Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
44
 

Gerçeklik Tadı

 

               İnternette msn de yeni tanıştığım engelli bir bayan arkadaşa, hastalığımın tam olarak ne olduğunu anlatıyordum. İlerliyor deyince, bana sonu ne, nereye kadar diye sordu. Ben de sonu ölüm dedim. Yanıtım hoşuna gitmedi, tepki gösterdi. Ama gerçekti; anlayamıyorum insanlar ölümden neden bu kadar korkuyor, bu sözcüğü duymak tüylerini diken diken ediyor. Yaşıtlarım yüzlerinde çıkan sivilceyi dert edinirken ben hastalığımla ve sonrasında türlü dertlerle uğraştım. Yaşadığım hayatı anlattığımda dinlemeye bile takatleri yok; nasıl güçlü olabildiğime şaşıyorlar. İster istemez, hayatın acı yüzü insanı pişiriyor.  

              İnsan ölümden korkar mı? Korkmamak için hiçbir sebep göremiyorum ben. Ölümü düşündüğün zaman ölümden korkuyorsun. En azından ben korkuyorum. Ölümden korkmamanın çaresini ölümü düşünmemekte buldum.

               Peki, insan yaşamdan korkar mı? Altından nasıl kalkacağını bilemezse evet, korkar. Ama insan korkularına yenik düşmemeli, ancak o zaman kendi varlığını ortaya koyabiliyor insan.

               Engelli insan diğer insanlardan çok daha hassas oluyor haliyle. Hayat onu kırmış, engellemiş bir kere. Bencil ve hırçın olduğu da muhakkak. Zor yaşamı bunu gerektiriyor galiba. Sürekli bir itilmişlik duygusu yaşıyor. Hayatın engelleri karşısında her insandan çok çaba harcıyor, hiç olmazsa var olabilmek, yaşayabilmek adına. Sevgiye ve ilgiye herkesten çok ihtiyacı var engelli insanın. İstediği sadece anlayış. Fazla bir beklentisi yok hayattan. Bunu da ona çok görmeyelim isterseniz.

             Yaşanan her an değerlidir ve biz bunun farkında değilizdir. Hafıza sığamızın aldığı kadarı anı olarak kalır bizlere. Fotoğraflar güzel anları ölümsüz kılar.

               Siz hiç mutsuzken veya ağlarken fotoğraf çektireni yahut bu ne çirkin şey, dur bir fotoğrafını çekip/çektirip de albüme koyayım diyeni gördünüz mü? Bazı özel istisnalar hariç tabi. Mesela, benim ağlarken habersizce çekilmiş 3-4 fotom mevcuttur. Araştırmalara konu olsun diye çirkinlikleri çeken/çektiren de vardır.

               Keşke hayatımın her anı karelenmiş olsa diyorum. Anımsamaya çalıştığım ve bir türlü anımsayamadığım o kadar çok ANım var ki…

               Anı biriktirmek çok kolay da yıllar içerisinde, o anıları yazabilmek zor olan. Bir kere gözlerinin yaşarmasına ve uzun uzun dalıp, gitmeye geçmişe hazırlıklı olmalı yazan.

               Sevimsiz bir anım aklıma geldi hemen. Ne berbat bir durumdur, sağanak yağış altında sırılsıklam okula gitmek. Suların geçit vermediği geniş caddeden bin bir güçlükle okul kapısına ulaşmak ve mazgallarından bir karış su taşmış okul bahçesinde, bileklerine kadar ayaklarının ıslanıp,  kalorifersiz ve sobasız sınıflara girmek…

               Sabahleyin erkenden yollara düşüp, ıssız mahalle aralarından geçmek de cabası.

               Yeğenim 2,5 yaşındayken bir soru sormuştum kendisine nereden aklıma geldiyse, bir pazar günü: “Gerçek tatlı mıdır, acı mıdır?” Hiç düşünmeden tatlıdır diye yanıtladı beni. Güldüm, bazı gerçekler acıdır diye ağzımda geveledim, sonra da sen tatlı olarak bil, daha iyi diyerek öptüm yanağından. O düşünmemişti, ama ben düşünmeye başlamıştım. Sahi nasıldı geçekler, biz de o yaşlarda tatlı bilirdik herhalde diye içimden geçirdim. Aceleyle anılara indim, büyüdüğümde acının dozu artıyordu sanki; hemen silkindim. Sonrasında ne acı ne tatlı bir gerçeklik tadı kaldı ağzımda.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 48
Kayıt tarihi
: 19.04.18
 
 

1980 Adana doğumluyum. 13 yaşında friedreich ataksisi hastası olduğum ortaya çıktı. İlköğrenimi A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster