Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '06

 
Kategori
Mesleki Eğitim
Okunma Sayısı
1433
 

Gerçek hayatlar...

Gerçek hayatlar...
 

Sırtında battaniye, yüzü kir pas içinde bir çocuk... Oturmuş betonun üzerine, önünde bir sandalye, sandalyenin üzerinde bir mum ve bir defter... Bir elinde kalem, bir elinde bir parça kuru ekmek... Yanı başında sönmek istermiş gibi isteksizce yanan bir ateş...

Uzaklarda, çoook uzaklarda gibi görünen, karlarla kaplı bir düzlük... Kar boyu nerdeyse adam boyuna yaklaşmış... Bir grup silüet -çocuk mu demeliyim karar veremiyorum- o karın içinde seçemiyorum yüzlerini... Silüetlerin mavi önlükleri var, sırtlarında ince montlar, bazılarında mont bile yok... Sırt çantaları bellerini bükmüş, kar bellerini bükmüş, soğuk bellerini bükmüş, hiç bitmeyen, uzadıkça uzayan yollar bellerini bükmüş...

Bir dere kenarı... Sular oldukça azgın görünüyor burdan bakıldığında ve derin... Tahta bir sal -ya da yanyana çivilenmiş tahta parçaları mı demeliyim? - ve salın üzerinde mavi önlüklüler... Onlara çocuk diyemiyorum hayatın yükünü bu yaşta omuzlarına külçe gibi bırakıvermişken, onlar ezilmişken bunca yükün altında, ben onlara çocuk diyemiyorum... Bir elleriyle salın üzerinden geçen, onları yolun karşısına geçirecek ipe sarılıp derenin karşısına geçmeye çalışıyorlar..

Şırnak'ta bir yol üstü... Yerler çamur, toz-toprak... Biz yağmur yağdığında toprak kokusunu içimize çekerken huzurla, bilmediğimiz bir yerlerde huzur çamura dönüşüyor. Yolun üstünde 2 çocuk, ayakkabısız oldukları dikkatle bakınca anlaşılıyor, çamurdan-kirden simsiyah olmuş ayakları... Üstlerinde önlükleri yok, kendime bile soramıyorum neden okulda değiller diye...

Maçka Parkı'nda yeşillere gömülmüş huzur içinde deniz, martı seslerini dinlerken irkiliyorum bir grup çocuk sesiyle... Daha ilköğretim çağındaki çocuklar huzuru yeşilde arayanlardan istedikleri bir kaç kuruşla ne yapacaklarını tasarlarken yeni bir av görmüş gibi atılıyorlar bana doğru... Soruyorum kendime bile soramadığım soruyu; "neden okulda değiller?" Aldığım cevap suçlulukla beni başka sorulara götürüyor; neden memleketlerinde değiller, neden kendi köylerinde değiller? Keşke imkansızlıklarla dolu bir köy bile olsa kendi yurtlarında olsalardı, çoban bile olsalardı keşke ama dilenmeselerdi! Keşke okuyamasalar da çiftçi olsalardı ama özgürce kendi yurtlarında yaşama hakları ellerinden alınmasaydı.

Bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçen bu manzaralar birer fotoğraf karesiydi, gerçek ama -tahayyül bile edemediğimizden olsa gerek- yok sayılan gerçekler. Masal gibi dinlediğimiz, duyduğumuz ama bir süre hayıflanıp gerçek hayatımızın(!) temposuna devam ettiğimiz, bırak kalbimizi beynimizin küçük bir yerinde bile iz bırakmayan gerçekler...

Bir tarafta ulaşımsızlıktan okula gidemeyen çocuklar, bir tarafta yaptığı yanlışları fütursuzca kameraya kaydedebilen liselilerimiz-teknoloji arsızları- Bir tarafta verimli topraklarını terketmek zorunda kalıp sefalete itilen gençlerimiz, bir tarafta fazla harçlık mağduru bataklığa itilen eroinmanlarımız... Ellerinde kendileri gibi 5 çocuk okutmaya yetecek kadar maddiyatı olan, maneviyat fakirleri bizler... Değişen dünya bize güzel günler getirmiyor... Kabul etsekte etmesekte hepsi bizim halkımız, hepsi bizim gençlerimiz... Karlara gömülmüş silüet de, hocasını döven liseli de, sokaktaki minik boyacı da, kolu yokmuş gibi taklit yapıp dilenen minik te, ve dahi üniversitelimiz de, okul birincisi de, en terbiyelisi de, en akıllısı da... Hepsi bizim halkımız... Hepsi bizim eserimiz...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 878
Kayıt tarihi
: 25.11.06
 
 

Bir yabancı dili öğretmek zorunda olmak yabancı kültüre de sarılmak demek.. Aynı zamanda kendi kültü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster