Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '18

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
38
 

Gerçek Hikayeler

Gerçek Hikayeler
 

Gerçek hikayeler düşünmeden, doğaçlama bile olmadan, kurguladığımız şeylerin aklımıza ilk gelen yalın haliyle anlatılan şeylerdir. Bu anlattığımız şeyde düşünce rejimini yani düşünmemeyi başarmak esas meseledir. Bir şeyi karşımızdakine konuştuğumuzda ve konuştuğumuz şeyi hafızamıza alıp hatırlıyorsak o, karşımızdaki kişinin hafızasına hiç bir şey vermemiş oluruz. Eğer karşımızdaki kişinin konuştuklarımızın hepsini hatırlamasını istiyorsak konuştuklarımızı düşünmeyip, unutarak ve konuşmalarımızdan zevk almamalıyız. Bunu ancak devamlı bir düşünme rejimi ile başarabiliriz. Ve düşünce rejiminde öyle bir noktaya geliriz ki artık düşünmeye ihtiyaç duymadan doğru şeyleri söylemeye başlarız.?

Elbet bir hikayeci eskiden beri birikim yapmalı. Düzenli ve sürekli kitap okumalı  Elinin altında mutlaka beş on kitap bulundurmalı kütüphanesinde. Kitap denen şey ona ilham verecektir. Bir insan ancak acısını, ızdırabını, eziyet ve sıkıntısını çektiğinde planladığı şeyi daha iyi yazar.  Ve eserimizi kalıcı olarak mühürlemek istiyorsak en sevdiğimiz bir eşyamızı kırıp parçalayarak ritüelimizi tamamlamış oluruz.

Geleceği tüm insanlar sever. Bu zaman için mücadele verirler. Bir yazar içinde böyledir. Eserinin bin yıl sonrada var olmasını ister. Ve bu ceyrana bende kapıldım. Yazdığım hikayeleri mermere işledim ve onu insanlardan uzak yerlere gömmek istedim. Platonu düşünüyorum da o eserlerinin kalitesi ile günümüze kadar gelmiş. Ama bunca insan meşhurluk denen şeyi başaramayacağına göre kitap yayınlayamayan kardeşlerime bir önerim var. Eserinizi arkalı önlü fotokobisini çektirin. Ve matbaada eserinize bir zımba bastırın. Ve tek nüshalık eserinizi kütüphaneye bağışlayın. Tek nüsha önemlidir. Zaman gelir tek nüsha üzerinden eserinize çok değer biçilir. Siz eserinizin semeresini görmeseniz de bin yıl sonra var olacağını bileceğiniz için içiniz rahat olur. Bu ütoppik düşünce felan değildir.

Ve diğer bir gerçek ise okuduğumuz kitabın yazarı ve okuyanları ile görünmez ve gizli bir bağlantıya geçmek. Be buna rabıta diyorum. Ben her okumaya başladığım kitabın yazarına, kitap bitesiye kadar her gün bir defa, yarım saat rabıta yapıyorum. O gün kitap okuma miktarım bitince bağdaş kurup başımı kalbime eğip gözlerimi yumup başlıyorum. Bağlandığım yazarın kalbinden kendi kalbime çay rengindeki kırmızı nurun aktığını yarım saat düşünüyorum. Elbet bu rabıtanın öncesinde ve sonrasında okunacak dua ve ayetler var.

Size bir örnek vereyim. Yaşar Kemal ölmeden önce ona rabıta ile bir kaç kez bağlandım. Yaşar Kemal'in evine girdiğimi, yanına yaklaştığımı ve elini öptüğümü düşündüm. İçimden "Destur ya Yaşar Kemal" dedim. Ve Yaşar Kemal'in kalbinden kendi kalbime çay renginde kırmızı nurun aktığını yarım saat düşündüm. Rabıtanın bitiminde onun elini öptüğümü ve geri geri huzurundan çekildiğimi ve geldiğim yeri takip ederek Yaşar Kemal'in evinden ayrıldığımı düşündüm.

Gerçek hikayeler bunu başarmış yazarların manevi dünyasına girerek olur. Onlardan manevi bir şey kapmak ise onların kitabını okuyarak ve onlara rabıta yaparak olur.

Tuna M. Yaşar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 249
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 321
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ve okültizm ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster