Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
701
 

Gergin Blogger :)

Gergin Blogger :)
 

Eskiden çok az sayıda ünlü vardı şimdi ise en tepelere ulaşmak artık çok kolay!
Soyundukları görevle alakalı hiçbir eğitim almadıkları halde sadece acayiplikler yaparak meşhur olmak moda haline geldi neredeyse!
Sözde sanatsever ama aslında pohpohlama ve alkış makinesi olan bazı kişiler oldukça da yine hayatımızda olmaya devam edecekler!
Özellikle de görsel medya da!
Toplumun sorunları hakkında kafa yormuşluğu, mürekkep yalamışlığı olan yazılı medya müdavimlerinin ise hiç şansı yok!
Biraz alaycı, biraz mizahi bir üslupla kurgulamaya çalıştığım aşağıdaki satırlar onların trajikomik öyküsünü anlatır aslında!
……….

Kimse tanımadı beni!

Yazarlığa ilk başladığım dönemlerdi!
Milliyet gazetesi Cafe ekinde blog yazarları ile ilgili bir yazı okumuştum.
Yolda yürürken tanındıklarını anlatmışlardı.
Beni de tanıyanlar çıkabilirdi!
Okunma sayılarım milyon seviyesine yaklaşmıştı çoktan!
Profilim sayfamdaki fotoğrafıma bakmamış olamazlardı!
Bu skorlar karşısında daha fazla mütevazı davranamazdım!
Kimseden eksiğim yoktu kendime güvenim tamdı!
Ama yine de test etmeliydim!
Saçlarımı yapıştırarak fön çektim öncelikle!
Yüzüm ön plana çıkmalıydı!
Ayna karşısında saatlerce çalıştım!
Fotoğrafımdaki görüntüme bürünmeyi başardım!
Her şey tamamdı, işte o gün bu gündü!
Sabahın köründe kendimi evden dışarı attım.
Bir hafta boyunca dışarılarda dolaştım.
Yağmur soğuk farketmedi hiç.
Montumun kapşonunu hiç takmadım..
Kalabalık ulaşım araçlarını tercih ettim hep.
Bir gün metro bir gün belediye otobüsü yolculukları yaptım.
Tek biletle hiç inmeden defalarca gidip geldiğim tren seferleri bile oldu
Vagonları dolaştım tek tek hiç üşenmeden
Kimileri başını eğmiş kitap okumakta kimileride camdan dışarı bakmaktaydılar.
Allahım ne olur sanki başlarını yukarıya kaldırıp etrafa bakınsalar!
Ankara da taksicilik yapacak düzeyde yeni yerler tanıdım.
Hasta ziyareti saatlerinde bir çok hastaneleri dolaştım.
Bir hastaya bir poşet dolusu muz götürmüşlüğümde oldu.
En kalabalık alışveriş merkezlerini ziyaret ettim.
Bir çok tişörtlerim, montlarım oldu.
Otobüs terminallerini bile dolaştım.
Öyle ya Türkiyenin dört bir yanında okuyucularımız vardı!
Gelen yolcu bölümünde kısa turlar attım.
Sevdiklerine kavuşma telaşlarından olsa gerek farkedemediler beni.
Kapalı gişe filmler oynatan sinemalara bile gittim.
Ama hiç film seyretmedim.afişlerin önünde patlamış mısır yedim.
Karanlıkta kim tanıyacaktı ki beni?
Yorulmuştum.
Tanınmak için daha çok yazmalıyım diye düşündüm.
Eve dönüyordum artık. Son bir defa etrafıma bakındım.
O an karşıdan bir kadının elini sallayarak nasılsınııız diye seslenmesiyle çok sevindim.
Evet evet benim dedim.
O fotoğraftaki yazar benim diyerek bende el salladım.
Gülümsüyordu.
Mizah yazılarımdan etkilenmiş bir okurumdu galiba!
Ne fotoğrafı efendim dedi. Tanımadınız mı beni?
Ben yeni karşı komşunuz Merve.
Eşime blog yazarlığı tavsiye etmişsinizde bende olabilir miyim onu soracaktım.
Nasıl gidiyor bayağı ilerlettiniz mi?
Şeyyy, kaça tutmuştunuz bacım burasını?
Yok yok olmuyordu işte, zorla değil ya!
......
Aradan birkaç gün geçmişti ki nihayet birileri ilgilenmişti benimle, şansım dönmüştü galiba!
Mahalleli sanki bir haftalık ömrüm kalmış gibi bana çok iyi davranmaya başlamışlardı.
Sokakta markette beni görenler başlarını eğerek  selamlamaktaydılar!
Önce bizim sitede oturanlardan birileridir diye düşünmüştüm ama yanıldığımı anlamakta gecikmedim.
Çünkü bazıları sayın yazarım diye hitap etmekteydiler.
Evime yaklaştığımda karşılaştığım manzara şaşkınlığımı bir kat daha artmıştı!
Binamızın giriş kapısı ile yol arasındaki bölüme bukleli bir halı serildiğini gördüğümde iş çığırından çıkmıştı.
Tam da çok abartıyorsunuz yaaaa bu kadarda olmaz diye bağırıyordum ki,sizin için değil efendim diye cevapladı apartman görevlisi.
Yönetici kar yağışlı havalarda site sakinlerini parke taşlarındaki buzlanmadan korumak için aldı bu halıyı.
Buyurun efendim geçiniz, geçiniz.
Ona inanmamıştım, kesin benim için sermişlerdi.
Tam kapıdan girerken bu defa yönetici ile karşılaştık!
Asansörün önünde bir saat lafa tuttu beni.
Emekliymiş ikinci bir işe başlamış ama yine de geçinemiyormuş.
Yüzde iki buçuk zam aldık beyefendi diyordu, bir şişe viski parası bile değil!
Bu konuyu yazsanız efendim, çok komik bir artış yaptılar vallahi!
Hangi konuyu,viskiden alınan yüksek vergileri mi?
Hayır efendim geçim derdini, açlık sınırı konularını.
Neden viski içiyorsunuz beyefendi dedim ucuz şaraplar varken?
Bir avuç leblebiyle zıkkımlanın olsun bitsin!
Ahhh beyefendi denemedim mi sanıyorsunuz?
Balkon şişelerle dolu .
İyi ya işte mandal, naylon leğen falan alırsınız!
Dalga geçmeyin lütfen!
Şarap ve bira içmek göbek yapıyormuş hatta kollestrol falan!
Viski ise çok faydalıymış kalp damarlarını açıyormuş güya!
Tövbe tövbe dedim içimden.
Hükümet kızıyor eleştirel yazılara, beni bu işlere bulaştırmayın!
Pinokyo cin ali yazdıracaksınız valla bundan böyle bana.
Dünyayı ben mi kurtacağım allasen?
Bir çok ünlü köşe yazarlarımız varken.
Yönetici yanımdan uzaklaştıktan sonra apartman görevlisi sırıtarak yanıma sokuldu bu defa.
Tazminatlarımız ödenmiyor be abi!
Aidat gelirleri yakıta bile yetmiyormuş güya.
Doğal gaz fiyatlarına ikinci zam kapıdaymış doğru mu?
Ne bileyim dedim ben kabinede değilim ki!
Köydeki anama para gönderemedim bu kış abi diye devam etti yakınmalarına.
Ne olacak halimiz?
Sosyal haklarımızdan bahsetseniz de büyüklerimizin kulağına çınlatsanız.
Sipariş konu yazmıyorum ben.
Hem nereden biliyorsunuz kardeşim yazar olduğumu?
Üniversiteye hazırlanan kızım internette rastlamış adınıza.
Eveeet!
Fotoğrafımdan mı tanımış?
Yok yok adınızdan, apartmanın zil panosunda yazıyor ya!
Öyle mii!
Çenen durmaz hiç senin, bütün mahalleliye de duyurmuşsundur Allah bilir.
 Sadece markette söyledim abi dedi utanarak.
Sahi kızım bir soruver dediydi.
Yurt, burs, harç durumları falan!
Tamam bakarız çaresine!
Bilmiyorduk yazar olduğunuzu!
Niye gizlediniz ki?
Şeyy, gerek duymadım!

 Blognot; malüm yakın bir gelecekte yayınlayacağım kitabımın bir bölümünde bu konuya yer vermeyi düşünüyorum!
Ancak kurgularımda mizahi bir üslup kullanmaya dikkat etmeme rağmen bazı ifadelerim konusunda ciddi kuşkularım var!
Bu yazıdaki anlatımdan “cin olmadan şeytan çarpmak” anlamı çıkar mı sahi?
Kaş yaparken göz çıkarmak, yanlış anlaşılmak gibi!
Hem her yanlış hesap ille de Bağdat’tan döner diye bir kural yok ya!
Siz yazar dostlarımın düşünceleri benim için çok önemlidir.
Her zaman olduğu gibi..
Değerli vaktinizi aldığım için peşinen affınıza sığınıyor saygılarımı sunuyorum.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu güzel yazı için sizi kutluyorum. Okunası bir yazı.Selamlar, sevgiler, başarılar. ÜŞD

Ünal Şöhret Dirlik 
 07.06.2012 7:17
Cevap :
Beğendiğiniz için teşekkür ederim Ünal bey. İnternet ortamından ve imkanlarından uzağım bu aralar, bu nedenle geciken cevabım için özür diliyor saygılar sunuyorum.  08.06.2012 16:18
 

Kendiyle şakalaşan farklı bir blog, kitapta yer alacak nitelikte. Size alternatif bir test önereyim; otel ve benzeri kimlik beyanı gerektiren yerlerde kaydınızdan sonra google amcaya soruyorlar bu adam kim? girerken şöhretsiz muamele karşılanıp ile çıkarken iltifatla yolculanıyorsunuz, tabii yazı niteliğinize göre... selamlar...

Kadri KANPAK 
 31.10.2011 8:34
Cevap :
Teşekkürler, konunun kitapta yer bulması kesine yakın bir hal almaya başladı nihayet.:)) Haklısınız, kişi sicili belirleme çalışmalarında Google amca desteği çok popüler son dönemlerde, pek çok ünlü ve siyasetçi haklarında çıkan dedikoduları bu sayede öğrenmekte ve çıkarları doğrultusunda olumlu/olumsuz tepkiler vermekteler.. Yazarlar içinse iltifata hiç rastlamadım bu güne kadar. Selamlar.  31.10.2011 21:00
 

Değerli Arif bey, kitap yazmak, kişinin "ölümsüzleşmesini" sağlayan" güzel bir olay. Kitap basım masrafları peşinen ödenince kitap basılıyor. Buraya kadar normal...Ne var ki, sözleşme şartlarına dönüp, ne kadar kitap satıldı, bilgi rica ediyorsunuz hiçbir şekilde yazışmalara cevap gelmiyor. Bütün mesele, başlangıçtaki tamamı peşin, yüklüce meblâğı tahsil edebilmelerinde...Siz tamamen konunun dışında tutuluyorsunuz. Diyelim ki; ikinci baskı oldu, yeni basılacak ikinci baskıya, "birinci baskı" yazılsa, siz halâ kitaplarınızın satılmadığı endişesinde olacaksınız, tüm bilgilerden uzak olarak...Benim görüşlerime göre, emeğinizi, üstüne para da vererek, bir "para musluğu" şeklinde "YAYINEVİNE" teslim ediyorsunuz. Bütün denetimlere kapalı, kontrolleri imkansız bir "resmi söğüşleme sektörü"...Bilmem anlatabildim mi? Hani derler ya, yaşayan bilir...Size kolaylıklar dilerim. Selam ve saygılarla...

Yurdagül Alkan 
 28.10.2011 15:46
Cevap :
İşin bu yönünü inanın hiç aklıma getirmemiştim Yurdagül hanım bir bilen olarak paylaştığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bende bu tavsiyelerinizi dikkat ederek atacağım adamlarımı, yayınevi konusunda şansım yardım eder umarım. Saygılar selamlar.  29.10.2011 11:31
 

kitapsız bir yazar olabilirim ama kitapsız bir yorumcu değilim Arif Bey!! O kadar işte!! Konuşturmayın beni!! Başarılar dilerim.

Ahmet Balcı 
 27.10.2011 1:02
Cevap :
Budur işte hocam. Ya bize cimri demesine ne demeli, Angaralı Asumana dolar yapıştııran kendisi sanki:-)) Teşekkür ederim dileğin için. Saygılar selamlar.  27.10.2011 1:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1021
Toplam yorum
: 4165
Toplam mesaj
: 254
Ort. okunma sayısı
: 1596
Kayıt tarihi
: 19.10.07
 
 

Çok eski olmayan bir tarihte tıpkı sizler gibi Melek'lere gülümsermişim uykulu hallerimde!  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster