Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '09

 
Kategori
Ekolojik Yaşam
Okunma Sayısı
2408
 

Genetiği değiştirilmiş gıdalar

Dünya genelindeki gıda açığı ve tarım sektörünün ülke ekonomisi açısından önemi göz önüne alınarak, genetiği değiştirilmiş bitkilerin ülkemizde de yetiştirilmesinin önünü açacak olan yasa tasarısı TBMM gündemine taşınması birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Tasarıdaki yapılması düşünülen değişiklik ile şimdiye kadar dışardan ithal edilen genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünlerin Türkiye de üretilmesini öngörmektedir.

Dünyadaki hızlı nüfus artışı ve ekilebilir tarım alanlarının bilinçsiz ve amaç dışı kullanımı tarımsal üretimde azalmalar meydana getirmiştir. Bilim ve teknolojinin tarımsal üretimde kullanılmasıyla birlikte birim alan ve birim hayvandan daha fazla ürün elde edilerek bu açık kapatılmaya çalışılmıştır. Yapılan çeşitli ıslah çalışmaları sonucunda genetik kapasitesi yüksek hayvan ırkları ve bitki tohumları elde edilmiş, üretimi daha ekonomik ve karlı hale dönüştürmek için ise farklı sentetik kimyasal madde ve gübreler tarımsal üretimde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Son yıllarda, Gen Teknolojinden faydalanılarak bitki ve hayvanların genetik yapılarında değişiklikler yapmak suretiyle verim artışına gidilmesi ise meydana getirebileceği olumsuz sonuçlar nedeniyle bu teknolojinin tarımda kullanımını birçok yönüyle tartışmaya açmıştır. Gen teknolojisinde çeşitli teknikler kullanılarak, kalıtımsal olarak değişikliğe uğrattırılan organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)” denilmektedir. İngilizce’de ise “Genetically Modified Organism (GMO)” olarak tanımlanan bu teknoloji ile elde edilen hayvanlara “transgenik hayvanlar”, bitkilere “transgenik bitkiler” denilmektedir. Bu uygulama, DNA dediğimiz ve yaşamı belirleyen genlerin sarmal şeklinde bulunduğu bu yapının dışardan bir müdahale ile değiştirilmesi esasına dayanmaktadır. Kısacası, bir canlıya başka bir canlıdan gen aktarılması ile genetik yapısının değiştirilmesi ve yeni genetik özellikler taşıyan bir canlının elde edilmesidir. Bu şekilde elde edilen yani gen teknolojisi kullanılarak genetik yapısı değiştirilerek elde edilen gıdalara “Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar” denilmektedir.

GDO’ların tarımsal üretimde kullanılmasına karşı iki farklı yaklaşım ortaya konulmuştur. GDO’ların tarımsal üretimde kullanılmasını savunanlar; verimlilikte artış, tarımsal ilaç kullanmada azalma, çevre koşullarına kolay adaptasyon, ürünlerin raf ömrü ve besin değerinin artışı ve ayrıca, dünyadaki nüfus artışının sebep olduğu açlıkta artışı azaltma gibi sorunların çözüleceğini idea etmektedirler. Bu amaçla başta ABD olmak üzere birçok ülkede biyoteknolojik çalışmaların sonucu elde edilen transgenik tohumlar kullanılarak mısır, soya, pamuk, domates ve karpuz gibi ürünler yetiştirilmekte ve bu ürünlerin büyük bir kısmı ihraç edilmektedir. GDO’ların tarımsal üretimde kullanılmasını sağlık açısından son derece tehlikeli ve riskli bulan kesimler ise, böyle bir üretimin kısa vadede yararlı gibi görünse de aslında beraberinde büyük sorunlar getireceğini öne sürmektedirler. Doğada ekolojik dengenin bozulacağı, insan sağlığı için büyük riskler yaratacağı, biyoçeşitliliğin kaybına neden olacağı, ürünlerde patent vb uygulamaların ise tekelci bir piyasanın oluşacağı ve ekonomik açıdan gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler için sakıncalar doğuracağı belirtilmektedir.

Genel olarak dünyadaki GDO’ların tarımsal üretimde kullanılmasının etki ve sonuçlarına baktığımızda, bu ürünlerin bebek mama yapımında kullanılmasının tüm dünyada tamamen yasaklanmış olması bu ürünlere duyulan kuşkuyu da artırmakta ve bu ürünlerin üretildiği ve tüketildiği yerlerde biyogüvenlik yasalarının tekrar düzenlenmesini gündeme getirmiştir. Yine dünyada açlığın hala artış göstermesi akıllara “yetersiz gıda üretimi” mi “yetersiz alım gücü” mü sorularını getiriyor. Dünyada yaklaşık 852 milyon insanın sürekli açlık ile karşı karşıya kaldığı günümüzde, bu rakamın çok büyük bir oranının az gelişmiş ülkelerde olması yetersiz üretimden çok yetersiz alım gücünün bir sonucu olduğunu göstermektedir. Bilimsel araştırmalar, kısa vadede olumsuz sonuçların ortaya çıkmamasının uzun süreli olarak de çıkmayacağı anlamına gelmediğini göstermiştir. Ekosistemde meydana gelecek tahribatlar ve biyoçeşitlilikte oluşacak olası azalmalar telafisi çok zor sorunları beraberinde getirecektir. Temelde insan sağlığı ve doğal dengeyi korumayı hedefleyen bir tarımsal üretim şeklinin benimsenmesi en uygun seçenek olarak durmaktadır.

Her ülkenin sahip olduğu coğrafi koşullar ve iklim göz önüne alınarak uygulanacak bir tarımsal üretim modeli, yukarıda sıraladığımız sorunların çözümüne büyük katkılar sağlayacaktır. Toplam yüzölçümünün yaklaşık %36’sını tarım alanlarının oluşturduğu ülkemizde, toprakların verimliliği, ürün zenginliği ve biyoçeşitlilik açısından değerlendirildiğinde sürdürülebilirliği olan en uygun tarımsal üretim modelinin “Organik Tarım” olduğu görülmektedir. Toprakları büyük oranda sentetik girdilerle kirlenmediği birçok bölgemiz büyük bir organik tarım potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel akıllıca kullanılması kırsal kalkınmayı beraberinde getireceği gibi dünyada organik tarım tedarikçisi olan bir ülke konumuna getirecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 2572
Kayıt tarihi
: 02.07.09
 
 

Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nden 1997’de mezun oldum. Aynı Üniversitede yüksek lisans ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster