Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '06

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
652
 

Gençlik aşkları ve dağcılık 3

Gençlik aşkları ve dağcılık 3
 

Yine bir yaz tatili okullar yaz tatiline girmişti. Çantalarımızı hazırladık dostumla dağlara kaçıyorduk, kafamızı kaldırdığımızda sanki kucaklarını açmışlar bizi bekliyorlar.

Dedem de beni bekliyordu, ne de olsa rahmetli oğlunun tek yadigarıydım. Oğluna gösteremediği şevkati bana gösteriyor, bir dediğim iki olmuyordu. Hiç unutmam bana lastik ayakkabı almıştı çok cüzi bir paraya, yedi sekiz yaşlarındaydım sanırım Cuma namazında çalmışlardı, çıktığımda ayakkabının yerinde yeller esiyordu. Sonraları çok pahalı ve markalı ayakkabılarım oldu ama sanki hiçbiri o lastik ayakkabı kadar rahat ve kaliteli olmadı...

Onyedi yaşındaydık, sevgililerimiz vardı, dünya kimin umrundaydı. Gözümüze bizim bölgenin en yüksek dağını kestirmiştik. Zirvede bizi umut bekliyordu, sevdamızı yazmalıydık o zirveye, kim tutar bizi? Topladık takımı, dostumun ninesi bize mısır unundan bazlama yaptı, diğer nevaleler de hazırdı. Artık durma zamanı değildi. Bulutların arasındaki zirvede onun yüzü vardı, beni çağırıyordu "gel yanıma" diye.

Bismillah dedik, yolu elimize aldık.

Uzaktan baktığımızda bu kadar da dik olduğu belli olmuyordu. Deli toyduk, söz mü dinlerdik ki, başkalarının dediğini zaten dinlemiyorduk. İçimizden geçen olumlu birşeyse kendimize bile başkaldırıyorduk. Dostum en önde her zaman ki gibi nefes nefese bense en sonda. Ortada da bizim kafadarlar.

Bayağı zamanımızı almıştı en az iki saat uğraştık. Direniyordu sanki nazlı bir gelin gibi. Duvağı dumanlar, gelinliği sisti. Ama dayanır mı bize, en yüksekte olmalıydık. Sonunda zirvedeydik, şehir ayaklarımızın altında, deniz daha bir maviydi. İnsanlar zaten gözükmüyordu. Dünya daha mı temiz olmuştu ne? Susuyorduk, manzarayı içimize sindirmeye çalışıyorduk. Yaban domuzlarının kazdığı çukurlar vardı, zaten buraya çıkan iki yaratıktan biri domuzlar, diğeri de bizdik. Çoban ateşimizi yaktık, çayımızı demleyelim artık. Bayağı bir süre zirvede kaldık. Ayrılma vakti yaklaşmıştı. Ağaçlara sevdalarımızı kazıdık. Ben onun adını yazdım geçen yıl olduğu gibi. ''Evleneceğim kadındı ne de olsa'' Dostum ağaç bırakmamıştı kararsız hergele bütün ağaçlara ayrı ayrı isimler yazmıştı yüzünde o hain gülümsemeyle yine.

İnerken daha bir heyecanlıydı, zaten hiçbir zaman çıktığımız taraftan inmezdik. Bu sefer de aynısını yaptık, en dik tarafından inecektik. Düşe kalka, yuvarlana yuvarlana indik. Kıçımıza batan deve dikenlerini saymazsak bir sakatlık yoktu hiçbirimizde. Zor olmuştu ama sonunda aşağıdaydık, biz de normal insanlar gibi gözüküyorduk. Kolumda yine saatim yoktu. Kahretsin geçen yıl da bu dağda kaybetmiştim. Şimdi düşünüyorum da ben orada saatimi değil gençlik zamanımı bırakmıştım. Helal olsun hırçın kızım sana....

Yıllar sonra yine gelecektik. Yanımızda sevgililerimiz olacaktı, bakın sizin adınızı ''zirveye kazıdık diyecektik'' Kısmet olmadı, hayat bizi de kendi çarkına dahil etti.

Tırmanmak istiyorsanız tek sıra halinde ve öndekinin çaprazında gitmek zorundasınız. Önünüzdeki kişi ile mesafeniz iki metre dolaylarında olmalıdır. Hiç bir zaman doğa sporlarında işi şansa bırakmamalısınız. Tedbirsizlik başınıza telafisi mümkün olmayan şeyler getirebilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok tırmandım gençliğimde. Şimdi yaşlı mıyım bilmiyorum ama artık eskisi gibi tırmanamayacağımdan eminim. Ancak olabildiği kadarı bırakmamalı insan. Spor bedenin gıdası çünkü! Hele doğa ve tırmanış...

A y s a n c a 
 03.08.2006 21:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 1326
Kayıt tarihi
: 14.07.06
 
 

İdareci olarak çalışmaktayım. AÖF iktisat bölümü 2. sınıftan özel nedenlerden dolayı ayrılmak zorund..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster