene Engin’in avuçları içini dolduracak şekilde teslim olan Zeynep’in elleri; Engin’in o sert ve kuvvetli elleri tarafından kırılacakmış gibi sıkılıyordu.

Bahçede bambu dallarından örülmüş geniş bir kamelya vardı. Kamelyanın içinde rengârenk çiçeklerle bezenmiş saksılar, ortada üzeri, sarı ile kahverengi arasında parlak ve hafif bir malzemeden yapılmış, kenarları koyu kahverengi bantlarla çevrili bir masa, masanın iki yanında gene bambu ağaçlarından örülmüş koltuklar ve bir tarafında da uzanıp yatılabilecek durumda yumuşacık bir sedir bulunuyordu.

Beraberce sedire oturdular. Gene etrafta bülbüller şakıyor, hafif hafif esen rüzgârın etkisiyle dans eden çiçeklerden gelen rayihalar nefeslerini kesiyordu. Ağustos böcekleri bülbül nağmelerini kıskanırcasına çığlıklar atıyordu.

Engin’in avuçları içine sıkışıp kalan Zeynep’in elleri ateş gibi yanıyor, kalbi; yaramaz bir çocuğun avuçlarına alınmış bir güvercin kalbi gibi atıyor, gözleri ürkek ürkek bakıyordu. Bir süre öylece oturdular.

Engin’in elleri Zeynep’in ellerinden çözülmüş, sol kolu Zeynep’in omuzlarından aşarak beline dolanmış, sağ eli de yavaş yavaş göğüslerine doğru ilerlemeye başlamıştı.

Zeynep de bu ilerleyişten hoşlanıyor olmalı ki: Kendisini Engin’in kollarına bırakmış, tamamıyla onun göğsüne yaslanmış, sol eliyle Engin’nin sağ kolunu okşuyor ve adeta ellerinin kendi göğüslerine uzanmasına yardımcı oluyordu.

Bülbüller feryat ediyor, Ağustos böcekleri çığlıklarına devam ediyordu.

Engin’in sağ eli, Zeynep’in bluzunu çözerken; atıverdiler kendilerini sedirin üzerindeki yumuşacık yastıkların üstüne.

Artık Yahya Kemal Beyatlı’nın Vuslat isimli şiirinde olduğu gibi

Gök kubbesi her lahza bütün gözlere mavi;

Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;

Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,

Sonsuz gibi bir fıskiye ahengini dinler.

Bir ruh o derin bahçede bir defa yaşarsa,

Boynunda onun kolları, koynunda o varsa,

Dalmışsa onun saçlarının rayihasıyla;

Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.

Zeynep’in saçlarının rayihası Engin’i sarhoş etmiş ve:

Kanmaz en uzun buseye öptükçe susuzdur.

Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur.

İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan;

Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.

Haline getirmişti.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçedeydiler.

Gerçek dışı bir tesadüfle o bahçeye geldiler.

Dünyayı unutmuş bulunurken o bahçede.

Bir ses duyup uyandı Zeynep olduğu yerde.

Evet. Yahya Kemal Beyatlı’dan adapte edilen bu dörtlükte olduğu gibi; ani bir ses duydu Zeynep; gecekondularında uzandığı sedirin diğer ucundan.

Kardeşi Zehra da bir rüya görmüş ve yere düşmüştü… 2 Ağustos 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 334
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 708
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

6 Mayıs 1927 Simav doğumlu, İstanbul Yıldız Teknik Okulu’nun ( Bu günkü Yıldız Üniversitesi) son sın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster