Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
437
 

Genel anlamda İslam dini

Genel anlamda İslam dini
 

4. Bölüm :

Kainattaki hayatın sürekliliğinden dolayı bütün varlıklar, yaratılıp var olmayla birlikte, gerisin geri her şey aslına dönme cabası içinde kendi yok oluşuna yönelik geri dönüş yolculuğunu da bu doğal hayat serüveni içinde doğup var olmayla birlikte gerisin geri başlar. Kainattaki her şey irade dışı da olsa, doğal hayat içindeki tüm oluşumlarını iki ileri bir geri de olsa daima ileri doğru gelişen bir artışla sürdürürler. Çünkü kainatın bu şekildeki oluşumuna ait hüküm, Allah’ın evvelde vermiş olduğu “OL” emrine bağlı ilmi iradesi içindeki oluşumları belirleyici hükmün gereğidir.

İşte kainattaki bu sürekli değişkenliğe, değişkenlik içinde gelişip olgunlaşmaya, bu olgunlaşmalara bağlı olarak oluşan diğer olgunlaşmalar sonucunu oluşturan güneş bile her gün aynı noktadan doğup batmaz.

Kainatın bu oluşumuna ait ezeli (zaman öncesi) verilmiş bu ilahi ilmi hükmü, hiçbir kul değiştiremez. Değiştirmeye de hiçbir kulun aklı, ilmi, iradesi, irfanı yetmez.

O halde bizler hayatta öğrendiklerimizi doğru anlayıp doğru yaşamamız için BEN’liğimize ait ezeli belleğimizdeki bilgiye ulaşmamız gerekir. Bunun için Allah’ın da emrettiği üzere sürekli okuyup öğrenerek kainat ilmine ait çok geniş bir yelpazede yeterli bilgi birikimine sahip olmalıyız.

Daha sonra da bu bilgi birikimiyle sürekli sırat-ı müstakim yolundaki gelişip olgunlaşmayı düşünerek tefekkür etmeliyiz. İnsanlığa yararlı olma arzusu içinde yaşamalıyız.

Bu arzuyla yaşarken gönlümüzü sevgi ile doldurarak Allah’tan isteyip, Allah’tan dileyen, insanlığın gelişmesi istikametinde sürekli pozitif enerji ve düşünce üreten, sevgi içinde çalışan bir yüreğin sahibi olmalıyız ki, Allah’tan yardım alıp, Allah’taki bilgiye erişip ulaşabilelim.

Unutulmamalıdır ki, Allah külli akıl, ilim ve iradenin tek sahibidir. Kula verilen cüzi akıl ve ilmin de yine tek sahibi Allah olmasına rağmen kuluna verdiği kadarının kullanımı kula aittir. Çünkü cüzi olan (çekirdek) erginleşip olgunlaşması sonunda külliye ulaşacaktır. (meyveyi oluşturacaktır.) O halde bir şeyin aslı, özü neyse, (çekirdek meyve, meyve çekirdek misali) ondan oluşan şey de (aslının) onun aynısıdır.

O halde O, neyi nasıl düşünüp yaratıp var ediyorsa, O’ndan olan, O’nun özelliklerini taşıyan şey de elbette içindeki dünyaya ait özellikler taşıyan benliğini, nefsin esaretinden kurtarabilirse şayet, o da tıpkı, O’nun külli akıl ve ilimle yaratıp var ettiğini, bir ip yumağının tersine çözülüp sarılmasında , başlangıçtaki başa dönülüp makaraya geri ulaşılmasında olduğu gibi, insan da geri başa dönüp, kendi başlangıçtaki oluşumunu düşünmeyi akıl edebilirse, cüzi akıl sahibi cüzi akılla, külli aklın üretip var ettiği ilme ulaşır. Çünkü cüzi akıl ile az da (sınırlı da) olsa elde edilen doğru ilim insanı sonunda külli ilmi yaratıp var eden, külli aklın asıl sahibi olan Allah’a götürür.

Ancak Allah, kulunu deneyip sınar. Ama hiçbir zaman kulunu şaşırtıp ona hata yaptırmaz. Çünkü Allah, sağduyuyla düşünüp doğru yolda ilim üretip doğru yolda giden hiçbir kulun aklını çelmez. Onu gittiği doğru yoldan alı koymaz. Kulu gittiği doğru yoldan çıkarmaz. Onu saptırmaz.

Kısacası Allah, kul aklına çelme takmaz.

O’nun yaratış sistemini akledip kavrayanların, akledip düşündükleri gibi keşke bizlerde düşünüp akledebilsek, işte o zaman hepimiz her şeyi ip yumağında olduğu gibi, açık seçik çözer, görürüz. Yaratanın yaratıştaki gizli saklı sırrına ermiş oluruz. Çünkü Allah, her şeyi bizlere verdiği aklınedebileceği ilim üzere düşünüp kavrayıp anlamasına uygun düşecek bir tarzda, her şeyi doğru giden yolda, dosdoğru yaratıp var etmiş olduğunu anlarız.

Ama bizlerde bu sistemi çözmeye muktedir olmayanlar gibi akledip düşünürsek, işte o zaman bunun vahye aykırı bir durum olduğunu söyleriz ki, bu da yanlış bir düşünce tarzı olur. Yanlış düşünüp yanlış akletmekte bizi yanlışa götürür. Bunun için her akıl sahibinin en azından şunu düşünmesi gerekir.

Şöyle ki, Allah’ın yaratıp var ettiği, gaip alemine ait (ruh bünyesindeki) her şey oluşur, gelişir, olgunlaşır. Olgunlaşsa da olgunlaşmasa da sonuçta her iki şekilde de her şey aslına döner (rücu) eder.

Bedene ait olan uzuvlarda oluşur, buruşup büzülerek bozulup sonunda aslı toprağa döner. Toprağa dönen bedenlere ait şeyler gerisin geri zaman içinde toprakta oluşacak yeni bir oluşuma yönelik oluşumlar için her seferinde yeniden hazırlanan toprak, devir daim şeklindeki bu sürekli sirkülasyonla hep yeni bedenlerin oluşmasına zemin hazırlar. Yer yüzünde oluşacak her bedensel varlığın bedenine yönelik her bedenin oluşum zamanı birbirinden farklı olduğu için her seferinde yeniden oluşan tüm bedenler, topraktaki bu sirkülasyona bağlı olarak birbirinden farklı farklı oluşur. Onun için toprakta oluşan bu sirkülasyondan dolayı her seferinde yenilenip yeniden oluşan hiçbir beden birbirine benzemez. Benzemesi de mümkün değildir.

Ancak akıp giden zamana bağlı olarak oluşan her yeni neslin bedeni, ilahi kadere bağlı hüküm gereğince içinde oluşup gelişecek olan ruhu, kendi bünyesinde taşıyabilecek oluşum özelliğine sahip bir yapıda oluşur. Fakat, hiç ruh yada ruh bünyesinde hayat boyu oluşup gelişen hiçbir şey, yada şeyler topraktaki gibi bir sirkülasyon yaşamazlar. Ruhlar gelir, gider. Bir daha asla geliş – gidiş şeklinde bir hayat tarzı, bir oluşum yaşamazlar.

Bedendeki uzuvlar gibi ruh yada ruh bünyesinde oluşup gelişip olgunlaşan şeylerde asla geri dönüşümü sağlayacak ne bir sirkülasyon ne de devir daim şeklinde bir oluşum oluşturup yaşarlar. Ruhlar Allah’ın belirlediği zaman ölçüsü içerisinde sürekli hayatın tekamül yolundaki yolculukta oluşum ve bozuluşun akışını sağlamak için kesintisiz geliş - gidiş şeklindeki hayatın doğal akışını, her seferinde ruhlar aleminden gelen yeni ruhlar vasıtasıyla sağlarlar. Çünkü ruh, ölümsüzdür. Gittiği her yeni gaip alemdeki terbiyesine devam edileceğinden, olgunlaşması da bu bağlamda sürekli olacaktır. Ruhun olgunlaşmasına yönelik bu süreklilik kıyamet sonrasında kurulacak olan mahşer gününe kadar devam edecektir.

Buradaki vahye dayalı olan Allah ilminin asıl amacı; insanların bedensel uzuvlarından ziyade benliklerindeki ruhsal uzuvların gelişip olgunlaşması daha çok önem arz etmektedir. Demek ki, ruhumuzu taşıyan bedenlerimiz, ruhumuzun gelişip olgunlaşmasından daha çabuk bozuluyor. Onun için de ruhlarımız bu dünyadaki olgunlaşmasını tam anlamıyla tamamlayamıyor. Bunu bilen Allah ruhun terbiyesine, ilerde yazacağımız diğer alemlerde de devam etmektedir.

Ruhumuzun terbiyesinin sağlıklı olabilmesi için beden sağlığımızı da çok iyi korumamız gerekir. Çünkü sağlıklı bir ruh yapısı ancak sağlıklı bir beden de bulunur.

Allah da bizlerden sağlıklı bir bedende erginleşip olgunlaşarak mutmain (huzur bulmuş) olmuş bir ruha sahip olmamızı ister.

Ancak bu hal insanın hiç ölmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü insan hiç hastalanıp, yaşlanmadan da ölebilir. Buna bağlı olarak şu andaki ömür süremizin kısalığı da elbette bir çoğumuzun dünyadaki yaşam süresi açısından ruhumuzun tekamülünü tamamlamasına (zaman olarak) yetmemektedir.

Çünkü yaratanın bizlere önceden biçip verdiği akıl ve ilme dayalı gerçek ömrün de bu olmadığını düşünüyorum.

Yaşadığımız ömrün kısalığını, ruhumuzun yeterli tekamül olgunluğuna dünyada ulaşıp eremeyişini, Allah’ın bizlere bir lütuf olarak verdiği aklı, daha henüz yeterince çalıştırıp kullanmayı bilmeyişimizden kaynaklandığını düşünüyorum.

O halde bütün hata ve kusur biz insanlarda. Çünkü Allah’ın ilminde, kudret ve kuvvetinde her hangi bir eksiklik yada zaaf yoktur.

Olmadığına göre yarattıklarını neden ( reenkarnasyonnda ) söylendiği gibi, ikinci bir defa daha neden terbiyeye tabii tutsun!

Birinci seferde yarattıklarına güç geçirip, kudret yetiremiyor mu? Da böyle bir uygulamaya gitsin.

Bizlere aklı, ilmi veren O. Akıl ve ilim veren O olduğuna göre bunların doğru çözümünü bizlerin düşünüp akletmesi gerekmez mi?

Elbette derseniz! Zaten sorunun da doğru cevabı budur. Çünkü aklın yolu birdir.

Demek ki, hata bizlerde. O halde bizler; düşünüp doğrusunu akletmemiz gerekmez mi?

Akıl çerçevesinde sağ duyuyla düşünüldüğünde insan ruhunun başka bedende geri gelip dünyada yaşarken yarım kalmış olgunlaşma yönündeki tekamülünü tamamlayacak diye bir şeyin mümkün olamayacağını da bilmemiz gerekir. Çünkü Allah’ın bizlere verdiği aklı, bizler tembellik veya başak sebeplerden dolayı yeterince doğru kullanıp, doğru istikamette iyi bir şekilde değerlendirerek gerçek anlamda insan gibi yaşayamıyorsak ?

Bunun suçlusu yada sorumlusu haşa! Allah mı?

Yoksa biz miyiz?

Bunu gerçekten yeterince düşünüp akletmemiz gerekmez mi?

Doğru düşünüp doğru aklettiğimizde ruhumuzu tatmin edecek doğru sonucu da bulmuş oluruz. Allah külli akla dayalı külli ilminde kesinlikle boşluk yaratıp, cüzi akıl verdiği kullarını zaafa düşürüp aldatıcı hiçbir oluşumu yaratıp var etmez. Çünkü “O, yaratıp var ettiklerinin hiç birini ne başı boş bırakmıştır. Ne de hiç birini boşuna yaratıp var etmiştir.”

O halde Allah’ın şimdiye kadar yaratıp var ettiklerinde ne akla ne de ilme uymayan bir aykırılığa, bir düzensizliğe, bir başı bozukluğa rastlanmamıştır. O halde var diye düşünüp akletmek, yine bizim düşüncesizliğimizdendir. Çünkü “AKLIMIZ ALLAH’A, DÜŞÜNCEMİZ BİZE AİTTİR.” Bize verilen akıl içinde doğru düşünemiyorsak, doğruyu düşünememekten dolayı yine kusur bizimdir. Düşünme hatası yapmışız demektir.

Demek ki, böyle şeyleri az düşünüp, çok konuşan şeytanlaşmış insanların akledeceklerini, şayet doğrusunu bizler düşünüp onlardan önce akletmezsek, işte o zaman bizlerin de aklını çelerek yanlışa yönelip, yanlışa inanmamızın sağlanacağını düşünüyorum. Çünkü Allah, akıl ve ilim dışı hiçbir şeyi yaratıp var etmez. Dolayısıyla yaratan Allah, hiçbir zaman hata yapmaz. Şayet hata yapmış olsa! O zamanda O, yaratıp var eden, Allah olmaz.

Bu düşünceden hareketle Allah’ın ilminden, hikmet ve kudretinden asla sual olunamayacağını her sağ duyulu akıl sahibinin bilip kabul etmesi gerekir.

Yine bu düşünceden hareketle 5. bölümde sizlere konuyu daha iyi anlatı daha iyi açıklayabilmek için insan denilen canlı varlığı; Beden ve Ruh ilişkisi içerisinde förmüle ederek açıklamaya çalışacağım.

Sevgi ve saygılarımla.

Cahit KARAÇ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hakem okuyuculardır... Sizi onlara havale ediyorum. * Alıntı-çalıntı da nereden çıktı? Yorumum apaçık değil mi? Yazınızda eski, bilim ve akıldışı, çağın gelişmiş bilincine aykırı bilgi ve görüşler var, dikkatli davranın diyorum özetle... * Kaygım da gençlerin doğru bilgiyle bilgilenmemesi halinde gelecek kuşakların da yanlış düşünmeyi sürdürmeleridir. * 32 yıldır eğitmenlik yapıyor, sadece Batı'yı, Doğu'yu, Kuzey'i, Güney'i araştırıyor değil, evrenin en ucra köşelerine kadar ufuk turları yapıyorum. * Allah'ın ilminden ve kudretinden azami yararlanan insanlar arasında yer almadığımı tespit etmeniz için sizin de 5 kitabımı okumuş olmanız gerekirdi, değil mi? *Sinirli ve reaksiyonersiniz. Hangi sıkıntılar içinde olduğunuzu da bilmediğim için yorumunuza tepki göstermekten imtina edeceğim. * Sizinle muhatap olmak ne bana, ne size ne de okurlara bir şey kazandırmayacak anlaşılan. Toleransla, hoşgörüyle, eleştiriye açık bir bilinçle ve bilimin ışığıyla kalınız. Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 18.09.2008 11:18
 

Hakem okuyuculardır... Sizi onlara havale ediyorum. * Alıntı-çalıntı da nereden çıktı? Yorumum apaçık değil mi? Yazınızda eski, bilim ve akıldışı, çağın gelişmiş bilincine aykırı bilgi ve görüşler var, dikkatli davranın diyorum özetle... * Kaygım da gençlerin doğru bilgiyle bilgilenmemesi halinde gelecek kuşakların da yanlış düşünmeyi sürdürmeleridir. * 32 yıldır eğitmenlik yapıyor, sadece Batı'yı, Doğu'yu, Kuzey'i, Güney'i araştırıyor değil, evrenin en ucra köşelerine kadar ufuk turları yapıyorum. * Allah'ın ilminden ve kudretinden azami yararlanan insanlar arasında yer almadığımı tespit etmeniz için sizin de 5 kitabımı okumuş olmanız gerekirdi, değil mi? *Sinirli ve reaksiyonersiniz. Hangi sıkıntılar içinde olduğunuzu da bilmediğim için yorumunuza tepki göstermekten imtina edeceğim. * Sizinle muhatap olmak ne bana, ne size ne de okurlara bir şey kazandırmayacak anlaşılan. Toleransla, hoşgörüyle, eleştiriye açık bir bilinçle ve bilimin ışığıyla kalınız. Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 18.09.2008 11:18
Cevap :
Sayın Mehmet Sağlam; Dostum siteminize üzüldüm. Kendi acınızdan haklı olabilirsiniz. Sizi üzdümse, hkkınızı helal ediniz. Kandilinizi tebrik eder, Bayramınızı kutlarım. Sağlık, sıhhat, afiyet, mutluluk içinde başarılar dilerim. Her şey gönlünüzce olsun... Cahit KARAÇ  27.09.2008 0:42
 

Çok iyi niyetle klasik alimlerden alıntılarla yazıyorsunuz; ama yazdıklarınızın çoğunu artık savunan yok. Gelişen bilim ve yeni buluşlar ışığında asrın idrakine uygun yazmazsak, herkesi bilgilendireceğimiz yere dinden soğuturuz. Lütfen dikkat! Çok okuyup, çok araştırıp az konuşmak/az yazmak bir tek yanlışı yaymaktan daha evladır, diye düşünüyorum. * İnanç Fırtınaları adlı bir araştırmam var. Arzu ederseniz ücretsiz indirip okuyabilirsiniz Beden ve Ruh ilişkisini yazmadan önce. Link: http://mehmetsaglam.blogcu.com Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 15.09.2008 0:35
Cevap :
Sayın Mehmet SAĞLAM, Eleştirinizi saygıyla akrşılaıyorum. Ancak böyle bir eleştiride bulunmak için biraz acele ettiniz. Duygu ve düşüncelerimi tam öğrenmeden, edindiğiniz yarım yamalak bilgiyle hakkımda zan yürüterek hata etmektesiniz. Bir kere yazdığım yazıların hiç birisinde hiç bir kaynaktan ne alıntı, ne de çalıntı vardır. Kendi yazım tarzım budur. Siz, aklınız sıra batıya özenip onlar gibi sadece bedene hizmet edip, ruhsuz bir hayat yaşama peşindesiniz. Ama unnuttuğunuz bir gerçek var ki, o da hiç bir varlık tek ayak üzerine yürümez. Onun için, bu gün özenti içinde olduğunuz batı, bu gidişten zarar gördüğünü anlayıp kavramış olacak ki, bedensel isteklerinin çok ileri gitmiş olduğunu ve bundan dolayıda insan ve doğaya ait doğal ruhun dengesinin bozulduğunu anlayıp bu gün her ikisini dengeleyip ölçülü yaşamanın peşindeler. Ama bizim gibi aklını kullanamyan toplumlar, onların izinden gittikleri için, onların gittiği son noktaya varıncaya kadar peşlerinden gidiyoruz. ./.. Cahit KARAÇ  16.09.2008 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 322
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 993
Kayıt tarihi
: 08.03.08
 
 

1953 Elbistan doğumluyum. Lise mezunuyum. Kamuda çalışıyorum. Evliyim ve iki çocuk babasıyım. Ken..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster