Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
686
 

Gerçek yazar olmak yeterli adının önemi yok

Gerçek yazar olmak yeterli adının önemi yok
 

Yazma tutkumdan dolayı blogda yazmaya başladım. Yazmaya üniversiteden doktoramı bitirdiğim zaman siyasetle, politikayla ilgim olmadığı sadece bilimle uğraştığım için atılacağımı ve kadro gelmeyeceğini gördüğüm zaman kurtarıcı olarak sarıldım. O günden beri yazmak benim için sıkıştığımda bir kurtarıcı, kendimi ifade etme yöntemi ya da en önemli hobim. Hayatta her zaman düşündüğüm konu şu oldu: Benim ülkemde de insanlar birgün karşılarındaki insanların fikirlerine saygı duyarak içinden geldiği gibi düşündüklerini söyleyebilecekler ve karşısındaki insanlarda saygılı bir şekilde cevap verebilecekler mi ?

Milliyet Blog’da veya diğer gazetelerde yazı yazan yazarlar ve politikacılarda genelde ilk gördüğümüz konu, sürekli olarak birilerine sataşma, birilerine yaranma, birilerine küfretme üzerine kurulu. Toplumumuzda birilerine kızmadan, küfretmeden, laflarla ve yazılarıyla giydirmeden düzgün yazı yazan kaç yazar, kaç blog yazarı ya da kaç yazar, kaç köşe yazarı ve edebiyatçı var.

Ben de yazma tutkumu Milliyet Blog’da sürdürmeye çalışıyorum ve şu ana kadar 140 adet blog yazdım. Yazdıklarıma baktığımda içlerinden çok azının bildiğim ve uzman olduğum konularda yazdıklarım olduğunu, çoğunluğunun ise medyadan, gazeten ya da çevremden etkilenerek yaptığım yorumlardan, kızgınlıklardan, sataşmalardan ibaret olduğunu gördüm. Yeri geldiğinde mizah konusunda blog yazdığım zaman insanları güldürdüğümü düşündüğüm zaman daha mutlu oldum. Magazin gündemi ya cinsellikle ilgili blog yazdığımda tıklanma oranımın yükseldiğini ama bildiğim ve uzman olduğum tarım konusunda yazılar yazdığımda sansasyonel başlık koymadığım takdirde fazla okunmadığını gördüm.

Blog yazarlığı ya da adı üzerinde yazarlıkta derin düşünce fikir içeren kaç yazı yazılıyor, kaç yorum yapılıyor ülkemizde. Ülkemizde herkesin her konuda bilip bilmeden konuşmak, fikir söylemek, yorum yapmak gibi bir alışkanlığı vardır. Biri çıkar bir politikacıyı sevmez ya da politikacının söylediklerini benimsemez partisini değiştirir, diğer bir futbolcunun özel hayatından dolayı taraf olduğu takımı değiştirir, bir köşe yazarı çıkar köşesini satar ve iktidarın kalemi, kalemşörü olabilir. Ama hepsinden önemlisi pek çok konuda ülkemizde insanların yaptıkları değil özelleri konuşulur durur.

Ben tarım, ziraat konusunda çok sık rastlarım gittiğim yerlerde sorgulanmaya. Bir arkadaş toplantısında ya da bir aile gezmesinde benim ziraatçi olduğumu hem de doktora yaptığımı bilenler hemen tarım konusundaki güncel soruları sorarlar;

-Domates niye pahalandı ?

-Sebzelerde hormon kullanılıyor mu ?

-Meyve ve sebzelerde GDO kullanılıyor mu ?

-Et fiyatları neden arttı ?

-Niye memlekette hayvan kalmadı ?

-Türkiye hala kendi kendine yeten 7 ülkeden biri mi ?

Bunlar gene genel olarak cevap verebileceğim konular bir de hiç bilmediğim konularda sorular olur. Köye ya da kasabaya ya da turistik bir yere gidersin ve şu sorularla karşı karşıya kalırsın :

-Bizim bahçedeki zeytin ağacı bu yıl niye meyve vermedi ?

-Bizim salondaki çiçeğin yaprakları niye döküldü ?

-Bizim evdeki muhabbet kuşu niye tüy döktü ya da muhabbet kuşu dişi mi erkek mi ?

-Yapma çiçek mi daha uzun süre kullanılır yoksa canlı çiçek mi almalıyım ?

Bu sorularla ziraatçi olarak en küçük bir fikrim yok ama mutlaka buna benzer sorular sorulur ve mutlaka bir cevap beklenir. İster istemez konuyu yuvarlak cümlelerle geçiştirme çabası içine girer insan. Ama bu soruları soran insana sorduğu soruların benim konum olmadığını ya da benim uzmanlık alanım olmadığını söylesem, “Şuna bak bir de ziraat konusunda doktor neyin olmuş ama hiçbir şey bildiği yok, niye kadro alamadığı belli” diye değerlendirme yaparlar.

Sonuç olarak, yazmak insanın içindekileri, düşüncelerini ve fikirlerini açığa vurabileceği iyi bir yol. Yazan insanlar, birilerine hakaret etmeden düşüncelerini söyleyebildikleri, yazabildikleri ve geride kalabilecek büyük fikirler üretebildikleri sürece başarılıdırlar. Yazmayı öğrenmeye çalışan biri olarak birilerine, bir şeylere sataşmadan yazmak için elimden geleni yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınız çok hoş. size sorulan sorular aslında belki de birer blog yazısı olabilir.müsadenizle ben de bir soru sorabilir miyim ? domates meyve midir sebze midir. selamlarımla....

müge a. 
 17.12.2010 8:13
Cevap :
İlginiz için teşekkür ederim. Domates, biber, patlıcan, hıyar, kavun, karpuz, kabak gibi sebzeler meyveleri yenen sebzelerdir. Ispanak, roka, maydonoz, nane, dereotu gibi sebzeler ise yaprakları yenen sebzelerdir. Yine aynı şekilde turp, patates, soğan ise toprak altı kısımları tüketilen sebzeler vardı. Saygılarımla  17.12.2010 11:57
 

....tebrik ediyorum. Aşağı yukarı benim de çizgimi tarif etmişsiniz. Yazarıkta başarınız ve keyfiniz bol olsun, selam ve sevgilerimle.

Zühal Voigt  
 24.11.2010 15:09
Cevap :
Teşekkür Ederim, Katkılarınız için teşekkür ederim. Yeter ki yazabilelim zamanla gerisi gelir, çok daha özgün, farklı ve pekçok kişi tarafından okunabilecek yazılar yazabiliriz. Bir gün blog yazarlarının yazdıkları gazetelerde boy boy görülecek. Saygılarımla  24.11.2010 16:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 537
Toplam yorum
: 198
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1868
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster