Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '15

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
597
 

Gençliğin cehaletle sınavı

Gençliğin cehaletle sınavı
 

Adana Kız Lisesi’nde okudum. Seyhan Nehri’nin yamacında, 1880 li yılların başlarında askeri okul olarak inşa edilmiş, kullanılmış, sonrasında kız lisesine dönüştürülmüş o muhteşem tarihi yapıda… Çok büyük kapıları ve çok yüksek tavanları vardı sınıfların ve de pencereden baktığımda gördüğüm Seyhan Nehri’nin, mevsimin nabzına göre kah öfkeli, deli dolu ;kah sakin, vakur arkadaşlığı. Baharda portakal çiçeği kokusu dolardı sınıflarımıza. Baş döndürücü, büyülü, ılık ılık, ilk gençlik anıları ve Kız Lisesi…Bir okul dolusu kız… Ve disiplin… En olmazsa olmazıydı okulumuzun ‘’disiplin’’. Andımızdan sonra sırayla sınıflara girerken, nöbetçi öğretmen formalarımızın kemerlerini, etek boyunu; saçlarımızın örgüsünü, kâkülünü ve forma içine giydiğimiz kışın kazak, yazın gömlek rengini kontrol ederdi.

Derslerimiz ağırdı. Nedeni müfredat değil, çoğunluğu yaşlı olan öğretmenlerimizin katı eğitim kurallarıydı. O zamanlar bu katı anlayış bir depresyon durumu yaratmış olsa da, ki o yaşlar bu psikolojiye çok yatkın olduğu için nedeni tespit etmek zor, üniversite kapısını aralamaya katkısı inkar edilemez. Kurallar toplum düzeni için gereklidir. Ama bu kurallar bir genç kızın yaşam enerjisini alıp yerini tükenmişlik duygusuyla dolduruyorsa bir sorun vardır. Nitekim , üniversiteyi kazanmış olsam da geriye dönüp baktığımda lise anılarımın çok silik, arkadaşlıklarımın çok köksüz ve paylaşımsız olduğunu gördüm. Hatırladığım, özlediğim çoğunlukla okulumun  tarihle iç içe, Seyhan’la kol kola, portakal çiçeği kokusunda yarı hayal siluetidir.

Eğitim hayatımın bana göre bel kemiği olan liseyi böyle itibar gören bir okulda tamamlamış olmakla birlikte, üniversiteye başladığım dönemlerde yaşadığım sorunların da kaynağı olarak görüyorum. Sosyal aktiviteyi zaman kaybı olarak gören, kızlar arası sohbetlerde yükselen kahkahaları tehdit algılayan, sanatsal faaliyet olarak haftada bir saat resim, spor etkinliği olarak bir saat beden eğitimi dersiyle yetinmek zorunda bırakan, ders çalışmak, sözlüye, yazılıya hazırlanmak dışında başka seçenek sunmayan bu dönem ve bu anlayış, sosyal ilişkilerin yoğun yaşandığı üniversite kültüründe, beni savunmasız bıraktı.

Üniversiteyi şehir dışında okumanın sağladığı yetkinlik; lise döneminin bunalımlı, özgüvensiz, potansiyelini küçümseyen, sahip olduğu gücün farkında olmayan kimliğinden kurtardı beni. Şehir dışında kampüs üniversitesi tecrübesi aynı zamanda farklı siyasi, sosyal alt yapıdan gelen onca insanın içsel hatta zaman zaman dışsal çatışmalarına tanıklık etmek suretiyle geniş bir vizyon kazandırdı.

Eleştirdiğim o dönem eğitim sistemimizin şu anki durumunu ise takip bile edemiyorum. Bu kadar çok değiştirilen, oy-nanan, darmadağın edilen bir sistem içinde maalesef kayıp bir nesil yetişiyor. Cehaletin beslediği aşırı güvenle donanımlı gençlik, temel bilimlerden uzaklaşıyor, uzaklaştırılıyor. Cehaletin en büyük felaket olduğunu bile bilmeyecek kadar cahil yetiştirilmeye çalışılan gençlik, geleceğimiz için en büyük tehditi oluşturuyor.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Gülcan Baran, Sizin yazılarınızı vesile kılarak (gerçeğinde hiçte farkında olmadığımız) kanayan bir yaramıza tabiri uygun düşerse "parmak bastık!" Burada takdir edileceği üzere, tartışılan (yazınızdan daha çok) İnsanımızın yaşam ve eğitim anlayışıdır. Bilirsiniz, bilmemek değildir çok tehlikeli olan; Bilmediğini bilmemektir. Çocuklarımıza "istikbal hazırlıyoruz!" adına alınan mülk ve benzerleri için feda edilen yaşamlar; "Akıllı oğlan neyler ata malını, akılsız oğlan neyler ata malını!" ifadesini bile kavrayamadığımızı; onu mal sahibi yaparak, sağlanacak bir zenginlik değil; onu kaliteli bir hayata-çağına hazırlamak, "akıl-bilgi-deneyim" zengini yapmak düşünülememektedir. Sizinle yazışmak bir keyifti. Unutmadan, sizde bilirsiniz; "aynı" değil "farklı" düşünmek zenginliktir. Anlayışınız için teşekkür ediyorum Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 08.05.2015 14:25
Cevap :
Sayın Hocam;yorumlarınızla yazıma zenginlik kattığınız,kıymetli fikirlerinizle,farklı bir noktayı da değerlendirmemize katkıda bulunduğunuz için çok teşekkür ediyorum.Ne güzel bir atasözü...Bilmiyordum,öğrendim sayenizde.Tartışmak, karşılıklı kazandırıyor insana, bu sözünüz de doğrulanmış oldu:) Sizinle yazışmak,karşılıklı beyin fırtınası yapmak çok keyifli ve yararlı oldu benim için de.Tekrar teşekkürler. Saygılarımla.  08.05.2015 16:18
 

Merhabalar, ben de AKL yatılı öğrencisiydim. Tahmin ediyorum sizden önceki devre. Disiplin, boş zamanlarda sosyal yaşam, müzik, dans, gurupsal yakınlıklar...Ailelerden uzak olunca arkadaşlıklar daha bir önem ve değer kazanıyor. Ben orada gördüğüm ve yaşadığım disiplini bir başka yerde göremedim ve hala daha o "disiplin kaftanı" içindeyim. Bugün ile hiç örtüşmeyen büyüklere saygı, küçüklere sevgi ve yardımlaşma benim özüm oldu. Gerçi bunu bugünlerde anlayabilen ve takdir edebilen çok az insan var. Orada iyi ve kaliteli bir eğitim/öğrenim aldık. Seyhan nehrinin kıyısında, akşam üzeri karşıdaki portakal ağaçlarıyla donanmış çay bahçesinden gelen yanıksı ezgiler bizim hasret duygularımızı daha bir yoğunlaştırırdı gözlerden süzülen ılık gözyaşlarımıza katık olurcasına. Size "okuldaşım" demek istiyorum, selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan 
 07.05.2015 12:54
Cevap :
Merhaba Okuldaşım:))Ne güzel,aynı liseden mezun olduğum biriyle tanışmak ve yazışmak!O halde beni en iyi siz anlamışsınızdır,özellikle okul ve disiplin kısmında yazdıklarımla ilgili.Siz yatılı okuduğunuz için sıkı arkadaşlık bağları kurmuşsunuz.Yatılı okumak çok farklı bir psikoloji.Arkadaş yeri gelir ailesi olur insanın ,yatılı arkadaşlarımdan hatırlıyorum ben de.Ama o dönemlerde aileye özlem nasıl yoğun olmuştur,tahmin edebiliyorum. Tanıştığımıza çok memnun oldum ,portakal çiçeği kokusu geldi burnuma:)) Selamlar,sevgiler benden de size...  08.05.2015 17:16
 

Değerli Gülcan Baran, Bilirsiniz, tartışmak gelişmek; karşılıklı, "kör noktalar"ın görülmesine ışık tutmaktır. İzninizle bu konuda görüşünüzü lütfederseniz; Eğer, Eğitimde, anne-baba'nın (geleceğe yönelik ağırlıklı) etkisi yok; nasıl oluyor da, bir sınıftaki başarı yüzdesi; 3-5 öğrenci ile sınırlı kalabiliyor? Ve "Usta-Öğretmen" kimdir? "Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş ve kendi başına yapabilen kimse; işinin eri, becerikli, mahir..” Anlaşılması gereken, öğretici-öğretmen; bir taklitçi- (inanmadığı) yanlışı tekrar edici değil, farklı olanı-doğruyu bulabilendir. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 07.05.2015 12:06
Cevap :
Sayın Hocam;temel eğitim ailede başlar.Anne,baba,aile büyüklerinin verdiği ilk eğitim bireyin kişiliğini tayin eder.Bunlara canı gönülden katılıyorum.Mesela ben; yalan söylemenin çok kötü olduğunu,hırsızlığın,hak yemenin ne büyük günahlar olduğunu anne ve babamdan,aile büyüklerimden öğrendim.Bu noktada hem fikiriz.İlk öğretmenimiz ailemiz...Usta-öğretmen-öğretici tabi ki de doğruyu özümsemiş,donanımlı insan olmalıdır.Benim yazımda üzerinde naçizane durmak istediğim konu; eğitim sistemimizdeki,yerine bir türlü oturmayan,sürekli değişikliklerle yap-boz tahtasına çevrilen ve temel bilimlerden uzaklaşan son durumunun yarattığı endişedir. Dediğiniz gibi ''eğitilmiş olmayan insanın öğretilebilir olması mümkün değildir''Benim demek istediğim,bu sistemdeki başıboşlukla eğitilmiş,öğretilebilir olan çocuklarımız,gençlerimiz bile kaybedilmekte.Her ne kadar tartışmak aydınlatıcı olsa da aslında karşı taraflarda değiliz:)) Saygılarımla.   07.05.2015 16:04
 

Geçmişi, hele ki kendi geçmişini anılarla yüzleşerek sorgulayabilmek cesaret ister. Eğitimin ne olduğu, nasıl yapılması gerektiği konusunda hala taşlar yerine oturmuş değil. Üstelik var olan taşlar da sökülüp yerine derme çatma bir şeyler yapılmaya çalışılıyor değindiğiniz gibi. Disiplinse düzen değil baskı amaçlı olmuş hep. Kendinizi kurtarmanız ve kişiliğinizi bulmanız ne güzel. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 07.05.2015 11:42
Cevap :
''Disiplinse düzen değil baskı amaçlı olmuş hep.''kendi anılarımdan,kendi adıma çıkardığım ve üniversite döneminde ilk yıllar yaşadığım sıkıntıların kaynağı gördüğüm durumu özetleyen bir cümle.Şimdi ki durum ise bambaşka.Evet, bir türlü oturmayan taşlar üzerine inşa edilmeye çalışılan, ilk depremde yerle bir olacak derme çatma binanın altında kalacak bir nesil var.Bu endişe verici. Saygılarımla...  07.05.2015 13:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 165
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 291
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

Adana'da doğdum. Havasının ve insanının sıcaklığı ile ünlü bu kentte çocukluğumu büyüttüm. Üniver..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster