Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
385
 

Gerilim şahane Gezi Parkı bahane

Gerilim şahane Gezi Parkı bahane
 

Müftü hanımı olmayan müftü hanımı


"De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş, yakında anlayacaksınız."  Kur'an (Tâ-Hâ/135)    

Fırtına dindi ama rüzgar devam ediyor. Bir takım insanlar provokasyon üretmeyi sürdürürken diğer bir kısmı da bunlara inanıp sen ben kavgası çıkarmak için hazır bekliyor.

Şu Taksim kalkışmasından bahsediyorum. Hani şu çevre duyarlılığından ötürü Gezi Parkı'nda çadır kurup, Topçu Kışlası inşaatını önlemeye yönelik eylem yaptıkları iddia edilen masum ve saf niyetli direnişçilerin başlattığı, hemen ardından da kıyametin koptuğu olay var ya! İşte ondan sözediyorum.

Polis (sonradan zabıta) çadırları yakmasaymış, üzerlerine su sıkmasaymış ortalık karışmayacakmış! Polis şiddet kullanmasaymış, gaz atmasaymış yaşananlar olmayacakmış! Acaba? Gerçekten sert müdahale yapılmasaydı gerilim çıkmayacak mıydı? Eylem, sükunetle sonlanacak mıydı? Doğrusu pek emin değilim.

"Ağaçların kesilmesine bile dayanamayan, canlılar ve çevre konusunda derin bir hissiyata sahip olan insanlar, polisin orantısız gücüne karşı nasıl bu kadar yakıcı ve yıkıcı tepki verir" desek bunun bir cevabı var mı? Bunu, "saldıranlar onlar değildi" diye açıklayabiliriz. Olabilir de... o zaman eksik kalan bir şey daha var. O da, "kırıp dökücülerin çok kısa sürede, polise karşı bir cephe oluşturup meydanı nasıl savaş alanına çevirdikleri" sorusunun cevabıdır.

Bir anda dünya gündemine oturan, en güçlü televizyon kanallarınca, ülkeler kamuoyunun dikkatini çekecek seviyede öne öne çıkarılan Gezi Parkı hadisesinin, kendiliğinden gelişen masum bir çevre eylemi olduğunu söyleyenlere kargalar bile gülmektedir.

Olayı dikkatlice izleyenler, meseleyi kendi kriterlerine uydurmaya çalışmayanlar polisle eylemciler arasında çıkan sonraki çatışmalarda ilk saldırının hangi taraftan geldiğini görmüşlerdir. Bu da bize, bindirilmiş kıtaların saldırı malzemeleriyle birlikte daha önceden örgütlenerek belli yerlerde mevzilendirildiğini ya da masum Gezi Parkı eylemcilerinin arasına yerleştirildiğini göstermektedir.

Olayın başından bu güne kadar medyada, adına "sosyal medya" denilen geyik sitelerinde, bir çok düzmece haber, resim ve bilgi gördük. Çanakkale'de trafik kazasında yaralanan bir çocuğun, Amerika'da bir kadını tekmeleyen polisin, Suriye'de yaralanan bir şahsın resmi Türk emniyet güçlerini tahkir için kullanıldı. Panzerler insanları eziyor, çocuklar annelerinden alınıp götürülüyor şeklinde dehşetengiz naklen yayınlar yapıldı.

Bu tür yalan ve yakıştırmaların yıllardır sürüp gitmekte olduğunu bildiğimden fazla önemsemedim. Hatta bazı tv. kanallarında, "Beşiktaş Vapur İskelesi yakınında eylemciler tarafından bebeğiyle beraber dövülen kadın" haberinin yalan olduğunun söylenmesine bile aldırmadım. Çünkü artık, asılsız haber yapmanın malum kesimin rutini olduğunu öğrenmiştim. Yalnızca, en başa aldığım ayeti hatırladım:

"De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş; yakında anlayacaksınız." Kur'an (Tâ-Hâ/135) Evet, birileri amacı için her şeyi mubah gören bir anlayışı içselleştirse, böyle bir dünya görüşünü benimsese de gün gelecek, herkesin nasıl bir mamul olduğu ortaya çıkacaktır.

Diğer taraftan, tarih boyunca örtü altına gizlenmiş nice yalan, tezgah ve hıyanet zamanla gün yüzüne çıkmıştır. Sırası geldiğinde, Gezi Parkı'yla alakalı gerçekler de ortaya çıkacak ve sahne ardındakiler ifşa olacaktır. Bence önemli olan bu değildir. Önemli olan, hakikat anlaşıldığında suçüstü olanların yüzlerinin kızarıp kızarmayacağıdır.

Kısacası duyup gördüklerime "boş ver" dedim ama izlediğim bir video beni yazmaya mecbur etti.

Ekranda başörtülü bir hanım konuşuyordu. "Müftü karısıyım, bende de müslümanım ve beş vakit namaz kılıyorum" diyordu. Müslümanlığın kimsenin tekelinde olmadığını söylüyordu. Eşinin, Başbakan'dan korktuğu için şalvar giydiğini iddia ediyordu. Bir yandan Erdoğan'ı istifaya çağırırken öte yandan müftü olan kocasının kot pantolon giyebilmesini savunuyor, aksi taktirde boşayacağını ifade ediyordu.

Tesettürlü bir kıyafetle kamera önüne geçip yukarıdakilere benzer cümleler kuran bu kadın aslında, kimliği konusunda yalan söylüyordu. Zira kendisi bir müftünün değil, eski CHP Burhaniye İlçe Başkanı'nın eşiydi. Üstelik bar işletmecisiydi ve normal hayatında tesettürlü kıyafet giymiyordu.

CHP Gençlik Kolları eski Başkanı İsmail Öztürk, olay videonun aile arasında çekildiğini belirterek, sunları söylemiş: "10 yaşlarındaki yeğeni tarafından çekilmiş bir görüntü. Kendisinden habersiz bir şekilde sosyal medyada paylaşılmış. Ancak farkına varılınca hemen kaldırıldı. Çocukların yaptığı bir olay. Tamamen şaka amacıyla yapılmış" (1)

Evet düz mantıkla baktığımızda karşımızda, "şalvar giydiği için kızdığı müftü kocasını boşayacağını söyleyen bir kadın" görüyoruz. Biraz ironi koktuğundan buraya gülebiliriz. Fakat, Başbakan'ı, müslümanlığı tekeline almış biri gibi gösteren ve onu istifaya çağıran, cümlelere gelince işin rengi değişiyor.

Doğrusu 10 yaşındaki bir yeğen kamera kullanabilir. Bir olayı videoya kaydedebilir. Ancak buradaki mesele, videonun nasıl ve kim tarafından çekildiği değil, içeriğidir. Kadının oynadığı roldeki ifadeleridir. Bunların medya ortamında hangi amaçla kullanıldığıdır. Eğer oyuncu ya da oyuncular yakalanmasaydı bu video hafızalarda, "Başbakan'dan bıkkınlık getirmiş bir müftü hanımının" isyanı olarak kalacaktı.

Sonuca gelelim. Bir çok uydurma, kaydırma ve saptırma haber, bilgi ve görselle, (daha açıkçası bir dizi provokasyonla) desteklenen Gezi Parkı eyleminin kendisinin de öyle olabileceğini düşünmek çok ta yanlış olmayacaktır.

Ağaçlar kurtuldu, hükümet mahkeme kararına uyacağını, belediye başkanı, bir otobüs durağını bile halka sormadan değiştirmeyeceğini söyledi. Ama hala direniş devam ediyor. Hala meydanlarda, "Tayyip istifa" pankartları taşınıyor. Hala, bazı tv.lerde iştahı kesilmemiş sunucu, yorumcu ve konuşmacılar cirit atıyor. Demek ki neymiş? Gezi Parkı bahaneymiş...

(1) internethaber.com/muftu-karisi-chpliden-olay-savunma-549893h.htm

Resim. sabah

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hüseyin Bey, Özetlersek, Halkın iradesi, iradesine aykırı olarak birilerine sunulmakta, karşılığında ise, halkın alınteri, emeği soyulmaktadır. Medya da bu "düzen!"lerin en büyük destekçilerindendir. Gerçeğinde "büyük sermaye" parasını medyaya bu niyetle yatırmaktadır. Bu düzen sadece Türkiye'de değil dünyada (1789'dan beri) böyledir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 22.06.2013 11:04
Cevap :
Medyadan öğrendiğime göre başka ülkelerde eylemlere, fakirler, işsizler, yani yönetimlerin; sağlık, eğitim, iş, aş gibi sosyal ihtiyaçlarına duyarsız kaldığı kitleler katılırmış. Mesela, Brezilya'daki eylemler böyleymiş. Bizde ise, eyleme katılanların (% 60 a yakınının) geçim derdi yok. İşsizlerin oranı yalnızca % 10. Gezi eylemine katılanlar ihtiyaçları için değil, "özgürlük ve demokrasi" için meydanlara döküldüklerini söylüyorlar. Ancak, bu iki soyut kavramın ardına sığınanlar, on yıldan bu yana hangi özgürlükleri, hangi demokratik hakları kullanamadıklarını açıklamıyorlar. Yani meseleyi somutlaştırmıyorlar.Benim gördüğüm çevre ve yeşil görüntüsü altında çıkar hesabı yapılıyor. Selam ve saygılarımla...   26.06.2013 15:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster