Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
214
 

Gençlik bir bilmecedir

Gençlik bir bilmecedir
 

Gezi Parkı eylemlerinde TOMA'dan sıkılan su karşısında direnen bir genç


Eğer gençleri gerektiği gibi anlamaz ve onlarla gerekli etkileşimler sağlamaz ise tepkiler büyüme eğilimi gösterir. Son Gezi Parkı eylemleri ile birlikte sanırım AKP yaklaşık on bir yıl sonra kendi gençliği dışında çok yaygın bir gençlik kitlesinin var olduğunu anlamış olmalı. Gezi Parkı'nda başlayan protesto eylemleri Doğu'daki beş altı kent dışında kalan kentlerde çoğunluğu gençlerden oluşan büyüklü küçüklü kıpırdanışlara yol açtı.

Bu tepkilere karşı ortaya çıkan gelişmeler üzerinden AK Parti sorunu bir kaç ağacın sökülüp sökülmemesi yanında varlığına kastedilmiş bir eylem biçimi olarak algıladı. Bu konudaki çatışmacı söylemler hızla körüklemeye başladığından toplum bir anda Gezi'den yana olanlar ile olmayanlar olarak ikiye bölünmek istendi.

Eylemleri başlatan kıvılcım ve sanal etkileşim

Sorun Gezi Parkı'ndaki ağaçların bir gece yarısı ansızın sökülerek o çevreye bir Osmanlı kışlası yapılmasının açığa çıkması ile bir anda büyüdü. Yaklaşık 235 yıl önce kondurulan ve 1939'da ilgili makamlarca kullanılamaz olduğu için yıkılan Rus ve Hint mimarisi karması Topçu Kışlası'nın yeniden yapılarak AVM ve otele dönüştürülmesi için İstanbul'da bir anda bir araya gelenlerin tepkisi bu tepkileri ateşleyen bir kıvılcım olmuştur. Orada toplanan gençlere orantısız güç kullanımı arttıkça Gezi Parkı üzerinden doğan tepkiler ülke çapında bir yayılma eğilimine girmiştir.

Ne yazık ki on üç gün sonra Gezi parkı protesto eylemlerine katılan bir kaç kişi yanında bazı oyuncularla görüşmek isteğinde bulunan Başbakan Erdoğan'ı, bu tutumundan dolayı geç de olsa kutlamak gerek. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı'nın Gezi'deki yaralılara yardımda bulunan doktorları aramaya başlaması ve bazı istihbarat birimlerinin s a n a l ortamdaki etkileşimi araştırmaya başlaması gündeme oturmuştur. Bu bağlamda söz konusu doktorların Hipokrat Yemini'ne bağlı olarak giriştikleri tedavi yanında düşünce özgürlüğü kapsamında oturma eyleminde bulunan gençlere ve sanal ortamda olaylara karşı tepki verenlere karşı değişik içerikli yaptırımların uygulanmasına geçilmek istenmesi ne kadar acınılası bir durumda bulunduğunun ayrı birer yansıması olsa gerek.

Oysa çağımızı anlamak bakımından 'sanal etkileşim' eğer kimseye hakaret içermiyor ise engellenemeyecek bir özel alandır. İsteyen gideceği yere bir değil üç yüz beş yüz arkadaşına 'haydi sen de gel' ya da 'evde uyuşuk uyuşuk oturma, gel eyleme katıl' diyemez mi?  Böylesi bir etkileşim ile görüş alışverişinde bulunmak karmaşık polisiye yöntemler kullanmak yetkilileri kim bilir bugüne kadar adı konmamış kaç bin 'gizli örgüt' ağına ulaştıracaktır.

Ayrıca şu an ben de bu durumdayım, belki görüşümü üç beş kişi paylaşır da görüşlerimdeki haklılığımı ya da haksızlığımı anlarım diye yazıyorum. Geçtiğimiz günlerde de bir toplum bilimci olarak bu konuda değişik içerikli yorumlamalarda bulundum Yoksa dün bugün s u ç mu işliyorum, görüşlerimi açıkladığım için?

Gezi Parkı eylemleri bir anda dünya kamuoyunun da gündemine oturdu

Oturdukları yerde 'benim adamım iyidir', 'iktidar bende istediğimi yaparım', 'bana eleştiri getirenler de kim oluyormuş', 'protesto eylemleri bir isyandır, marjinalliktir, biber gazı ile üzerlerine gidilmelidir', ‘bu tepkiler örgütlüdür’, ‘kamu mallarını yakıp yıkan bu eylemlerin kökü dışarıdadır’ gibi düşüncelerle yola çıkmak, görüldüğü gibi beş on gün içerisinde konuşularak çözülebilecekken çözülemedi. Elbette sorunla ilgisi olmayan ve yangına körükle gitmeye çalışan kimi 'provokatörler' tez elden yakalanmalıdır.

Taksim'deki iki TOMA'nın kalkanlı beş altı parti militanına karşı giriştiği yıldırma girişimi ne yazık ki onların arkadan çevrilmeleri akıl edilemediğinden bir gösteriye dönüşmüştür. Bu konuda başarılı olunduğun pek söylenemez. Böylece Gezi Parkı’nın 29 Mayıs 20013 günü bir kaç ağacın sökülmeye başlanması ile bir anda ortaya çıktığı gibi bir Osmanlı Topçu Kışlasına dönüştürülmesi tasarımı içinden çıkılmaz bir Türkiye ve dünya sorunu düzeyine çıkartmadı mı?

Gezi Parkı yerine AVM yenine bir 'kent müzesi' kurulabilir mi?

Az önce dinlediğim İBB Başkanı Kadir Topbaş'ın sözlerine göre Gezi Parkı'na kurulabilecek olan Kışla AVM olmayacakmış da 'kent müzesi' olacakmış. Oysa sorun AVM sorunu değil ki! Sorun o çevreye çok büyük bir bina ya da kışla benzeri bir beton kitlenin oturtularak yeşil alanı ve özellikle Taksim Meydanı'nı daraltması sorunudur. Anlaşılan o ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi er ya da geç Gezi Parkı alanına içerisinde AVM ile otel, büro gibi ayrıntıların bulunmayacağı dev bir Topçu Kışlasını kent müzesi olarak hizmete sokacak.

Sorunun bir kent müzesine indirgenmesi İstanbul'da taşların yeniden yerinden oynamasın ayol açacaktır bence. Çünkü Harbiye'deki Osmanlı Askeri Müzesi'ne ek olarak bir de 'etnografya müzesi' oluşumuna gidilse bile söz konusu Kışla'nın yarısından az bir alanı ancak doldurulabilir diye düşünüyorum. Peki böyle bir durumda Askeri Müze sadece 'mehteran bölüğü' olarak mı kalacaktır yoksa yeni bir AVM olarak mı hizmet vermeye başlayacaktır?

Gezi Parkı eylemlerini sağlıklı bir biçimde okumak çok mu zor?

Günler geçtikçe öğrendik ki sorunun içerisinde AK Pati iktidarının o güne kadar toplum üzerinde kurmak istediği çok yönlü program ya da dayatmalar ve özellikle HES ve çevre bilinci yanında özgürlük ve diğer konularda kendilerini açıklama tutkuları var. Çünkü o gençlik kitleleri özellikle özgürlükleri de genişleten 24 Ocak Kararları ile yeni CMUK yasası çıktığından beri bütün iktidarlarca bile bile unutulmuştur. Kaldı ki onların neler istemekte oldukları yazmış oldukları pankartlarda ifadesini buluyor. Umarım yetkililer orada yazılanlardan da bazı dersler çıkartabilecektir.

Türkiye'deki gençlik kesimlerini tanıyabilmek için yapılan araştırmalar yeterli midir?

Bugün AK Parti’nin içine düştüğü kendini sorgulamaya başlama süreci ‘mesaj alındı’ biçiminde başlamış bulunuyor. Söz konusu gençlik ile onların ağabeyleri, amcaları ve dayıları, teyzeleri durumundaki gençlik daha önceki iktidarlar için kendi gençlik örgütleri ile onlara takılan gençlerin sürüklenmesi biçiminde tepkisiz ve mütevekkil bir biçimde elde tutulmuşlardır. Ülkemizdeki yirmiyi aşkın gençlik kesimi üzerine kaç araştırma yapılmıştır bilen var mı?

Son yıllarda yayınlanan ve çoğu güdümlü diyebileceğimiz bazı anketler ki hiç yoktan iyi olmak bakımından, onların da ayrı bir değeri vardır dışında ne tutarlı anket çalışması ne de derinlemesine görüşmeler içeren araştırmalar yapılmıyor bu toplumda. Çünkü bütün toplum kesimleri gibi özellikle gençlik de çok zor birer çetin ceviz olmaktan başka çok çetrefil kurgulu birer bilmecedir. Benim gördüğüm kadarı ile iktidarlar, içinde oy kazancı ile maddi çıkarlar olmayan zor işlerden kaçarlar. Onlara göre tek tek gençleri kazanmak yerine ataerkil toplum ağırlıklı olarak anne babalar ile kimi ağaları ve dernekleri elde tutmak yeter de artar bile.

Özellikle 'gizli bir el' toplum kesimlerinin ne düşündüğünü, ne yiyip ne içtiğini, hizmetlere bakışının ayrıntılarını, ayrılıkçılık, komşuluk, kentleşme, eğitim, değerler, hukuk, adalet, düşünce özgürlüğü, anayasa, özlemler ve iktidara yönelik istekler bağlamında ne alan araştırmaları ne de anket çalışmaları yapılmaktadır. Ne yazık ki her şeyi bildiğini sanan siyaset unuttukları yanında peşin yargılar yolu ile kitlelerin bastırılmış duygu ve düşüncelerini öğrenmekten uzaktır. Gençlik yalnızca kredi, burs, meslek kursu, okullu olmak ve KPSS demek değildir. Oysa gençlik kesimlerine dıştan bakışlara dayalı yordamalar yerine, onlar hakkında toplumsal bilimler açısından yapılacak olan araştırmalar onların nasıl bir bilinmeyen olduklarını ortaya koyacak tek araçtır.

Görüldü ki AK Parti bu gençlik kesimlerini de kuşatıcı yaklaşımlar üretemediğinden değişik içerikli uygulamaları yüzünden yaygın bir tepki görmeye başlamıştır. Bu yüzden gençlerin ‘protesto eylemleri’ için ‘orantısız güç kullanımı’  şimdilik şiddetini azaltmışa benziyor. Özellikle İstanbul ile Ankara’daki gençlik bu tepkilerinin sürmesinde kararlı görülüyor. Oysa o kitle özellikle Taksim çevresindeki yer altı yollarına ve çevrenin yayalara açılmasına, yürümekte zorlansalar bile, bir yılı aşkın süreden beri karşı koymamışlardır.

Bakalım Gezi Parkı'nın yeniden yapılandırılması üzerinden doğan protesto eylemleri çatışmacı eğilimler çerçevesinde nasıl çözümlenecek...(Ankara 15.06.2013)
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ömer bey, gençlik bir bilmece olsa da her bilmecenin (bulmacanın) bir çüzümü vardır. Mevcut iktidarın bu bilmeceği çözeceğinden hatta çözdüğünden emin olabilirsiniz! Elinize sağlık. Selamlar...

Gülbeyazı 
 16.06.2013 16:54
Cevap :
Gülbeyazı Hanım durumlar ortada.Başta yapılması gereken anlama, dinleme ve çözüm bulma yerine Batı'nın da tespit ettiği gibi onca orantısız güç kullanma dayatması peşinden gelen görüşmeler ve oyalama taktikleri ile nereye gelindiği açık.Oysa orada tepki koyan ve onlara arka çıkmaya çalışan örgütsüz ancak özgürlüklerine dokunulmakta olduğunu anladılar.Gençler ile onlara destek veren ancak bölücü terör örgütü elemanları gibi Molotof da kullanmayan liderleri bile bulunmayan,karma görüşlü bu gençlik topluluğu görüldü ki GeziParkı üstünden başka konulardan da dertli imiş!Bu konuda ilk günden beri bir şeyler yazmaya çalıştım kendimce.Bana göre siyaset-ticaret işbirliği GalataPort,Kentsel Dönüşüm,2B ve Tabiat Kanunu Tasarısı ile aracılığı ille yeni zenginlerini çoğaltma yolunda hızla ilerliyor.Gezi Parkının yerine bir kışla-AVM ya da son duruma göre kışla-kent müzesi haklarının gençlik bunu hak etmedi.Doğru İktidar sorunu çözdü!Oysa onlar ne çapulcu ne de Batı destekli silahlı birer terörist!  17.06.2013 10:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster