Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
521
 

Geriye dönüşlerle Milli Eğitime Bakış - 2

Geriye dönüşlerle Milli Eğitime Bakış -  2
 

Bozkurtlu Türk parası (5.12.1927-14.10.1942)


Yarım Kabine: Şükrü Saraçoğlu

Geçen yazımda Cumhuriyet dönemi boyunca son bakanla birlikte 73 Milli Eğitim Bakanı’nın görev yaptığını belirtmiş ve çoğunun “hukuk” kökenli olduğunu eklemiştim. Ama bir şeyi unutmuşum: Özellikle tek parti döneminde “her derde deva” gibi her işe memur biri vardır ki “yarım kabine” ( ! ) gibidir tek başına.

Kim mi? Mehmet Şükrü Saraçoğlu. Mekteb-i Mülkiye tahsili almıştır. Görev aldığı bakanlıklara bakar mısınız: Fethi Okyar kabinesinde Milli Eğitim Bakanlığı, İsmet İnönü’nün 3. ve 4. hükümetlerinde Adâlet Bakanı, ve 12. Refik Saydam hükümetinde Dışişleri Bakanı. Refik Saydam’ın 1942’de ölmesiyle birlikte de hükümeti kurmakla görevlendirilir. 5 Ağustos

1942’de hükümet programını okurken söyledikleri de ilginç:

-Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız." (Alıntı: TBMM, Zabit Cerideleri, Devre 6, Cilt 27)

Turancılar'ın Yaşadıkları

Gerçekten ilginçtir Saraçoğlu’nun cümleleri. Türkçülükten dem vururken“kan bağı”nı sözlerinin arasına serpiştirecek kadar Türkçü olduğu vurgulayan Saraçoğlu, 3 Mayıs 1944'te İstanbul ve Ankara'da Türkçü gençlerin düzenlediği “Komünizmi Tel’in Mitingleri”nden sonra başbakanı olduğu hükümet, 9 Mayıs 1944'te, aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidî Togan, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu ve Alpaslan Türkeş'in de bulunduğu 30 kadar Türkçü - Turancı'yı tutuklattırır. Bir yıla yakın tutuklu kalan sanıklar, tabutlara yerleştirilir ve kendilerine işkence yapılır. Sonuç: 29 Mart 1945'te Türkçülük davası sanıklarından onu ağır hapis cezalarına çarptırılır. Ancak aynı yılın Ekim ayında Askerî Yargıtay mahkûmiyet kararlarını esastan bozar.

Doğru tahlil edildiğinde 2. Dünya Savaşı’ndaki Almanya’nın savaştaki durumu ile çok yakından ilgili olduğu görülür. Savaşın başlarında, Almanya’nın nispî zafer naralarının Avrupa’yı inlettiği günlerde, Türkçü – Turancı kesim muteberdir. (Elbette bu hâl yüzünden Türkçüler, Nazizm ideolojisiyle ilişkilendirilemez.) Hatta o yıllarda Türkçüler’in sembolü olan “bozkurt”, Türkiye Cumhuriyet’inin paralarında yer alır. (Tedavüle Çıkarıldığı Tarih : 5.12.1927, Geçerlilik Süresinin Sonu : 14.10.1942)

Ama 2. Dünya Savaşı’nın rengi belli olunca “Türkçüler’in tasfiyesi de “başlar. Kurnaz "Milli Şef" İsmet İnönü önce Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ı Ocak 1944'te emekliye (Yaştan dolayıdır bu emeklilik. Çakmak 68 yaşındadır o zaman. İsmet İnönü bilmektedir ki Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay Başkanı olduğu bir ortamda, Türkçüler’in üstüne gidilemez.) sevk ettirir sonra “top”u Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na atar.

[ Dipnot-1: Yeri gelmişken Turancılık kavramını da değineyim:

Ziya Gökalp’in şiirinde geçen bir beyti vereyim önce:

“Vatan ne Türkiye'dir Türkler’e, ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan. “

Elbette “içeriden” birçok fikir ve tarih adamları “Turancılık’la ilgili tanımlamalar yapmış ve bunu formüle etmişlerdir yazılarında. Bunların içinde “ırkçılık” sınırına varan, temelsiz ve taraftar bulamayan “aşırı perdeler” de vardır. Ama genel ifadesiyle Turancılık, dünyaya yayılmış Türk Milletleri’nin (özellikle komünizm çökmeden önce Sovyetler Birliği ve Çin’in egemenliği altındaki milletler) bağımsızlığını ve kültürel, ekonomik, fikrî vb. birliklerini savunan ülkü. Irkçılık, kafatasçılık gibi ilkel ve gerçekle bağdaşmayan kavramlarla da ilgisi yoktur. Hatta diyebilirim ki “Turan Ülküsü” 90’lı yılların başında komünizmin çökmesiyle birlikte gerçekleşmiştir. Bu cümleden hareketle bugün Türk Cumhuriyetleri dediğimiz ülkeleri “Turan” ülkeleri saymak mümkündür. ]

20. yy. Başları ile 1950 Arası Bazı Örneklemelerle
Milli Eğitimde Türkçe, Edebiyat Öğretmeni Atamaları

Başka derslere atamaları araştırmadım. Branşımla ilgili olanları epey ilginç. Bakanlık yapanlar gibi bizim branşın öğretmenlerinin çoğu ‘dışarı’dan, bir o kadar da âşinâsı olduğumuz yazar ve/veya şair kişiler: Faruk Nâfiz Çamlıbel, tıp mezunu. Uzun yıllar Kayseri Ankara, İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yapar. Orhan Veli, Üniversite terk. Galataray Lisesi’nde çalışır. Ahmet Kutsi Tecer, felsefe tahsil eder. Tâyini Samsun’a çıkar, gitmez. (Müstâfi sayılmak yok galiba o zamanlar (!)) Sonra Ankara Erkek Lisesi’ne atanır ve orada Türkçe öğretmenliği yapar, aynı zamanda yardımcı müdür olur.

Bana en ilginç geleni Tevfik Fikret’tir. Mekteb-i Sultânî’yi (Galatasaray Lisesi) bitirir ve 1894’te Türkçe öğretmenliği yarışmasını kazanarak aynı okulun ilk okul kısmına öğretmen atanır. 1899 başından itibaren ölene kadar da Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapar. İlginç demem şundan: “Bir Lahza-yı Taahhur” (Bir Anlık Gecikme) adlı Sultan 2. Abdülhamid’e suikast girişiminde bulunan bir Ermeni suikastçıyı öven şiiri yazdığında (18 Temmuz 1906) 2. Abdülhamid tahttadır. Ermeni’ye şöyle seslenir Tevfik Fikret:

“Ey şanlı avcı, dâmını beyhûde kurmadın; (dâm: tuzak)
Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!”

Son söz: Yıllardır bize ayakbağı olan “Ermeni Meselesi” karşısında “özür dileriz kampanyası” açan “sözde aydınlar”a rahmet okutacak ne “cevherler” varmış meğer “aydınlar” içinde! Dahası da garip bir tesadüf: Tevfik Fikret 1915 yılında ölür. Ermeni Tehciri’nin başladığı yıl…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 310
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 936
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster