Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '17

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
687
 

Gerçek Bir Suç Hikayesi:The Imposter

Gerçek Bir Suç Hikayesi:The Imposter
 

13 yaşındaki Nicholas Barclay en son arkadaşlarıyla basketbol oynarken 13 Haziran 1994'de San Antanio, Teksas'da görüldü. Nicholas daha sonra eve gitmedi ve kendisinden bir daha da haber alınamadı. Kaybolduktan 3 yıl 4 ay sonra, 7 Ekim 1997 yılında, Linares İspanya'da, polis yetkilileri gençlik barınağındaki bir adamdan bir telefon çağrısı aldı. Adam Nicholas'ın çocuk seks operasyonundan kaçtıktan sonra İspanyadaki bir barınakta yaşadığını söyledi. Adam Nicholas olduğuna inandığı kişinin yıllardır suistimal edildiğine inandığını söyledi. Nicholas'ın kız kardeşi İspanyaya gitti ve o kişiyi kardeşi olarak tanımladı ve onu Texas'a götürdü.

Nicholas'ın annesi çocuğun kendi çocuğu olduğuna inandı ama diğer insanlar onun iddiasından şüpheliydi. Bulunan kişi esmer tenli, koyu kahverengi saçları ve gözleri vardı ve Fransız aksanı ile İngilizce konuşuyordu. Kişinin iddiasına göre onu kaçıranlar onun saç ve göz rengini kimyasal olarak değiştirmişti ve aksanını ise Avrupa'da çok uzun süre yaşadığı için olduğunu iddia etti. 

Nicholas'ın ailesi bu kişiyle 5 ay birlikte yaşadı. Kaybolduktan sonra başka bir ülkede bulunan çocuk olmasından dolayı medyanın ilgisini çekti. Medyanın ilgisiyle bu olay hükümet yetkililerinin ve özel bir dedektifin de ilgisini çekti ve bulunan çocuk Nicholas'a hiç benzemiyordu. Fakat aile bulunan çocuğun Nicholas olduğunda ısrar ediyordu. Bulunan çocuk kimliğinin onaylanması için gönüllü olarak kan vermeyi ve parmak izinin alınmasını geri çeviriyordu. 1998 yılında Şubat ayında, FBI aileden ve çocuktan mahkeme kararıyla örnekler alarak DNA testi yaptırdı. Parmak izleri bulunan çocuğu , Nicholas kılığına girmiş 23 yaşında Fransız vatandaşı Frederic Bourdin olarak tanımladı. Bourdin'in Avrupa'da ceza geçmişi var ve bir çok ad kullanmış.

Bourdin kayıp çocuklar merkezinden kayıp çocuğun bilgisini aldıktan sonra Nicholas'ın kılığına girdiğini kabul etti. Bourdin daha sonra Nicholas hakkında çeşitli iddialarda bulundu: Nicholas'ı İspanyadan tanıdığını, ve hayatta olduğunu, Nicholas'ın öldüğüne dair elinde kanıt olduğunu. Daha sonra, Nicholas ile hiç tanışmadığını ve dava hakkında bir bilgisi olmadığını söyledi. Bourdin pasaport dolandırıcılığı ve yalan yere yemin suçlarından, Barclay ailesine verdiği zarardan dolayı 1998 yılında San Antanio Federal Mahkemesi tarafından suçlu bulundu ve 6 yıl ceza aldı. 

Missing Children Wikia, Nicholas Barclay sayfasında Nicholas'ın hikayesi şöyle anlatılmış. Ben kesin kaynak olmadığı için direk konunun içine katmak yerine ayrı bir şekilde iddia olarak yazmak istedim.

13 yaşındaki Nicholas Barclay en son arkadaşlarıyla basketbol oynarken 13 Haziran 1994'de San Antanio, Teksas'da görüldü. Nicholas evi aradı ve annesinin onu gelip almasını istedi ama annesi uyuyordu ve büyük abisi annesini uyandırmayı reddetti. Nicholas eve hiç dönmedi. Yetkililer ilk başta Nicholas'ın geçmişte de böyle bir şey yaptığı için kendi kendine gittiğine inandılar ama Nicholas asla 1 günden fazla kayıp olmamıştı.

 Nicholas'ın annesi Nicholas'ın ara sıra ona vurduğunu ve lanet ettiğini söyledi. Nicholas'ın annesi abisini oğlunu kontrol altında tutması için evine taşındırtmış. Nicholas sıklıkla okulu asar ve okula gitmediği için belaya girermiş. Nicholas'ın çocuk suç kaydı vardı: bir markete zorla girmiş, bir çift ayakkabı çalmış ve öğretmeninin tehdit etmiş. Ceza yargılaması 14 Haziran 1994'te belirlenmiş (kayboluşunun ertesi günü) ve bir ihtimal kendisinin karşı olduğu bir grup evine yerleştirilmekti.

 25 Eylül 1994'te Nicholas'ın üvey olan büyük abisi polisi aradı ve Nicholas'ın ailenin garajına gizlice girmeye çalışırken gördüğünü sandığını söylemiş ama Nicholas'ın abisinin kendisini gördüğünü anlayınca kaçmış. Polis mahalleyi aramış ama onu bulamamış. Polisler Nicholas'ın abisinin aslında onu gördüğüne inanmamışlar.

Olayın buradan sonrası 7 Ekim 1997 yılında gelen telefon araması ile devam ediyor.

 Frederick Bourdin

 Fransız basınında Bukalemun lakabıyla tanınan ünlü seri dolandırcıdır. Bourdin çocuk taklidi yaparak beş yüzden fazla kişinin kimliğine girdiği ve bu yntemle dolandırıcılık yaptığı iddia edilmektedir.  Bunlardan üçünün ise gerçekten kayıp kişiler olduğu tespit edilmiştir.

 Frederick Fransa'da doğdu ve aşırı ırkçı olan dedesi tarafından büyütüldü. Annesinin evli olmadığı Cezayirli bir göçmen olan Kaci ile ilişkisinden dünyaya gelmiş. Annesi Ghisla Frederick'in babası ile çalıştığı fabrikada tanışmış. Annesi ona hamile kaldığında daha 18 yaşındaymış ve babasını hiç tanımamış. 5 yaşındayken dedesinin yanına taşınmışlar. Dedesi Arapların bir tür insanlardan daha az önemli insanlar olduğunu düşünürmüş ve öfkesinin tümünü çocuklarından ve eşinden çıkarırmış.

 Frederick'in annesi (zihinsel) dengesizmişi ve ,onu gördüğü nadir zamanlarda, saldırganmış.Annesinin o bebekken onu ağlatana kadar nasıl sert bir şekilde onu tokatladığını ve daha sonra kucakladığını ve sevdiğini söylediğini hatırladığını söylüyor. Onu teselli edebilmek için kasten incitiyormuş. Frederick'in komşulara gidip yardım istemesi için annesinin ölü numarası yaptığını hatırladığını söylüyor. " O her zaman kurban olmak istedi."

 Kendisi yarı Afgan olduğu için aileler çocuklarına onunla oynamasını yasaklarmış. 8 yaşına kadar, onu taciz eden bir komşusunun korkusuyla yaşamış. Hiçbir suçlama getirilmemiş çünkü anneannesi skandal olmasını istememiş. "Seni sevmesi gereken kişiler tarafından olduğun kişiden dolayı utandırıldığın zaman, senin bir pislik olduğuna seni inandırırlarsa, o zaman sen de onların gurur duyacağı, seveceği birisi olmak istersin."

 12 yaşındayken bir çocuk evinde yaşamaya gönderilmiş. 16 yaşındayken, başka bir eve yerleştirilmiş ,ama orada mutlu değilmiş, otostop yaparak Paris'e kaçmaya kaçmaya karar vermiş. 

" Hayatımda her gün, her hafta, her ay, tek amacım insanların bana bakmasını sağlamaktı." Kuralları vardı: çalmaktan hoşlanmıyordu, hiç kimseyi para için kandırmadı yada demir yollarını dolandırmadı - hep otostop yaptı. Tek bir nedeni vardı, barınak, aile ve sevgi bulmak.

 1997'de seyahatleri onu Bulgaristan, Almanya, Danimarka'dan New York'dan kaçmış Mark kılığına girdiği  İsveç'e kadar götürdü. Onun sahtekar olduğu sonucuna çabucak varan Amerikan konsolosluğundan bir yetkili tarafından sorgulandı. Paris'e giden bir uçağa bindirildi, sınır dışı edildi ve güneye doğru yönün çevirdi.. O Ekim'de, İspanya Linares'de yine 14 yaşında bir çocuk kılığına girerek bir gençlik barınağına yerleştirildi.  Onun davasından sorumlu çocuk refahı hakimi ona bir seçim sundu: ona kim olduğunu söyleyecekti yada parmak izi alınacaktı - Bourdin'in hapse girmesini neden olacağına inandığı bir seçenek.

 O güne kadar Bourdin sadece kimlikler uydurdu. Ancak şimdi bir tane kimlik çalmak için kaderini belirleyen bir seçim yaptı.

 Bourdin Amerikan rüyasını kucakladığını hayal etse de, katıldığı ailenin içinde yetiştiği aileden bir farkının olmadığının çabucak farkına vardı. Nicholas'ın annesi Beverly, Nicholas, Carey ve Nicholas'ın büyük abisi Jason'ı kendi başına büyüten bir bağımlıydı. Jaons'ın uyuşturucu ile problemi vardı. Bourdin'in aileye sızması sırasında, Beverly bağımlılığını metadon ile yönetiyordu.

 Bourdin 6 Mart 1998'de yakalandı. 3 buçuk ay boyunca 'Nicholas Barclay' idi. Gözaltındayken, polise Jason ve Beverly'nin Nicholas'ın ortadan kaybolması ile bağlantılı olduğuna inandığını söyledi. Bölge savcısı, cinayet soruşturması için delil hazırlamaya başladı. Beverly ve Jason sorgulandı, ama Jason aşırı dozdan ölünce -intihar olduğundan şüpheleniyor- soruşturma bırakıldı.

 2003 yılında ABD'den Fransa'ya sınır dışı edildikten sonra 1996 yılından bu yana kayıp olan Leo Balley isimli 14 yaşındaki çocuğun, 2004 yılında İspanyada bombala olayları sırasında annesinin Ruben Sanchez Espinoza olduğunu iddia eden yetişkin, 2005 yılında Haziran ayında, 15 yaşında ailesinin bir trafik kazasında öldüğünü söyleyen yetim İspanyol Francisco Hernandes-Fernandez kılığına girdi. Hepsinde polis tarafından yakalandı.

 8 Ağustos 2008 yılında Isabelle isimli Fransız bir kadınla evlendi. Bu evlilikten 3 çocukları bulunmaktadır. Daily Mirror gazetesine göre Bourdin bir daha asla kimseyi taklit etmeyeceğini söylemiştir.

 2010 yılında Fransız yönetmen ve senarist Jean-Paul Salome tarafından, Bourdin'in yerine geçtiği Nicholas Barclay'ın durumunu kurgusal olarak anlattığı Bukalemun isimli film çekildi. Barty Layton yönetmenliği ile filmden uyarlanan belgesel biyografi filmi The Imposter çekilmiştir.

 Filme gelecek olursak film bütün bu kimlik sahtekarlığı hikayesini anlatıyor bize. Filmin tamamı belgesel tarzında, gerçek ve rol yapan röportajlar, televizyon görüntüleri ve biyografi film içeriği çoğu zaman birbiri ile karışıktır. İzlerken filmin neresinin gerçek neresinin gerçek olmadığına dikkat edilmelidir. Filmde gerçek Frederick Bourdin ve Nicholas Barclay'ın bazı gerçek aile üyelerinin röportajları var.

 Filmde her şey noktası noktasına aynı değil, biyografik bir film ama bazı kısımlarda olayın gerçekleşme şekli değişiktir.

Oyuncular:

Röportajlar (Gerçek Kişiler):

Frederick Bourdin

Carey Gibson / Nicholas'ın Ablası

Beverly Dollarhide / Nicholas'ın Annesi

Bryan Gibson / Nicholas'ın Eniştesi

Codey Gbison / Nicholas'ın Yiğeni

Nancy Fisher

Charlie Parker, Dedektif

Bruce Perry, Doktor

Philip French

Drama Sahneleri (Oyuncular):

Adam O'Brain: Frederick Bourdin

Anna Ruben: Carey Gibson / Nicholas'ın ablası

Cathy Drecbach: Nancy Fisher

Alan Teichman: Charlie Parker

Ivan Villanuvena: Sosyal Hizmet Uzmanı

Maria Jesus Hoyos: Yargıç

Ampora Fontanet: Kadın Polis

Anton Marti: Erkek Polis

Ken Appledorn: Amerikan Elçi

Film Hakkında Yorumlarım:

 İzlediğim en ürkütücü en korkunç filmlerden biriydi çünkü olayda çok fazla gizem var. Bir çocuk kaybolmuş ama nasıl ve neden olduğu bilinmiyor. 4 yıl sonra aileye telefon geliyor ve kayıp çocuklarına benzer bir çocuğun olduğu söyleniyor. Fakat bu bir çocuk değil bir çocuk kılığına girmiş bir yetişkin, adam! Nasıl hareket etmesini, davranmasını ve ne söylememesini çok iyi biliyor. En başında polislere tacize uğramış bir çocuk olduğunu kendisinin değil davranışlarının polislere bunu anlattığını söylediğinde vay canına diyorsunuz. Tam bir profesyonel!

 Filmin başında röportaj yapılan gerçek Frederick Bourdin bu arada. Yani gerçek bir suçlu kamera karşısında çok rahat bir şekilde bütün bu kimlik hırsızlığı işini nasıl yaptığını soğukkanlılıkla anlatıyor. Artı, filmin başlarında ailenin Nicholas bulundu heyecanını görünce içim cız etti. Yani bir ailenin hayatıyla bu derece oynamak çok korkunç. Ailenin de açıkçası özellikle annenin Nicholas'ın bulunmasına olan sevincinden dolayı bir süreliğine umutla gözünün gerçekten kör olması söyleyecek bir şey bulamıyorum. Aileye biraz üzülüyorum ama izlerken bir yandan da üzülmek için çok erken, sonunu bekle, kesin ailede de bir gizem var diye düşünüyorum. Yani çocuğun nasıl kaybolduğuna dair en ufak bir bilgi yok, kaçırılmış olabileceğine dair de bir bilgi yok. Bir görgü tanığı bir ihtimal dahi yok ortada.

 Diğer yadan Frederick'in durumuna bakınca ona da üzülmüyor değilim. Yaptıkları kesinlikle doğru değil ama baktığımızda sadece kendisine aile arayan 23 yaşında bir çocuk. Bütün yaşadıklarını göz önüne alınca böyle bir şeyin içine girmiş olması normal geliyor bana. Zaten röportajında; "Onlar için bu yabancının onların çocuğu olduğunu taklit etmek, onlar için korkunçtu. Beni daha iyi yapmaz. Yaptığım acımasız ve kötüydü ve alacağım her cezayı hak ediyorum. Ama hesaplanmamıştı. Sadece oluverdi." diye açıklamada bulunmuş. Zaten filmin başında da bir şekilde bu olayın içine çekildiğini görebiliyoruz. 

 Diğer yandan, askerler tarafından kaçırılıp gördüğü şiddetin ve tacizin hikayesi hayal gücünün de ötesinde. Bu kadar vahşet bir hikaye uydurmak söyleyecek kelime bulamıyorum. Fakat insan yine de uydurduğu hikayede bir kısmın doğru olamayacağını anlar. Yani bir insanın göz rengini değiştirmek o zamanki yıllarda imkansıza yakın olmalı. 2017 yılında bile bu göz rengi değiştirme olayı aşırı masraflı, tehlikeli ve sadece belli başlı ülkelerde azınlık doktorlar tarafından yapılırken 1997 yılında bu tip hikayeye inanmak çok zor. Aslında başından bu olaya inanmak zor. Amerika kaybolan çocuk 3 yıl sonra İspanyada bulunuyor. Sosyal Hizmet Uzmanı ilk görüşmede yanlış bir şeyler olduğunu anlıyor çünkü bulunan bir çocuğa benzemiyor. Sakalları tıraş edilmiş, suratından belli oluyor ve teni daha koyu. Suratının şekli bambaşka, büyüyebilir değişebilir ama simanın değişeceğini düşünmüyorum. Zaten Frederick'e göre anne her ne kadar onun Nicholas olduğunu söylese de kendisi de inanmamış. Röportajında da havaalanındaki ilk buluşmada Beverly'nin onu kucaklamasına rağmen yüzündeki hayal kırıklığını gizleyemediğini söylemiş.

 Filmi izlediğim süre boyunca ve hatta röportajları okudukça bu ailede ters olan bir şeylerin olduğu hissinden vazgeçemiyorum. Hatta belki çocuğun kayboluşunda bile etkileri olabilir. Yani nasıl bir aile kendi çocuğunu, kardeşini tanıyamaz. Birincisi farklı aksanla İngilizce konuşuyor, göz rengi koyu, saç rengi başka, yüzünün şekli başka, suratında sakal var. Bence aile ya buluna kişinin kendi çocukları olmadığını bildiği halde olayın üzerini kapatmak için kabul etti ya da artık çok çaresiz oldukları için bulunan kişinin Nicholas olmasını istediler. 

 Aile hep röportaj kısımlarında bazı olaylarda yaptıkları şeyleri yaptıklarını hatırlamadıklarını yada öyle bir şey olmadığını söylüyorlar. İlk olarak abla görevli ile yaptığı telefon konuşmasında görevlinin ona bulunan kişinin kendisinin kardeşi olmadığını söylediğini hatırlamıyor, böyle bir konuşma hatırlamıyorum diyor. Anne de DNA örneği istendiğinde abartılı tepki verip reddettiğini hatırlamadığını söylüyor. Bunları söylerken de o kadar inandırıcılar ki bizi de düşündürüyorlar. Ama sonuçta bir devlet yetkilisi yalan söyleyecek değil. En önemlisi Frederick röportajında Beverly ile arasında geçen bir konuşmayı anlatmış. Frederick ablası Carey'in evinden üç ay sonra ayrılmış ve Beverly'nin yaşadığı motele taşınmış. Bir gece Beverly sarhoşmuş, tartışmaya başlamışlar. Onunla oynamak için, Bourdin ona "Ya Nick değilsem?" demiş. Ona bakmış ve ona cehnenemi yaşatanın her zaman Nick olduğunu söylemiş. Bourdin röportajda Beverly'nin ona Jason'ın Nicholas'ı öldürdüğüne inandığını söylemiş. Deli gibi ağlamaya başlamış ve odasına gitmiş. Umutsuzmuş, sonradan ona şaka olduğunu söylemiş. Hatırladığını sanmıyorum, kendine acı çektiriyordu demiş.

 Son olarak bu film bence kesinlikle izlenmeli. İzlerken o kadar çok teori üretiyorsunuz ki ben bir yerden sonra düşünmekten yoruldum. Filmde Frederick masum gibi gösterilmiş biraz ama bence ne Frederick ne de aile masum değil. Jason mesela bu olaya hep mesafeli kalandı ve bütün şüpheler onun üzerine çekildi, suçluymuş gibi gösterildi. Hatta Jason sadece bir kez Nicholas bulunduğunda bulun kişiyi görmeye gitti ve ona söylediği şey "İyi Şanslar". Bu ne demekti şimdi?! Sen Nicholas değilsin, kandırma hikayende iyi şanslar mı yoksa bu aile içinde kalarak mı İyi Şanslar demek istedi? İzleyin ve görün demek istiyorum sadece. Aklım hala çok karışık. 

Frederick Bourdin Röportajı, Telegraph:

http://www.telegraph.co.uk/culture/film/filmmakersonfilm/9459425/The-Imposter-interview-with-the-Chameleon.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1140
Kayıt tarihi
: 29.04.15
 
 

Işık Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Erken mezun olmuş biri olarak mesleğime henü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster