Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
447
 

George Orwell ve MHP

Türk milliyetçiliğinin merkezi MHP seçimler yaklaşırken kaset skandallarıyla çalkalanıyor. Parti’nin A Takımı kasetlere bir bir yeniliyor. Televizyon yorumcuları, köşe yazarları bu yenilgiyi anlamamızı sağlayacak değerlendirmeler yapıyorlar. 

Özetle MHP’deki gelişmelerin iki önemli sonucunun olacağı dile getiriyor. Birincisi, Devlet Bahçeli ile merkeze konumlandırılmaya çalışılan MHP’nin ve dolayısıyla ülkücülerin sokağa çekilerek partinin marjinalleştirilmesi, ikincisi, milliyetçi cephenin zincirlerinden koparılarak yeni CHP’ye benzer şekilde “Yeni MHP”nin inşası. 

Belirtelim, hedeflenen ne olursa olsun sonuç, beklentilerin dışında olacak. Çünkü tarih bize doğal süreçlerle beslenmeyen hiçbir gelişmenin beklentilere cevap olmadığını gösteriyor. Bu yüzden MHP’ye yapılan kaset darbesi istenilen sonucu veremeyecek. 

Veremeyecek ama MHP üzerinden siyasete yapılan kaset darbesini nasıl değerlendireceğiz? İnsanların özel hayatını siyasi amaçlara bu kadar kolayca kurban eden zihniyeti nereye koyacağız? 

Kasetler, şantajlar ve ses kayıtları ile biçimlendirilmeye çalışılan politikanın ülkemize nasıl bir katkısı olacak? Sadece kasetlerle değil siyasete dışarıdan yapılan her türlü müdahalenin sonuç vermediği 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırası ile yeterince ortada değil mi? 

İnsanlar, 27 Mayıs darbesinden sonra mahkemelerde Adnan Menderes’in kasasından çıktığı iddia edilen kadın külotu ve özel ilişkisinin ortaya çıkarılmasının utancını hala yaşarken, Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz’ün fantezilerinin televizyonlar aracılığıyla evlerimize sokulmasının amacını daha şimdi kavramışken, bireylerin mahremiyetinin bu kadar ucuzca sergilenmesi hangi amaca hizmet ederse etsin önce vicdanlarda mahkum olacak. 

Tam siyasi aktörler askeri vesayetin gölgesinden kendini kurtardı derken siyasetin “kaset vesayetine” mahkum olması demokrasimize de hiçbir katkı sağlamayacak. 

Bu olay artık Türkiye siyasetine dışarıdan müdahaleleri kolaylaştıracak istihbarat gücünü elinde bulunduranların amaçları için siyasi şantajları yoğunlaştırmasına yol açacaktır. Yani artık halk ve partiler siyasi yaşamın öznesi olmaktan çıkacaktır. 

Halk gücünün belirleyici olmadığı siyasi biçimlendirmelerin o topluma fayda sağlamadığı, sağlayamayacağı ise hem dünya tarihinde hem de Türkiye tarihindeki örnekleriyle ortadadır. 

Peki MHP neyi yaşıyor? Aslında MHP, George Orwell’ın 1948 yılında kurguladıklarını yaşıyor. İngiliz Edebiyatının kurgu ustası George Orwell 1948 yılında yazdığı “1984” romanı 2011 yılında MHP üzerinden hayat buluyor. 

Roman, birilerine bir şey hatırlatır mı bilinmez ama “Okyanusya” denilen bir yerde geçer. Burada her şey ve herkes “Okyanusya” sisteminin sürdürülmesini sağlamak için çalışır. Televizyonlarda haber bültenleri, gazeteler, kitaplar sistemin sürdürülmesi için birer araçtır. Okyanusya’nın tek hakimi ise “Big Brother” yani Büyük Birader’dir. 

Büyük Birader, kurduğu sistem sayesinde insanların kendisine bağlılığını sağlamaya çalışır. Bu bağlılığın sağlanmasında sürekli bir izlenme-gözetlenme durumu, yani her yerde ”Büyük Birader seni izliyor” algısı önemli yer tutar. 

Büyük Birader sistemini kurgularken insanların zihin dünyalarını ele geçirir. Dil, sisteme bağlılığı sağlayacak şekilde biçimlendirilir. Polis teşkilatı, Büyük Birader’in sistemi için her yerdedir. Hatta insanların düşüncelerini okuyan düşünce polisleri bile bulunmaktadır. 

Öyle ki cinsel ilişki bile zevk için değil sisteme nüfus kazandırmak için yapılır. Cinsel ilişkinin zevk için yapıldığı anlaşıldığında Büyük Birader’in adamları devreye girerek bireyleri cezalandırır. 

Sistemin sürekliliği Büyük Birader’in evlerde kurduğu tele-kameralar aracılığıyla olur. Kameraların olmadığı bir yer yoktur. Sisteme muhalif olan herkes bu kameralar sayesinde yakayı ele vererek sisteme karşı uysallaştırılır. 

Bu sisteme karşı çıkan kahramanımız Winston, tüm çabalarına rağmen Büyük Birader’in kameralarına yakalanır. Sistemin makineleştirdiği polislerin çabalarıyla Winston’un sadece sözde değil özde de Büyük Birader’e bağlılığını göstermesi sağlanır. 

 

Roman muhalif Winston’un “Ah! Kötü, gereksiz anlaşmazlık! Ah! Kendisini koruyan o şefkatli kucaktan kovulan inatçı kafa” diyerek Büyük Birader”e bağlığını ifade etmesiyle biter. 

Evet, MHP lideri Devlet Bahçeli Winston rolünü oynamaya başladığı anda Büyük Birader’in kameraları devreye girmiş ve partisinin kurmayları bir bir kendisini terk etmek zorunda kalmışlardır. 

Sıra, şimdi, üniversitelerde her haksızlığa karşı “susmak sustukça sıra sana gelecek” diye sloganlar attığımızda ellerinde sopaları, döner bıçakları ve dillerinde “Ya Allah, Bismillah, Allah’ü Ekber” ile karşımıza dikilen ülkücülerin “susma sustukça sıra sana gelecek” diye slogan atmalarında. Biz yüreğimizde Allah ve ellerimizde alkışla onların yanında olacağız. Evet, yanlarında olacağız ve bunu onlar, bunlar, şunlar olduğu için değil haksızlığa karşı olduğumuz için yapacağız. 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 470
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster