Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '08

 
Kategori
Okullar
Okunma Sayısı
509
 

Gençleri anlamak

Öğretmenliğimin 26. yılında okulumuzun boşalan idari kadrosunda görev almak üzere başvuruda bulundum. Daha önceleri de bazı girişimlerim olmuştu yöneticilik için ama oralara atanmak için bazı yerlere teslim olmak gerekiyordu. Ben ise kimseye minnet etmeden görev yapmak istiyordum.

13.08.2001 tarihinden 24.07.2007 tarihine emekliye ayrılıncaya kadar bu görevimi sürdürdüm.

Yöneticilik; yürürlükteki yasaları, yönetmelikleri, yönergeleri... iyi yorumlayıp uygulamaya koyma sanatıdır . Yukarıda bahsettiğim "bazı yerlere teslim olma" durumu burada da söz konusudur. Ama teslim olduğun yasalar olunca ve de hukukun üstünlüğüne inanıyorsak yapılacak birşey yok demektir.

Yorum ise hep lehte olmalıdır. Uygulama alanındakilere zarar vermek o yasayı bir koz gibi kullanmak da olası.

Çabuk sonlandı benim idareciliğim. İdareci dediysem müdür yardımcılığım. Ama yine de sevmiştim bu görevimi. En çok da öğrencilerime yardımcı olmada müdür yardımcılığı yetkilerimi kullanmak hoşuma giderdi.

Bu altı yıllık görevim boyunca beni en üzen, insanların kendi dertlerini anlatırken birilerini aracı koymaları olmuştur. Aracılar da kendi menfaatleri için durumu kullanmasalar sesimi çıkarmayacağım ama durum öyle değil.

Bir de "Milli Eğitim Müdürü benim yakın arkadaşımdır." demelerine gıcık olurdum. "Öyle ise gelsin o yapsın sizin işlerinizi" demek de en hoşlandığım sözlerimdendi. Böylelerinin olacak olan işlerini yokuşa sürmem en sadist davranışımdı. Böyle davranmaktan ayrı bir haz alırdım. Ama öğrencim asla zarar görmezdi.

Bir gün Milli Eğitim Müdürüm "Yahu beni bu adamla yüz göz etmeyin, hakkınız neyse onu isteyin, size haksızlık yapıldığında bana gelin" gibilerinden sözler sarfetmiş, benim de işlerim rahatlamıştı. Özellikle kayıt zamanında böyle sıkıntılar yaşanırdı. Şimdi işler kolaylaşmış. Okullar kontenjan belirliyor. Internet ortamında kayıtları bakanlık yapıyor. Dolaplar dönüyor mu? İnsanın olduğu yerde her şey mümkün. Ama gerçek idarecinin olduğu yerde böyle adaletsizlik asla mümkün değildir.

Anadolu Meslek Lisesi kayıt döneminde listedeki adayların bazılarının kenarlarına kırmızı nokta koymuştum. Teftiş sırasında müfettiş arkadaş bana: "Bunu nasıl iazah edersin?" diye sormuştu. Ben de izah edemeyeceğimi söylemiştim. Evet, neden kırmızıyla işaretliydi listedeki öğrencilerin yarısı?

Aradan bir zaman geçtikten sonra anımsayabilmiştim nedenini. Sınıflar oluşturulurken yüksek puanlı öğrencilerin ve köyden gelen öğrencilerin aynı sınıfa yığılmalarını önlemek yani dengeli dağılım için böyle bir işaretleme yapmıştım.

Sevgili ağabeyim 2 yıllık sanat enstitüsünü 4-5 yılda bitirmişti. En sonunda öğretmenleri ne edip edip eline diplomasını vermişler. Bizim oğlana kalsa okulu arka kapıdan bitirecek. Ama meslek yaşamına atıldığında görevini en iyi yapanlardan biri olmuştur. Vatanına, etrafındaki insanlara çok yardımları olmuştur.

Bu nedenle hep öğrencilerime her zaman bir fırsat daha vermeyi önemsemişimdir.

Çocuğun devamsızlıktan öğrenim yaşantısı noktalanacak, öğrencinin bu durumu değerlendirecek hali yok. Birinin mutlaka onun elinden tutması gerekli. Anne baba? Onlar kendi dertlerinden etraflarını görecek halleri yok. Elineden tuttuğun zaman da kadir kıymet mi biliyor o an? Hayır! Hormonlarıyla başı dertte arkadaşın. Ne yaptığını bilse problem çıkmayacak.

Ertesi yıl olduğunda "tamam, kurtulduk!" diyen bazı meslektaşlarım öğrenciyi karşılarında gördüklerinde içten içe homurdanırlardı. İleri geri konuşurlardı. Ama kimin umrunda? Bazen dayanamayıp, benim onları şımarttığımı söylerlerdi. Belki haklılar ama o insanlar kısacık yaşamları boyunca kaç kere şımartıldıar acaba? Bu hiç düşünüldü mü? Bunu arkadaşlarıma anlatmam mümkün mü?

Hep şöyle düşünmüşümdür: İçinde bulunduğumuz toplum erkek egemen bir yapıya sahip. Özellikle erkek öğrencilerim hayata atıldıklarında evin yükü ister istemez sırtına binecek. Onlara veriecek her fırsat toplumumuzun temel taşı olan ailede babanın eğitim sahibi, meslek sahibi olmasına neden olacaktır. Belki de ileride ağabeyim gibi iyi bir yurttaş olacaklardır. Kim bilebilir?

Eğitimli bir aneye diyecek bir sözüm asla olmaz.

Bazı yıldızlı dersler vardır lisede. O dersten öğrenci mutlaka geçer not almak zorundadır. Alamazsa diploma alması mümkün değildir. Lise 1.sınıtan sorumlu dersi okulun son sınıfına kadar peşini bırakmaz. Mezun olacak ama sorumluluğu var. Çocuk o dersle ilgisini keseli yıllar olmuş. Ne olacak şimdi? Tek ders yüzünden diploma alamıyor. Öğretmen arkadaşa durumu anlatırsın. O da inat eder; çalışsın, geçsin, der. Ne yapacaksın idareci olarak? Gereğini elbet. :-) Hala bu yüzden bazı meslektaşlarım bana kızgındır. Ben de onlara.

İşte böyle 6 yılım geçti.

İç huzuru ile bu günlerimi yaşıyorum.

Bazen de yardım elini yeterince uzatamadığım öğrencilerimi görünce içim sızlıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gençleri anlamaya çalışan müdürler en iyi eğitimcilerdir.

Muharrem Soyek 
 05.11.2008 0:23
Cevap :
Empati; eğitimcilerin başvuru kaynağı olmalı bence. Teşekkür ederim. Saygılarımla.  05.11.2008 10:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 124
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 891
Kayıt tarihi
: 02.10.08
 
 

1955 Milas doğumluyum. Nüfüs kaydım orada ama "doğduğun yer değil, doyduğun yer" memleketin olurmuş ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster