Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '18

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
34
 

Gericilik ve İlericilik Kavram Karışıklığı

Gericilik   ve    İlericilik   Kavram    Karışıklığı
 

Analitik bilimsel düşünce ve kültürden uzak kişi, toplum; “İlericilik ile Gericiliği” en  basit bakış açısı olan şekilcilikte görür. Bununla dünyaya mesaj verilmesi zavallı ve çaresizliğin bir ifadesidir. İnsan, doğa, nesne, erek, insanın zihin yapısının hareket ve algılama parametrelerine göre kelimesel anlam ve kavramlar kazanır. “İleri ve Geri” duygu kavramsallığı insana has bir yargı olduğuna göre, doğa ve nesneler tam olarak kavranmadan, bunlara anlam yüklemek her zaman yanılgı demektir. İnsandaki yanılgı kavramsallığını ortaya çıkaran temel etkense, düşüncede soyut ya da somutsallığa gereğinden fazla inanıp değer biçmektir.
 
Bu bakımdan tüm kavramlar her zaman tartışmaya açık olmalıdır. Kavramsal ve algılar üzerindeki tartışmalar yeterli aşamaya gelmeden, doğru yargıların anlaşılması oldukça zor. Onun için bilimsel kavramların rasyonel veya irrasyonel, ileri ya da geri olduğunu anlayabilmek, düşünme yetisinin derinlik ve ampirizmine bağlıdır. Ampirizm; insan, zaman, madde, doğa ve düşünce denklemiyle çalışır. Bunun doğru, gerçek yaşanabilir somutluk taşımasını, düşüncenin (İD) derinliğindeki nitelik belirlemektedir. Ve  böylece kavramların doğruluğu netleşmeye başlar. 
 
Ortaya çıkan ampirik gerçekliğin, tüm çevreler tarafından kavraması beklenilemez. Çünkü evrende var olan, varlığı bilinen madde, olay ve olgulara kutsallık atfedenler, farklı ve yanlış kavramsallıklara her zaman en açık zeminlerdir. Bunun temeldeki algı, duygu, his, görme ve işitmeye rağmen, sorgulayamamak bireydeki özden uzaklığı gösterir. Canlı, cansız veya şeylerin doğru kavramsallığı, şüphecilikle doğrudan bağlantılı olduğu bilinmek durumundadır.
 
Her şartta insan tüm olgu ve değerlere sorgulayıcı, şüpheci ve araştırmacı yöntemle bakmak zorunda. Bakmadığı zaman sürekli yanlış ve eksik kavramsallıkla yaşar ki, bu dünyayla ters orantı demektir. Söz konusu soyut algı ve kavramsallığa en büyük tarihsel örnek Metafizikçiliktir. Metafizik düşünme biçimi evren, dünya, insan, zaman ve tüm döngülere yaratıcının eseri gözüyle bakması, rasyonalizmi öldürmektir. Geriye kalansa İrrasyonellik; bu da geri, yüzeysel soyut kutsallaştırımla işin içinden çıkmaya dayanır. Yine de evrimsel realite düşünce ve yaşamı sorgulatmaya devam eder.
 
Yaşamın düşünsel, olgu ve kavramsallığına veya bir aracın kullanılmasına, statik soyutsallıkla gereğinden fazla anlam yüklemek, geriliğin; gerilik olduğunu bilmeden, idrak yeteneğinden yosunluğu ifade eder. Diğer taraftan yaşam diyalektiği sürekli sorgulamayı sürdürürken, en dip çelişki daha çok toplumsal rahatsızlıkta kendisini hissettirir. İşin içerisinden çıkamayan metafizik (İD) idea, çözümü soyut öznelliği daha fazla kutsallaştırmakta bulur.
 
Bir düşünce; kendi nesnel gerçekliğini sürekli öznelleştirip evren, doğa, kozmos, döngüler, madde, zaman ve insan faktörünü basite alıp, beş bin yıldır bir bilinmeyeni tekrarlamak, gericilikten daha geriye düşmektir. Yaşama yön veren kavramların çoğu bu şekilde gericileştirilip anlamsızlaştırılıyor.
 
İlericilik kavramsallığı ise; tamamen ampirik somutsallığa dayanır. Somutsallık ya da diğer ifadeyle nesnellik her şeyi yerinde ve zamanında değiştirmek veya değiştiğini anlamaktır. Bu da madde, araç, duygu, etki, düşünce, zaman ve insan denklemini merkeze oturtmak demektir. Fakat somutsal bu ilericilikte bazen şu karmaşalar da yaşanmıyor değil. Örneğin her döngüsel zıtlıklar antogonizmatik olmadığı gibi, yapı, mekan, zaman, toplum, düşünce, pratik farklılıklara bağlı, şeylerin değişimini ya geciktirilmekte veya birtakım yanlış algılamalara sebep olmaktadır.
 
Aslında her toplumsal seleksiyon, doğal kendi görevsellik mantığıyla zaman denklemine göre hareket etse, ciddi hiçbir sorun yaşanmayacak. Ve toplumsal seleksiyon madde, varlık, etki, tepki ve zamanla bütünleştirildiğinde, her şey daha kolay gerçekleşir. Sonuçların her yerde tıpatıp aynı olması gerekmiyor. Çünkü doğa, bölge, koşullar ve kültürel faktörler, yaşama o bölgeye has sonuçlar vermektedir. Tek yapılması gereken şey, materyalist düşüncenin zıtların mücadelesi ve zıtların birliği ilkesine aykırı hareket etmemektir. Bu formülasyona küçük ya da büyük çapta aykırılık, somut ilericilik adına öznelleşerek gericiliğin kucağına düşmek anlamına gelir.
 
Her şeyin gifritleştiği Türkiye gibi toplumların ilericilik ve gericiliği kavramsallaştırmasına bakıldığında, şöyle bir anormal yapı ortaya çıkıyor. Düşünce nedir, hangi düşünce somut bilimselliktir? Veya hangi düşünme biçimi soyut bilim dışılıktır? Gerçekten ne zaman ve nerede bilim gereklidir ya da değildir? gibi sorgulama yetisi olgunlaşmıştır bu tür toplumlarda. Esasında soyut düşünce temeline dayanırken, somutsallıktan faydalanmak hiçliğe dönüşmektir. Hiçlik; yapısı gereği her şeyi yok etmek olduğundan, gerici kavramsallıklar iyice ağırlaşırken, ilerici kavramlar dejenerasyona uğratılmaktadır. Bu yapılarda kavramsallıklar her zaman korku, (Fobi) kompleks ve güvensizliğin temeli olan soyutsallıkta gerçekleşir. Böylece her şey anlamsızlaştığı için, idrak ve sorgulama yeteneği ya ölmüştür veya çok zayıftır.
 
Cemal  Zöngür
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 545
Kayıt tarihi
: 27.03.16
 
 

Eğitim: Yüksekokul, Meslek: Yönetim, İlgi Alanım: Tarih, Felsefe ve Sosyoloji üzerine araştırma. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster