Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '06

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1656
 

Gerçekleri saptırma mekanizmaları

Gerçekleri saptırma mekanizmaları
 

Gerçeğin en büyük düşmanı yalan değildir, kendini gerçek olarak yansıtan sahte gerçekliktir. Yer yer hiper-gerçeklik kıvamında kendini gösteren bu sahte gerçeklik, gerçeğin tüm unsurlarını ve bileşenlerini içerir, öyle ki çoğu defa gerçeğin kuru dokusundan çok daha çekici gelir insanlara; ancak bu bileşenlerden biri veya birkaçını sahtesiyle değiştirerek. Sonuçta insanlar hakikati buldum derken farkında olmadan iyice sapkınlığa saparlar.

Genelde herkes tarafından tanınan ancak ne olduğu tam olarak ya bilinemeyen ya da kişiden kişiye büyük oranda farklılık gösteren kavramlar veya sembollerin manipüle edilmesi ve bu semboller etrafında yapay bir kurgunun tasarlanması şeklinde çalışır bu mekanizma. Örneğin Eski Ahit’te geçen Elohim, Enoch (İdris) veya Melchizedek (Hızır) kavramlarını İnternette bir taramaya ve bunlarla ilgili yazılanları okumaya kalksanız, zannediyorum ne demek istediğimi gayet rahat anlarsınız. Özellikle Yeni Çağ (New Age) tarzı kitap ve web sitelerinin hayal güçleri açısından inanılmaz yetenekli olduğuna tanık olacaksınız.

Bu konuya güzel bir örnek olarak son zamanlarda oldukça popüler olan "Da Vinci Şifresi" isimli kitabı verebiliriz. Kutsal kâse kavramı etrafında örgülenen hiper-gerçek bir hikâye. Kitapta bana en ilginç gelen husus ise, Ortadoğulu karayağız esmer bir Yahudi peygamberin soyunun sarışın yeşil gözlü bir ‘aristokrat’ ailenin üzerinden devam etmesi. Gerçekleri saptırma mekanizması, kaynağının bilinçaltını yansıtan bir mekanizmadır aslında, kendisi farkında bile olmasa da. Haçlı Seferleri döneminde Avrupalı maceraperest aristokrat şövalyelerin muhakkak ki varlıklarına ve mücadelelerine anlam katan bir efsane mevcut olmalıydı.

Evet, gerçekleri saptırma mekanizması, kaynağının bilinçaltını yansıtacak şekilde çalışır. Örneğin bugünün modern Amerika’sında insanların dinlerini ve Tanrı kavramını öğrenmek için binlerce yıl öncesinin birçoğu zaman aşımına uğramış Yahudi hikâyelerini okumaları, ister istemez bilinçaltlarında bir tepkiyi oluşturmuş ve ortaya günümüzün Mormon Kutsal Kitabını çıkarmıştır. Otantikliğini yapısal olarak Kutsal Kitaba benzemekten alan bu kitap, içerik olarak ise eski Amerikan peygamber ve toplumlarının hikâyelerini anlatır. Artık Amerikalıların da kendilerine ait bir kutsal kitabı vardır.

Aslında aynı durumu Hitler Almanya’sı için de düşünebiliriz. Avrupa’da Hıristiyanlığa en son ve nispeten kerhen giren bir millet olarak Almanlar (özellikle cahil halk yığını), bu dönemde Hitler’in sunduğu Yahudilikten bağımsız ve kendi pagan kültürlerini daha çok yansıtan din-kültür-felsefe anlayışını benimsemişlerdi.

Gerçekliğin yerini alacak bir hiper-gerçeklik, onun tüm bileşenlerini barındırdıktan sonra kabul görecektir. Yeter ki içinde insanlara bir çeşit cennet-cehennem ve ödül-ceza kavramları sunabilsin ve onların hiyerarşik bir yapıya ait olma duygularını tatmin edebilsin. İsterse ortaya ritüellerin köleleştirdiği insancıklar çıksın sadece.

Tabi ki gerçekleri saptırma mekanizmasına kendi ülkemiz ve kültürümüzden de yığınla örnek vermemiz mümkündür. İşin bu kısmını okuyucunun idrakine bırakalım ve son olarak belirtelim ki, temel sorun, birçok insanın zihninde söz konusu kavramların ya hiç olmaması, ya da kavramların içine yerleşebileceği bir ana-çatının mevcut olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu ise özellikle bilimsel altyapısı sağlam olmayan insanların başkalarının tanımladığı kavramların kölesi haline gelmesine neden olmaktadır.

Evet, her şey kavramlarla başlar, kavramlarla biter. Kavramlara hükmeden gerçeğe hükmeder, gerçeğe hükmeden ise geleceğe.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

varsa, o an, o yer, o koşullar için tanımlandığında gerçekliğe yaklaşabilir ama tümünü kapsayamaz. bunun dışında bir topluma dair yapılmış tüm tanımlar hiper gerçek olabilir. uzun bi yorum oldu galiba.

Başak ALTIN 
 11.11.2006 0:17
Cevap :
Güzel yorumların için teşekkür ederim Başak. Gerçekliği en duru ve kapsamlı haliyle tanımlamadan, hiper veya sapkın gerçekliği de ayırdetmenin mümkün olmayacağını; ancak bu noktada asıl sorunun gerçekliğin bizzat kendisini tanımlamada ortaya çıktığını; yapılacak hiçbir tanımın, gerçeğin bir yansımasından ileri gitmeyeceğini belirtmişsin anladığım kadarıyla. Bana göre burada iki kritik nokta var: Birincisi "algı" - ki bu açıdan kendisinden emin olduğumuz fiziksel gerçekliğin bile ne kadar güvenilir olduğu da sorgulanabilir -; hangi pencereden bakıyorsak, neyi algılamak istiyorsak algımız da ona göre bizi yönlendirecektir. İkinci nokta ise "iyi ve kötünün tanımı ve yaşamdaki yeri". Gerçekliğimiz bizim iyi ve kötü tanımımızdan başka bir şey değil bu açıdan da. O zaman en duru gerçekliğe nasıl yaklaşabiliriz - ulaşmaktan vazgeçtik -? Zannediyorum yaşamı ve kavramları en sade haliyle tutmak bir çözüm olabilir. Güneşi en güzel gösteren pencere, en saydam olanıdır. Tekrar teşekkürler.  11.11.2006 13:38
 

aynı ölçüde bilinebilir ve herkesçe kabul edilebilir kavramlar değildir. bu yüzden sana "hangi gerçeklik" diye sormak isterim. çünkü sosyal gerçeklik üzerinde yüz farklı tanım, gerçek olduğunu bilimsel olarak ispata hazırdır. oysa elmanın düştüğünü hepimiz görürüz. atomları göremesek de kanıtlarız. ama paranın nasıl el değiştireceğini, insanların neden adaletsiz koşullarda yaşamaya devam ettiklerini, neden anlamsızca birbirlerini öldürdüklerini hepimiz hep bir ağızdan tanımlayamayız ve göremeyiz. işte bu yüzden bana kalırsa gerçeklik ve hiper gerçeklik üzerine yapılan tanımlar da gerçekliğin "bir başka tanımı"dır ve saptırılmış gerçeklik olarak da "tanımlanabilir" pekala. selamlar.

Başak ALTIN 
 11.11.2006 0:14
Cevap :
Belki de gerçeklik dediğimiz şey, yalnızca bizim beklentilerimizle yarattığımız yanılsamamızdan başkası değildir, değil mi? Belki de hiçbir şey siyah ya da beyaz değil; hatta gri bile değil. "Tutku" isimli yazıyı okudun mu? selamlar...  11.11.2006 13:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1895
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Yazar 1975 Ankara doğumludur. Monterey Postgraduate School / California'da bilgisayar bilimi dalı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster